Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Haberiniz Olsun

2 tane "yaratılış" etiketli yazı bulundu "yaratılış" tagli diger ogeler resimler , videolar

Hz. Âdem'in yaratılışı

 

Kur'an'da, Hz. Âdem'in yaratılışı ile alakalı ayetler, kelimelerinin köklerine inilerek tahlil edilecek olursa Hz. Âdem'in yaratıldığı yerde son şekliyle yaratılmış ve kendisine hayat nefhedilmiş olduğu anlaşılacaktır.

Her şeyden önce Hz. Âdem'in yaratılması bir mucizedir. Nitekim Hz. Mesih'in mucize olarak yaratılışı da sadece Hz. Âdem misaliyle anlatılır Kur'an'da. Zira Hz. Mesih'in hilkatini (yaratılış) anlamak ve anlatmak için Hazreti Âdem'in yaratılma mucizesinden başka bir misal bulmak da mümkün değildir. "Allah nezdinde İsa'nın durumu, aynen Âdem'in durumu gibidir. Allah Âdem'i topraktan yaratıp ona 'ol' dedi, o da derhal oluverdi." (Âl-i İmran Suresi, 3/59)

Kur'an'da mucizevî olarak yaratıldığı bildirilen üç kişi vardır: Hz. Âdem, Hz. Havva ve Hz. Mesih. Hz. Âdem'in ne annesi vardır ne de babası.. Bu yönüyle o, anne-babasız olarak yaratılan farklı bir hilkat harikasıdır. Hz. Havva ise, Hz. Âdem'in bir parçasından, yani ondan bir maya, bir temel unsur alınarak yaratılmıştır. Hz. Mesih'e gelince onun anası var, fakat babası yoktur. Bu üç fıtrat garibesinin üçü de Allah'ın mucizesi olarak var edilmişlerdir.

İhtimal, Hz. Âdem'in yaratıldığı balçık, yeryüzünün her tarafındaki çeşitli elementlerin pek çoğundan yani yerin temel unsurlarından alınmıştı. Bugünkü ifadesiyle yerin üzerindeki pek çok element bir araya getirilmek suretiyle bir protein çorbası yapılarak Hz. Âdem'in iskeleti bununla şekillendirilmişti. Bir hadis beyanına göre, yapısını oluşturan unsurların farklı yerlerden alınması dolayısıyla nesli de farklı karakter, renk ve tiplere sahip olacaktı. (Ebu Davut, Sünnet, 16)

Hz. Âdem'e ruh nefhedilmesinin amiplerde olduğu gibi bölünmeyle olmadığı açıktır. Allah onun iskeletini olduğu şekilde yapmış ve daha sonra da onu kendi nefhasıyla canlandırmıştır. Bütün hücreleri baş başa, omuz omuza tutacak olan ruh, işte bu nefha-i ilahidir. "Ben onu düzenleyip insan şekline koyduğum ve içine ruhumdan üflediğim zaman, derhal onun için secdeye kapanınız." (Hicr Suresi, 10/29) ayetinde anlatılan nefha-i İlahi de işte budur.

Hadisin anlattığına göre Âdem (aleyhissalatü ve's selam), kendine geldiğinde aksırıvermiş ve Allah tarafından "Elhamdülillah" demesi kendisine telkin edilmişti. Allah da ona "Yerhamükellah-Allah sana rahmet etsin." diye mukabelede bulunmuştu. Ondan sonda da, cennette ve yeryüzünde Hz. Âdem'in torunları arasında aksırma ve selamlaşma bununla başlamış olur. (Bkz.: Buhari, İsti'zan 1; Müslim, Cennet 28) Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, Hz. Âdem, tedrici bir şekilde yaratılmamıştı; O, bugünkü insanoğlunun şeklinde yaratılmış ve sonra da ona hayat verilmişti. Naslardan (ayet ve hadis) anlaşılan budur. Kur'an'da müteşabih ayetler de vardır. Zat-ı ulûhiyete ve O'nun keyfiyeti bizce meçhul bir kısım icraatlarına dair hakikatler müteşabih ayetlerle anlatılır. Ama Hz. Âdem'in yaratılışıyla alakalı bütün bu nasları müteşabihata irca etmek suretiyle balçığı bir sembolle, boyunun uzunluğunu ve benzeri şeyleri başka sembollerle ifade etmek gibi bir durum olursa, o zaman; Kur'an'da da yeryüzünde de tek hakikat kalmayacaktır. Evet, bu şekilde her söz, tevile kalkışılırsa en açık "Elhamdülillah ben Müslüman'ım" sözünün altında da başka amaçlar aranacak ve "Acaba ben Müslüman değilim" mi demek istedi gibi tevillere gidilecektir...!

Hz. Âdem'i harekete geçiren nefha-i İlahi

Doğrusunu Allah bilir fakat bu konuda akla gelen şudur: Hz. Âdem (aleyhisselam)'ın yaratılış keyfiyeti, -Kur'an'daki ayetler ve sahih hadislerin ışığında- bir balçıktan alınıp hamur veya belli bir protein çorbası şekline getirildikten sonra tahcir edilerek (katılaştırma), ardından kendisine hayat nefhedilmesi şeklinde olmuştur. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi bu, bir mucizedir. Yani tabii hadiselere bağlı böyle bir durumu izah etmemiz mümkün değildir. Evet, Hz. Âdem'in yaratılışı fevkalâdedendir. Aslında diğer yaratmalar fevkalâde değil mi? Elbette ki onlar da fevkalâdedendir; ama esbabın perdedarlığı cihetiyle bunları Allah'ın vaz ettiği kanunlar içinde belli çerçevede izah etmek mümkündür. Tohum toprağa gömülür. Hava, su ona "merhaba" deyince rüşeym başını dışarıya çıkarır. Çıkarmayabilir de ama âdet-i İlahi olarak bu böyle cereyan etmektedir. Sonra da çiçeğe, sümbüle, başağa yürür.

Hz. Âdem'in yaratılmasına gelince, o bunlardan başkadır. İskeletine hayatın nefhedilmesini Cenab-ı Hak, "Tam tesviye edip kıvamına getirdikten, ruhuna göre bir madde verip iç-dış yapısı bütünlüğünü hâsıl ettikten, daha doğrusu potansiyel olarak ahsen-i takvime mazhar kıldıktan sonra kendi ruhumdan ona nefhettim." (Hicr, 15/29) anlamlarına gelen ifadelerle anlatmaktadır. Ruh, her şeyi kemale erdiren, terbiye edip olgunluğa ulaştıran ilahi bir kanun u emridir. (Bkz. İsra Suresi, 17/85) Hz. Âdem'e nefhedilen ruh, yine Rabbinden ona bir emir olarak gelmiştir. -Hâşâ- Cenab-ı Hak için bir ağız, bu ağızda bir nefes mülahaza etmek ve sonra Hz. Âdem'e nefeslenince Hz. Âdem hayata mazhar oldu şeklinde düşünmek tecsimdir (Cenab-ı Hakk'ı bir cisme benzetmek) dolayısıyla da dalalettir. Hayatın nasıl nefhedildiğinin mecazi manaları da vardır. Bunlar müteşabihattır ve biz onların hakikatını idrak edemeyiz. Allah'ı idrak edemiyoruz ki, icraatını idrak edelim. Bildiğimiz tek bir şey vardır: Cenab-ı Hak, harikulâdeden yarattığı Hz. Âdem'e, nezd-i uluhiyetinde bulunan harikulâde bir ruhu, harikulâde bir keyfiyet ile intikal ettirmiştir.

Hâsılı, Hz. Âdem öyle anlaşılmaktadır ki, "Ve nefahtü fihi min rûhî - Ona Kendi ruhumdan nefhettim." (Hicr, 15/29) ayetinde anlatılan bir harikulâde teveccühle mutasavver kaderî bir formattan makdûrî bir keyfiyete yönlendirilmiştir.

Not: Bu metinler Hocaefendi'nin yetmişli yıllarda cami cemaatinin sorularına verdiği cevaplardan derlenmiştir.

ÖZETLE

1 - Kur'an'da, Hz. Âdem'in yaratılışı ile alakalı ayetler, tahlil edilecek olursa Hz. Âdem'in yaratıldığı yerde son şekliyle yaratılmış ve kendisine hayat nefhedilmiş olduğu anlaşılacaktır.

2 - İhtimal, Hz. Âdem'in yaratıldığı balçık, yeryüzünün her tarafındaki çeşitli elementlerin pek çoğundan alınmıştı. Bir protein çorbası yapılarak Hz. Âdem'in iskeleti bununla şekillendirilmişti.zaman

• Yeni yazıları e-posta ile almak için mail adresinizi girin:

Çekim Gücü ve Hareket

 

uzay1 universe_evren evren_5 evren

81 Tekvir Suresi 15-16

15. Hayır o sinenlere yemin ederim.

16. Akarak yuvalarına girenlere.

Bu ayetlerin anlamlarını daha iyi anlamak için önce ayetlerde geçen kelimelerin Arapça anlamlarını inceleyelim. 15. ayette "sinenler" diye çevirdiğimiz kelimenin Arapça'sı "hunnes"tir. "Hunnes"e "akışın tersi, pusma, büzülme, sinme, gerilemek" anlamları verilmektedir.

16. ayette "yuvalarına girenlere" diye çevirdiğimiz deyim ise Arapça "kunnes"tir. "Kunnes"e "belli güzergah, yuvaya girme, hareket halindeki cismin yuvası" anlamları verilmektedir. 16. ayetteki "akış"ı ise "cereyan" kökünden türeyen "cariye" kelimesi karşılamaktadır.

Çekim gücünü bilimsel platformda ilk tarif eden Isaac Newton (16421727) oldu.

Bilimin birçok kanunuyla her an içiçe yaşarız. çekim yasası, hareket yasaları, termodinamik kanunlar her an hayatımızın içindedir. Yemek yerken, tuvaletimizi yaparken çekim kanunları rol oynar. Uzaya çıkan astronotlar Uzay'da yemek yerlerken, tuvaletlerini yaparlarken ancak özel tertibatlar, önlemler sayesinde Dünya yerçekimine göre yaratılmış bedenlerinin Dünya dışındaki ihtiyaçlarını karşılarlar.

Bilim adamlarının bilimsel buluşları, olmayanın keşfi değil, olanın açıklamasını yapmaktır. Çekim gücü Evren'de zaten vardır, fakat çekim gücünün tarif edilmesi, matematiksel formüllerle ortaya konması ilk Isaac Newton(16421727)'a nasip olmuştur. Newton Evren'deki çekim yasasıyla Allah'ın her şeyi yarattığını, yıldızlara, Dünya'ya, Ay'a düzen koyduğunu açıklamış, insanların Dünya'nın üzerinde durmasının rastgele bir şekilde değil, fakat Allah'ın maddeye koyduğu çekim gücü sayesinde olduğunu göstermiştir.

Allah'ın Evren'i hassas dengelerle yarattığını Isaac Newton şu sözleriyle açıklamaktadır: "Güneş'ten, gezegenlerden ve kuyruklu yıldızlardan oluşan bu çok hassas sistem sadece akıl ve güç sahibi bir Varlık'ın amacından ve hakimiyetinden kaynaklanabilir...O, bunların hepsini yönetmektedir ve bu egemenliği dolayısıyladır ki O'na 'üstün Kuvvet Sahibi Efendimiz' denir."

EVRENSEL MATEMATİK

Kuran'da Allah'ın her şeyi bir ölçü ile yarattığı geçer. Herşeyin ölçü ile yaratıldığı iddiası evrene matematiğin hakim olması anlamına gelir. çünkü ölçü konulan ölçülebilir, düzenlidir, matematiksel olarak ifade edilebilir. Newton, Kepler ve Galileo'nun çalışmalarını düzeltti, dakikleştirdi ve maddi Evren'in matematiksel olarak açıklanabileceği yönündeki kuşku ile yaklaşılan görüşü ispatladı. Fiziksel Evren'in ince ölçülerle yürüyen yasalarla işlediği böylece anlaşıldı.

Bilim ancak 1700'lü yıllarda çekim gücünün önemini fark etmiştir. Allah Evren'deki yaratışlarında kullandığı çekim yasasına, kitabı Kuranı Kerim'de 600'lü yıllarda işaret etmiştir. Bu bölümün başında bahsettiğimiz ayetler incelenirse bu ayetlerin çekim gücüne, çekim ile hareket arasındaki dengeye işaret ettikleri anlaşılır. Gerek atomun çekirdeği, gerek gezegenlerin ortasındaki Güneş sinmiş, büzülmüş bir halde bulunmakta, atomdaki çekirdek elektronları, Güneş sistemindeki Güneş ise gezegenleri kendi içine çekerek onları da sindirmeye, büzdürmeye çalışmaktadır. Biz bu güce çekim, yerçekimi diyoruz. Merkezdeki sinmiş çekirdekler, Güneş'ler etraflarındaki elektronları, gezegenleri kendileriyle birleştirmek, bütünleştirmek isteyerek, onları da büzmeye, kendileri gibi sindirmeye yönelik kuvvet uygularlar. Böylelikle Tekvir suresi 15. ayette geçen "Hunnes" kelimesinin çekim gücünü ifade ettiği hiçbir zorlama yapılmadan anlaşılmaktadır.(Unutulmamalıdır ki Kuran'ın indiği dönemde insanlar yerçekiminin varlığından haberdar olmadıkları için terim olarak "yerçekimi" kelimesi yoktu. Kuran yerçekimini tarif için yerçekiminin fonksiyonu olan "Hunnes" [merkeze doğru çekilme, büzülme, sinme] kelimesini kullanıp bu güce dikkat çeker.)

Atomun çekirdeğinin çekimine rağmen elektronlar çekirdeğe yapışmaz. Güneş'in çekimine rağmen de gezegenler Güneş'e yapışmaz. Elektronları çekirdeğe yapışmaktan, gezegenleri Güneş'e yapışmaktan kurtaran elektronların ve gezegenlerin hareketidir. Tekvir suresi 16. ayette geçen "cariye" kelimesi "akışı, hareketi" ifade eder ki çekimden kurtulmayı sağlayan unsuru ifade etmesi bakımından bu önemlidir. Galaksilerden atomlara kadar tüm yapılar çekim kuvvetine karşı hareketin merkezkaç kuvveti oluşturmasıyla var olabilmektedir.

"Hunnes"e yani büzüşmeye, çekime yönelik kuvvete karşılık elektronlar, gezegenler çekirdeğe, Güneş'e yapışsalardı Evren'de ne bir gezegen, ne bir Güneş sistemi, ne yörüngeler, ne canlılık, ne de bu ihtişam var olurdu. "Cariye"ye göre yani "harekete, akışa" göre elektronlar, gezegenler Evren'e rastgele dağılsalar, çekimden (Hunnes'ten) tamamen kurtulsalardı, yine ne galaksiler, ne hayvanlar, ne bitkiler, ne renkler, ne de biz var olurduk. Bu iki ayrı oluşum sayesinde elektronlar kendi yuvalarında, yörüngelerinde, gezegenler kendi yuvalarında, yörüngelerinde hareket ederler. Bu yuvada olmayı da 16. ayetteki "Kunnes" kelimesi mucizevi bir şekilde ifade etmektedir. Kuran yerçekimindeki merkeze çekişi "Hunnes" kelimesiyle, bu çekimden kurtulmayı sağlayan hareket unsurunu "cereyan" kelimesiyle ve her iki unsur sayesinde oluşan yörüngede olmayı "Kunnes" kelimesiyle anlatır. Böylece Kuran, yerçekimiyle ilgili terminolojinin var olmadığı bir dönemde, yerçekimine bağlı oluşumları açıklamıştır.

ATOMLARDAN YILDIZLARA HEP HARİKULADELİK

Daha önce de gördüğümüz gibi Kuran'ın bazı ayetlerinde Allah bazı yaratılışlara, olaylara dikkat çekmek için olaylar üzerine yemin etmiştir. Bu bölümde incelediğimiz ayetlerdeki yemin edilen unsurlar hem Allah'ın Evren'deki mükemmel yaratışlarını, hem de Kuran'ın ifadelerinin mucizeliğini bir kez daha inattan arınmış zihinlere göstermektedir.

Vücudumuzda sayamayacağımız kadar çok sayıdaki atomların çekirdeklerindeki protonlar çekim gücü uygulamakta, elektronlar ise hareketleriyle bu çekimden kaçmakta, fakat yörüngelerini de aşmamaktadır. Atomun içindeki bu oluşumlar nükleer çekirdek kuvvetiyle, atomdaki elektriksel kuvvetle uyumlu bir şekilde sürekli faaliyet içindedir. Bir sandalyeye oturduğumuzda "ben" dediğimiz vücudumuzun atomları sandalyeyle karışsa, yere uzandığımızda vücudumuzun atomları yerle karışsa, "ben" dediğimiz atom topluluğu olan varlıktan eser kalır mıydı? Ya oturduğumuz sandalyenin elektronları ile vücudumuzun elektronları çarpışıp bir karmaşa çıksa, ya da yere uzandığımızda yerdeki atomların çekirdeklerindeki çekim gücü, vücudumuzdaki atomları karıştırsaydı var olabilir miydik? Tabi ki hayır. Varlığımızdan ne eser kalırdı, ne de var olabilirdik. Varlığımız hem çekimlerin, hem hareketlerin, hem diğer kuvvetlerin ayrı ayrı yaratılmalarıyla, hem de tüm bu kuvvetlerin mükemmel bir uyumla beraber faaliyet göstermeleriyle mümkün olmaktadır.

Yoktan ortaya çıkan kuvvetler, bu kuvvetlerle yaratılan harikulade atomlar, harikulade yıldızlar, harikulade yaratılışlar. Herşey bize Allah'ı hatırlatıyor...

• Yeni yazıları e-posta ile almak için mail adresinizi girin:

Web Stats