Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Haberiniz Olsun

5 tane "polis" etiketli yazı bulundu "polis" tagli diger ogeler resimler , videolar

Ağır yaralı polisler, sürekli Kelime-i Şehadet getirdi

kahraman polisler ABD Başkonsolosluğu'nda meydana gelen silahlı saldırının ardından olay yerine gelen 112 Acil Servis kurtarma ekipleri, yaralılara müdahale anını anlattı.

Ekipler, şehit olan ağır yaralı polislerin hastaneye taşınırken sürekli Kelime-i Şehadet getirdiklerini söyledi. Star TV ana habere konuşan Acil Servis ekipleri, teröristlerin, kendileri olay yerine vardıklarında ölmüş olduklarını anlattı. Hemen yaralı polislere müdahale ettiklerini söyleyen sağlıkçılar, hastaneye taşınan ancak yaşamını yitiren polislerin ambulansta sürekli Kelime-i Şehadet getirdiklerini ve silahlarını ellerinden bırakmadıklarını aktardı. Bu arada saldırıda şehit olan polislerin, yaralanıp yere düşmelerine rağmen çatışmaya devam ettikleri belirtildi. İstanbul Valisi Muammer Güler, yaralı polis memurları Osman Dağlı ve Ferit Özcan'ı hastanede ziyaret etti. Güler, "Osman Dağlı dirseğinden yaralı. Bizzat çatışmanın içinden çıkan bir yaralımız. Kahramanca da görevini yaptı." dedi.

PMYO 2008 Puan Hesaplaması

pmyo PMYO 2008 GİRİŞ SINAVI SORU DAĞILIMI VE BAŞARI PUANI HESAPLAMASI..

Cevap kağıtları ÖSYM'de optik okuyucu ile okunacak ve bilgisayarla değerlendirilecektir.

Değerlendirmede Genel Yetenek ve Genel Kültür için ayrı ayrı doğru ve yanlış cevapların sayısı saptanacak, doğru cevap sayısından yanlış cevap sayısının dörtte biri çıkarılarak adayın her bölüm için alınmış olduğu ham puanlar bulunacaktır.

Adayın başarı puanı tespit edilirken;

Genel Yetenek ve Genel Kültür ham puanları toplanarak, 100/120 ile çarpılacak ve böylece yüz (100) tam puan üzerinden Başarı Puanı hesaplanacaktır. Başarı sırası belirlenirken; başarı puanlarının eşit olması durumunda Genel Yetenek ham puanı yüksek olan adaya, Genel Yetenek ham puanlarının eşit olması durumunda ise yaşı küçük olan adaya öncelik verilecektir.

Adaylar sınav sonuçlarına ilişkin itirazlarını, sonuçların internette açıklanma tarihinden itibaren en geç 10 gün içerisinde ÖSYM'ye yapacaktır. ÖSYM süresi içinde yapılan itirazları inceleyecek, sonuçlarını adaylara 20 gün içerisinde posta ile bildirecektir. Süresi geçtikten sonra yapılan itirazlar dikkate alınmayacaktır.

Açıklamalardan 4 yanlış cevabın 1 doğruyu götürdüğü anlaşılıyor,

örneğin

genel kültür için 48 sorudan 32 doğru 16 yanlış yapan birisinin ham puanı 28 dir.

genel yetenek için 72 sorudan 60 doğru 12 yanlış yapan birisinin ham puanı 57 dir.

ham puanlar toplanarak 57+28 = 85 çıkıyor

daha sonra 100/120 ile çarpılınca 70,83 başarı puanı hesaplanıyor.kaynak:polishaber

Ehliyetler değişecek mi?

ehliyet Emniyet Genel Müdürlüğü, T.C. kimlik numarası bulunmayan sürücü belgeleri ile ilgili açıklama yaptı.

Emniyet Genel Müdürlüğü Basın ve Halkla ilişkiler Şube Müdürlüğünden yapılan yazılı açıklamada, son günlerde bazı internet sitelerinde, 2009 yılı sonuna kadar sürücü belgeleri üzerinde T.C. kimlik numarası olmasının zorunlu olduğu, bu nedenle 2009 yılı sonuna kadar tüm sürücü belgelerinin zorunlu olarak değiştirileceği yönünde haberler görüldüğü belirtildi.

Açıklamada, haberlerde ayrıca, maddi hasarlı trafik kazaları ile ilgili 01 Nisan 2008 tarihinde başlanılan yeni uygulama için de üzerinde T.C. kimlik numarası bulunan yeni sürücü belgelerinin gerektiği yönünde iddialar bulunduğu ifade edildi.

Düzenlenen sürücü belgeleri üzerine belge sahibinin T.C. kimlik numarasının yazılması uygulamasına 15 Şubat 2007 tarihinden itibaren başlanıldığı hatırlatılan açıklamada, ayrıca, zayi ve yıpranma gibi nedenlerle sürücü belgesini değiştirme durumunda olan vatandaşlara, üzerinde T.C. kimlik numarası bulunan sürücü belgesi verildiği belirtildi.

Açıklamada, “İddia edildiği gibi T.C. kimlik numarası bulunmayan sürücü belgelerinin belli bir süre içinde değiştirilme zorunluluğu bulunmamakta olup gerek trafik denetimlerinde, gerekse diğer trafik işlemlerinde (trafik kazaları gibi) vatandaşlarımız mevcut sürücü belgelerini değiştirmeksizin kullanabileceklerdir” denildi.

Türkiye cumhuriyeti döneminde polis hizmetleri

 

260303_polis02 yemin polis robcop polis Polis_Motorlu olis4

olis1 Kuruluşunu Düzenleyen Mevzuattaki Gelişmeler

Hükümet, Türk polisini ilmi ve teknik esaslara göre düzenlemek için Avrupa’nın çeşitli ülkelerine memurlar göndererek bilimsel ve teknik sahalarda yetişmelerini sağladı. Hatta Avusturya’dan iki mütehassıs getirilmiştir.

Ülkede modern bir polis teşkilatının kurulması amacıyla yapılan hazırlık mahiyetindeki çalışmalar, 2049 sayılı Polis Teşkilat Kanununun yayımlanmasına Kadar devam etmiştir. Ancak, bu zaman içerisinde emniyet işlerini, 1329 tarihli Polis Nizamnamesi’ndeki teşkilata göre idare etmenin imkansızlığı karşısında her yıl bütçe kanununa bağlı kadro cetvelleriyle bu teşkilatta zaman zaman değişiklikler yapılmıştır.

Esasen 1921 Kanuni Esasi’si tarafından idari yapıda, merkeziyet usulünün bütün unsurlarının öngörüldü­ğü, 10. maddesiyle Türkiye’nin vilayetlere, kazalara ve kazaların da nahiyelerden oluştuğu, bu yıllarda ülkenin bütün il merkezlerinde polis teşkilatının kurulmuş olduğu ve teşkilatların başında, bütün illerde Emniyet Müdürü bulundurmak imkanı olmadığından, bazı illerde serkomiserlerin ve bazı doğu illerinde de komiser muavinlerinin teşkilatı yönettiği, birçok kaza ve nahiyede ise; emniyet ve asayiş işlerinin jandarma tarafından yerine getirildiği görülmektedir.

1924’te Emniyeti Umumiye Müdürlüğüne bağlı olarak yeni birimler oluşturulmuş ve Umum Mü­dürden başka, bir Umum Müdür Muavini, Üç Şube ve Evrak Memurluğu ve Polis Mecmuası Müdürlüğünden oluşmuştur. 1341 senesinde, üçüncü şubeden levazım işleri alınarak, Levazım ve Kısmı Fenni adıyla oluşturulan beşinci şube müdürlüğüne verilmiştir.

1930 senesinin haziran ayında yürürlüğe giren 19 Mayıs 1930 tarih ve 1624 sayılı Dahiliye Vekaleti Merkez Teşkilatı ve Vazifeleri Hakkındaki Kanun çıkarılmıştır. Kanuna göre; Emniyet-i Umumiye Müdürlüğü adı Emniyet işleri Umum Müdürlüğü olarak değiştirilmiştir. Memurin ve Levazım Müdüriyeti birleştirilerek üçüncü şubeye bu isim verilmiştir. Beşinci şube de teknik işlere ayrılmıştır. Parmak izi, ayak izi, fotoğraf tetkiki ve bunlardan bir sonuca vararak olayların aydınlatılması için bu şubenin ihtiyaçları karşılanmış ve o günün şartlarında modern bir şekle getirilmiştir. Azınlıklar ve yabancıların işleri; dördüncü şubeye verilerek, altıncı şube kaldırılmıştır. Bu durumda, Emniyet işleri Umum Müdürlüğü’nün merkez teşkilatı, beş şube ile müstakil bir evrak kaleminden oluşmaktaydı. Birinci şube; memleketin genel güvenliğiyle ilgili işleri, ikinci şube; idari, beledi ve adli işleri,  Üçüncü şube; özlük işleri, öğretim, saymanlık, donatım işleri, Dördüncü şube; yabancılarla ilgili  işleri, Beşinci şube; teknik, istatistik ve yayın işleri, Evrak bürosu; Umum Müdürlüğe ait haberleşme, iş sahiplerinin başvurularını kabul ve sonuçlandırma işlerini yürüten bölümlerden oluşmaktaydı.

Emniyete ait mevzuatın bütün olarak yenilenmesi yönünden önemli ilk adım 30 Haziran 1932 tarihli ve 2049 sayılı Polis Teşkilat Kanununun çıkarılması olmuştur. Bu kanunla, 2 Mayıs 1329 tarihli Polis Nizamnamesinin bu kanuna aykırı hükümleri yürürlükten kaldırılmış ve Cumhuriyet polisinin yeni teşkilat esasları kurulmuştur.

1932 senesi Eylül ayı başında yürürlüğe konan bu kanun; merkez ve taşra kuruluşlarına ait ilkeleri, kadroları ve derecelerini, mesleğe giriş şartlarını, seçme, atama, yükselme, yer ve görev değiştirme usûllerini ve teşkilat içinde görevli kurullar ile disiplin suç ve cezalarını düzenleyen 46 maddeden oluşmakta idi.

Bu kanun gelişmelere ayak uyduramadığı ge­rekçesiyle 4 Haziran 1937 tarihinde kaldırıl­mış, yerine neşir tarihi 12 Haziran 1937 olan 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu yürürlüğe konmuştur.

Bu kanun Emniyet Teşkilatında yapı ve fonksiyon itibariyle yeni birimlerin oluşmasına sağlamış, daha önce şube olarak hizmet veren birimler çoğaltılmış ve Daire Reislikleri olarak faaliyete geçmiştir. Buna paralel olarak da personel sayısı artmıştır. Ayrıca emniyet teşkilatının bölümleri, meslek dereceleri, mesleğe kabul ve tahsil şartları, meslekten çıkma ve çıkarılma ve disiplinle ilgili hususlar tekrar belirlenmiştir. Bu kanun 98 maddeden ibaret olup, bugünkü teşkilatlanmanın dayanağıdır. Yayımlandığı günden zamanımıza kadar ortaya çıkan ihtiyaçları gidermek amacıyla birçok değişikliğe uğramıştır.

Görev ve Yetkilerini Düzenleyen Mevzuattaki Gelişmeler

Çeşitli kanunlarda yer alan görev ve yetkilere ait hükümlerin sistemli bir şekilde toplanarak icra edilmesinin gerekliliği üzerine 4.7.1934 tarih ve 2559 sayılı “Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu” çıkarılmıştır. Bu kanun 28 maddeden ibaret olup, görev ve yetkilerin kullanılmasının hukuki dayanağı niteliğindedir. Yayımlandığı günden zamanımıza kadar ortaya çıkan ihtiyaçları gidermek amacıyla değişikliklere uğramış ve bazı maddeler eklenmiştir. 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu polisin görev ve yetkilerini genel hükümler halinde belirlemektedir.

Yeni Birimlerin Kurulmasını Sağlayan Mevzuattaki Gelişmeler

1953 yılına kadar trafik problemi belediyelerce hazırlanan Seyrüsefer Talimatnamesi ile 2559 sayılı PVS ve Jandarma Vazife ve Selahiyet Nizamnamesinin getirdiği yükümlülüklerle giderilmiştir. Trafik probleminin halli için ayrı bir teşkilatın kurulması zorunlu hale gelmiştir.

POLİSİN HİZMETE GÖRE TAKSİMİ

Hizmete göre polis; idari, adli, siyasi ve trafik olmak üzere dörde ayrılır. Bu ayrım eski polis nizamnamelerimizce de Kabul edilmiş olan tasnife dayanmaktadır.

İdari (Önleyici) Polis

Sosyal ve genel düzenle ilgili kanun, nizam ve emirlerin yapılmasını sağlayan, suçu oluşundan evvel önleyici tedbirler alan polise idari polis denir, idari polise, eskiden düzenlik ve zabıtaya mania polisi denirdi, idari polis, önleyici, koruyucu ve yardım edici görevleri yapmak için suç oluşturan unsurları göz önüne alarak o mahalde merkez, karakol, nokta, devriye ve motorlu ekipler kurar. Yurt içine zararlı kişi ve maddelerin girmemesi için giriş kapılarında gerekli kontrolleri yapar, umuma açık yerlerde suçların oluşmaması için tedbirler alır. Ruhsatsız silahları yakalamak için aramalar yapar, genel ahlaka uygun olmayan hareketleri önler. Açılması izne bağlı yerlerden izinsiz açılanları kapatır. Halkı rahatsız edici hareketlerin olmamasını sağlar. Toplu hareketlerin, gösteri yürüyüşlerinin, grevlerin kanun içerisinde devamını sağlar, sarhoş, alil ve acizlerin yardımına koşar, terkedilmiş çocukların ilgili müesseselere yerleştirilmesine dair hizmetleri yapar. Sine­ma, tiyatro gibi yerlerdeki toplu çıkışlarda suçların oluşmasını önler ve bunun dışındaki diğer önleyici zabıta hizmetlerini görür.

İdari kolluğun en belirgin özelliği, önleyici nitelikte olmasıdır, idare, kanunların suç saydığı fiillerin oluşmaması için önceden bazı önlemler alır ve uygular, emir ve yasaklar koyar, gerektiğinde kuvvet kullanarak bu faaliyetleri engeller.

Eğer olmuşsa devamına engel olarak kamu düzenini sağlamış olur ve düzenin devamlı olmasını Temin Eder. idari kolluk, kural olarak suçluları izleyici, delilleri toplayıcı değil, düzenleyici, önleyici ve durdurucudur.

Adli (Kovuşturucu) Polis

Adli polis, en az tam teşekküllü bir polis karakolu bulunan yerlerde adli işlerle uğraşmak üzere, Emniyet Genel Müdürlüğü kadrosundan ayrılan görevlilerden oluşan kısımdır. Karakol istenilen düzeyde teşkilatlanmaya sahip değilse, personelin bir kısmı veya hepsi bu görevde çalışır.

İl Emniyet Müdürlüklerinde adli polis görevi için şube kuruluşuna gidilmiştir. Ancak karakollar da kovuşturucu polis görev yapmaktadır.

Suç soruşturmaları, Emniyet Teşkilat Kanununda yer alan temel prensiplere uygun olarak, yetkili adli makamların talimatları doğrultusunda yapılır. Kamu düzenini bozucu bir suç işlendiğinde adli polis delilleri toplamak, suçu işleyen şahısları yakalamak, C.Savcısı adına soruşturmayı yürütmek ve suçluları adalete tes­lim etmekle yükümlüdür. 2559 sayılı PVSK’nun 2. maddesi 6. bendinde de  polisin adli görevi belirtilerek “işlenmiş olan bir suç hakkında Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ile diğer kanunlarda yazılı görevleri yapmak” diye belirtilmiştir, idari polis, adli polise gerekli hallerde veya savcının isteği üzerine yardımla mükelleftir, idari polis, adli polisi ilgilendiren bir olay karşısında kaldığı zaman, bir taraftan adli polis görevini yerine getirmekle beraber, diğer taraftan adli polisi haberdar eder ve adli zabıta gelince işi ona bırakır. Teorik olarak adli ve idari polis görevlerini ayırmak mümkün olmakla birlikte, tatbikatta bunların görevlerinin sınırlarını ayırmak mümkün değildir.

Siyasi Polis

Siyasi polis; yurdun genel güvenliğine karşı her türlü hareket ve tecavüzü önceden Haber alan ve sanıklarını yakalayıp adalete teslim eden polistir. Anayasanın koyduğu demokratik düzeni ve yurt bütünlüğünü bozmaya ve yıkmaya yönelen propagandaları, gizli örgüt faaliyetlerini izler ve tespiti halinde suçlularını adalete teslim eder. Bu tür faaliyetleri çok gizli ve kurnaz taktiklerle yerine getirir. Her şeyden önce tehdit ve tehlikenin ne olduğu, güvenlik vasıtaların halihazır durumunu gözden geçirir ve durum tahlili yapar.

Bundan sonra aktif bir şekilde operasyonların icrasına imkan verecek sızma ve benzeri çalışmalara geçer. Bunu yaparken devlet güvenliğini aleyhine tertipler içinde bulunan örgüt ve grupların metod ve hedeflerini belirler ve bunları hukuki delillerle ispat suretiyle adalete intikalini sağlar.izmirpolis.gov.tr

Cumhuriyet Öncesi Türk Polis Teşkilatı

 

toplum polisi olis2 kadın polis eski polis resimleri www_yeniresim_com_-_Meslek_Resimleri_-_Polis_-_Polis_Amblem olis1 olis osmanlıda polis eski polis resimleri1 emniyet

ESKİ TÜRKLERDE POLİS

İnsanların toplum içinde yaşamak ihtiyacı, özgürlük ihtiyacından daha eski ve öndedir. Toplumlar binlerce yıl özgürlüksüz yaşayabilmişler, fakat düzensiz ve güvensiz yaşayamamışlardır. Devlet olarak örgütlenmiş toplumlarda, toplum düzeninin ve güveninin sağlanması Devletin en başta gelen ödevidir. Devletin bu ödevi, ulusal savunma ihtiyacı ile birlikte devlet kadar eskidir.

Polis tarihi Türk tarihi ile başlamıştır. Tarih boyunca çeşitli devlet kurmuş olan Türkler kamu düzeni ve güvenliğini ulusal savunma ile birlikte yürütmüşlerdir.

Eski Türkler’de kamu düzen ve güvenliği işleri Subaşı’lar tarafından yürütülmüştür. Kabile halinde yaşadıkları dönemde Türkler, orduyu sevk ve yönetenlere “Subaşı” adını vermişlerdir. Su, asker, komutan, ordu ve subaşı, başkomutan anlamında kullanılmıştır. Kabileler birleşip toplum büyüyünce Kağan ortaya çıkmış, Subaşılar savaşta belli birliklere komuta etmeye başlamış, barışta da bulundukları bölgenin güvenliğini sağlamışlardır. Böylece Subaşıların rolleri küçülmüş ve belli görevlerin yöneticileri olmuşlardır. Bilinen en eski Subaşı, VIII. Asra ait TONYUKOK Kitabesinde ismi yazılı olan İNALKAĞAN’dır. Büyük Selçuklu İmparatorluğunun kurucusu Selçuk Bey de bir Subaşıdır. Keza Anadolu Selçuklularında da il merkezlerinde askeri ve mülki işlere bakan komutanlara subaşı denilmiştir. Bunlar bulundukları yerlerin kamu düzen ve güvenliğini sağlamışlar, savaş zamanında ise çevrelerindeki ilçe ve köylerin tımarlı sipahilerine komuta etmişlerdir. Anadolu Selçuklu Devletinin yıkılışından sonra, Anadolu’da kurulmuş olan beyliklerde askeri komutana “Subaşı” denilmiştir. Örneğin Aydınoğlu Mehmet Bey de aynı ordunun subaşılığını yapmıştır. Keza XVI. Asrın ortalarında, Karamanoğullarının da Nizamüddin Bekler adında bir subaşısı bulunduğu anlaşılmıştır.

Özetle belirtilecek olursa, Eski Türklerde kamu düzeni ve güvenliği belli yasalara uygun olarak yürütülmüştür.

Oğuz Han’ın Oğuz Türesi,

Cengiz Han’ın Uluğ Yasası,

Timur’un Tüzük katı o devirlerin belli başlı hukuk kuralları örnek olarak gösterilebilir.

Bu yasalarda, suçların önlenmesi kadar işlenen suçlarda suçluların yakalanmasına da önem verilmiştir. Eski Türklerde Polis Teşkilatı bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere askeri teşkilat içinde yer almış ve Askeri özellikler göstermiştir.

OSMANLI’DA POLİS

1299-1453 Dönemi

Bilindiği üzere Türkler, Orta Asya’dan Anadolu’ya gelerek Söğüt ve Domaniç bölgelerine yerleşmiş ve bir beylik kurmuşlardır. Kuruluş döneminde toprakları çok az olan Osmanlı Beyliği’nin yönetim teşkilatı da ona göre kurulmuştur. Devletin başında bulunan bey, hem askeri hem mülki gücü şahsında toplamış, tayin etmiş olduğu komutanlar ve kadılarla ülkesini yönetmiştir.

Osman Bey Karahisarı ele geçirdiği zaman, kentin yönetimini oğlu Orhan Bey’e vermiş ve onun yanına arkadaşı olan Gündüz Alp’i de Subaşı olarak tayin etmiştir. Bu kişi bugünkü anlamda ilk Polis Amiridir. Subaşılar barış döneminde savaş için gerekli olan askerleri disipline etmek ve eğitmekle birlikte, kentin dirlik ve düzenini de sağlamışlardır. Savaş zamanında ise yetiştirdikleri kıtalara komuta etmişlerdir.

Anlaşılacağı üzere eski Türklerde olduğu gibi Osmanlı Türklerinde de Polis Teşkilatı, Askeri Teşkilat kadrosu içinde yer almış, askeri amirler aynı zamanda Polis Amiri olarak da görev yapmışlardır. Devlet ve ordu teşkilatı zamanla büyümüş devletin başında mutlak bir kudrete sahip ve en büyük adli, askeri ve mülki amir olan padişahlar yer almışlardır. Padişahlar bütün yönetsel, askeri ve bunlarla birlikte ülkede kamu düzen ve güvenliğinin sağlanması işlerini, devlet ricali ve halk karşısında kendilerini temsil eden sadrazamlar vasıtasıyla yürütmüşlerdir. Bu nedenle sadrazamlar, bütün Polis Teşkilatının görevlerini başarmak için özel memurlar, tebdil çuhadarları kullanmışlardır.

Sadrazamın yanında yer alan subaşılar, yasakçı adı verilen askerlerle başkentin dirlik ve düzenini sağlamışlar, XIV. asrın ortalarına doğru yasakçıların yanında, gece bekçiliği yapan ASESBAŞI’lar oluşturulmuştur.

Fatih Sultan Mehmet’in 1453′te İstanbul’u almasına kadar, Osmanlı Devlet Teşkilatında en büyük komutan veya askeri komutan anlamına gelen subaşıların yönetimindeki askeri birlikler, dış güvenlik yanında ve aynı zamanda iç güvenliğin sağlanmasıyla da görevlendirilmişlerdir. İstanbul’un fethinden sonra, yeniçeri teşkilatı gelişmiş, askeri komutanlık başka adlarla ifade edilmeye başlanılmış ve subaşılık yavaş yavaş sadece şehir ve kasabaların dirlik ve düzenine ve hatta belediye imar işlerine bakan kimselerin ünvanı olmuştur. Bu dönemde başkent dışındaki illeri yöneten Beylerbeyi ve sancakları yöneten Sancak Beyleri emirleri altındaki askerlerle bulundukları bölgelerin kamu düzeni ve güvenliğini sağlamışlardır.

1453 - 1826 Dönemi

Yeniçeri teşkilatının gelişerek genişlemesi üzerine İstanbul’un düzen ve güvenliğinin sağlanması işleri başta Yeniçeri olmak üzere Bostancı, Cebeci, Topçu gibi askeri ocaklar ile Kaptan-ı Derya askerlerine intikal etmiş ve İstanbul, Yeniçeri Ağası, Bostancıbaşı, Cebecibaşı, Topçubaşı ve Kaptanpaşa arasında bölgelere ayrılmıştır.

Emniyet makamları; Sadrazam, Yeniçeri ağası, Falakacı, Cebecibaşı ve Cebeciler, Kaptanpaşa, Topçubaşı ve Topçular, Bostancıbaşılar, Kadı ve Böcekcibaşından oluşmuştur. En büyük sorumlu olan Yeniçeri Ağası, suç işleyenleri Falakacılara dövdürmüş ve hapsettirmiştir. Falakacılar, Yeniçeri Ağasının emri altında, falaka taşıyan acemi oğlanlardan oluşmuştur.

Cebecibaşı ve Cebeciler; Ayasofya, Kocapaşa ve Ahırkapı taraflarının, Kaptanpaşa; Kasımpaşa ve Galata semtinin, Topçubaşı ve Topçular; Tophane semti ile Beyoğlu’nun, Bostancıbaşı ve Bostancılar; Üsküdür, Eyüp, Kağıthane, Boğaziçi, Kadıköy, Adalar ve Kağıthane, Boğaziçi, Kadıköy, Adalar ve Ayastebanos’un, kamu düzen ve güvenliğini sağlamışlardır. Böcekçibaşılar ise, suçluları izleme ve yakalama işleriyle uğraşmışlardır. Ayrıca Başkent’de sadrazamın, illerde de valilerin emrinde “Baştebdil” adı verilen İstihbarat Şefi çalışmıştır. Bu dönemde “Kadı”lar da polis görevi yapmaya devam etmiş, Sadrazam ve Yeniçeri Ağası’ndan sonra, Adli, İdari ve Yerel Yönetim işleri yanında, İstanbul, Galata, Üsküdar ve Eyüp Kadılıkları, polisiyle işleri, özellikle ahlak zabıtasına ait işlerin yürütülmesinde polis amiri olarak görev yapmışlardır.

Taşrada ise, Kapıkulu ve Eyalet Askerleri iç düzen ve güvenliğin sağlanmasından sorumlu tutulmuş, şehir ve kasabalarda Kollukçular, Yasakçılar, Bekçiler, Edirne Şehri ve çevresinde Bostancı Ocağı, Halep ve çevresinde Çöl Beyleri polis hizmeti görmüşlerdir.

Osmanlı İmparatorluğunun gerilemeye ve yönetiminin çözülmeye başlamasıyla birlikte kamu güvenliğini sağlamakta görevli Yeniçeriler, meyhanelerde sarhoş olup, halka saldırmaya, kadın hamamlarını basmaya başlamış, emniyet ve asayişten sorumlu olanların kendileri emniyet ve asayişi bozmuşlardır.

Keza, iç güvenliğin bozulmasında bu işlerle görevli memurlar büyük rol oynamışlardır. İmparatorluğun diğer kurumları gibi, gerileme dönemlerinin koşulları altında, son derece bozulmuş olması ve devletin başına bela kesilmesi yüzünden Yeniçeri Ocağı 18 Haziran 1826 tarihinde padişah II. Mahmut tarafından ortadan kaldırılmıştır.

1826 - 1845 Dönemi

Yeniçeri Ocağının 1826 yılında kaldırılmasından sonra, İstanbul’da Asakiri Muntazama-i Hassa (Asakir-i Mansure-i Muhammediye) isimli ve polisiye hizmetleri de yapmak üzere yeni bir Askeri teşkilat kurulmuş, Serasker denilen bu teşkilatın komutanı, iç güvenliğin sağlanmasına ait Yeniçeri Ağası’nın yetkilerine sahip olmuştur. Böylece Yeniçeriler ve Yeniçeri Ağası yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye ve Serasker geçmistir.

1826 yılında çıkarılan İhtisap Ağalığı Nizamnamesi ile, bir İhtisap Nezareti kurulmuş ve bu nezarette çalışanlar, kolgezmez ve güvenlik hizmetlerini yürütmekle görevlendirilmişlerdir. 1834 yılında, Anadolu ve Rumeli’nin bazı eyaletlerinde Asakir-i Redife adıyla bir askeri teşkilat kurulmuş ve bu teşkilatın Serasker denilen komutanı keza Yeniçeri Ağasının İç Güvenlik konusundaki yetkilerine sahip olmuştur.

Bu dönemde, gerek başkent İstanbul’da ve kısımlarında, gerekse taşrada, polis hizmetleri birbirinden farklı örgütler, örneğin İstanbul’da İhtisap Nezareti ve eyaletlerde Sipahiler tarafından yürütülmüş, kuvvetlerin emir ve komutasında birlik ve bütünlük sağlanamamıştır. Bu karışıklık 1845 yılına kadar sürmüş, yurdun her tarafı için aynı yapıda ve fonksiyonel bir polis teşkilatı kurulamamıştır.

1845 - 1879 Dönemi (Polis Teşkilatinin Kurulusu)

Yeniçeri Ocağının kaldırılmasından sonra gerek Osmanlı başkentinde ve gerekse illerde iç güvenlik hizmetlerinin eskisiyle kıyaslanmıyacak ölçüde gelişmesine rağmen güvenlik hizmetlerinin birçok makam ve kişilere bağlı olarak yürütülmesi uygulaması sürmüştür. Örgütlenme açısından ve uygulamadaki bu karışıklığı ortadan kaldırmak amacıyla 10 Nisan 1845′de (12 REBİ - ÜL EVVEL 1261) İstanbul’da “POLİS” adıyla bir teşkilat kurulmuş, yeni kurulan polis teşkilatının görevleri yine aynı tarihte yayınlanan Polis Nizamnamesinde belirtilmiş ve bu durum yabancı elçiliklere de bir yazıyla duyurulmuştur.

Bugüne değin kaynağının ne olduğu bilinmeyen 1845 tarihli Polis Nizamnamesinin kaynağının 12 Messidor an VII (1 Temmuz 1800) tarihli “PARİS EMNİYET MÜDÜRÜNÜN GÖREVLERİNİ DÜZENLEYEN KARARNAME” adlı metin temel alınarak hazırlandığı belirtilmiştir.

Yapılan araştırma ve incelemeleri gerçekten de 1845 tarihli Polis Nizamnamesi’nin kendisinden yarım yüzyıl kadar önce çıkarılan “Paris Emniyet Müdürü’nün Görevlerini Düzenleyen Kararname” ile madde madde karşılaştırılması sonucunda kaynağının bu metin olduğunu ortaya koymaktadır.

“Polis” adıyla ilk kez kurulan teşkilata ve yabancı elçiliklere de duyurulan 17 maddelik Polis Nizamnamesi ile getirilen yeniliklere rağmen karışıklıklar tümüyle ortadan kaldırılamamış, Başkentte polis hizmeti Yeniçeri Ağası yerine geçen Serasker, İhtisap Ağası ve Polis adını taşıyan bir teşkilat tarafından yürütülmeye başlanmıştır. Taşrada polis hizmeti ise, sipahiler ve İstanbul’da olduğu gibi memleketin birçok illerinde kurulan Asakir-i Mansure Alaylarına verilmiştir.

1846 yılında yayımlanan bir genelge ile polis hizmetlerinin serasker tarafından yönetilmesinin askerlerin asıl görevlerini aksattığı belirtilerek yalnızca polis hizmetlerini yürütmek üzere ve seraskerlikten bağımsız olarak “Zaptiye Müdürlüğü, Zaptiye Müdür Yardımcılığı” ve polisle ilgili yasaları hazırlamak için, “Zaptiye Meclisi” kurulmuştur. Kısa bir süre sonra da bu meclis kaldırılmış ve yerine “Divan-ı Zaptiye” ve “Meclis-i Tahkik” kurulmuştur. Böylece hem İstanbul hem de illerin güvenlik işleri Zaptiye Müşiriyetince yürütülmüş ve bu makam, teftiş memurlarıyla ikinci defa olarak 1867 de kurulmaya girişilen polis teşkilatının bağlı olduğu tek yer olmuştur. Bu Tevhidi Zabıta Dönemi 1879 yılına kadar devam etmiştir. Bu yılda Zaptiye Müşiriyeti kaldırılmış ve yerine görevi sadece polis işlerini kapsayan Zaptiye Nezareti kurulmuş, Polis ve Jandarma bir daha birleşmemek üzere ayrılmışlardır.

1879 - 1908 Dönemi

1876 yılında Tanzimat ve Islahat hareketleri çerçevesinde Avrupa’daki örneklere göre bir polis teşkilatı kurulmasına birinci meşrutiyetin ilanından sonra oluşan hükümet programında yer verilmiş ve 1879 da Zaptiye Nezareti kurulmuştur.

Başlangıçta İstanbul ve çevresinde teşkilatlanarak güvenlik işlerini yürüten zaptiye nezareti daha sonra ülke çapında kuruluşları bu nezaret tarafından tek merkezden yönetilmiştir. Bugünkü Emniyet Genel Müdürlüğünün görev ve yetkilerini yürütmüş olan Zaptiye Nezareti 1909 da kaldırılmıştır.

1845 yılında kurulan polis teşkilatı 1867 ve 1879 dan sonra da 1881 - 1886 - 1898 ve 1907 yıllarında yapılan düzenlemelerle sürekli gelişmiş ve genişlemiştir. Bu dönemde; 1881′de İstanbul’da düzen ve güvenliği sağlıyan Asakir-I Zaptiye teşkilatı kaldırılmış ve yerine Polis Teşkilatı kurulmuştur. Bu merkez kuruluşu İstanbul, Üsküdar, Beyoğlu Polis Müdürlükleri ve Beşiktaş Polis Memurluğu olarak, dört polis dairesi de merkezlere bölünmüştür. Her polis dairesi bir polis müdürü ile bir başkan ve iki üyeden oluşan bir polis meclisi ve her merkez bir serkomiser tarafından yönetilmiştir. Zamanla, polis meclisinin üye ve her daireye bağlı serkomiserlerinin sayısı çoğalmıştır. 1886 yılından sonra, İstanbul polis müdürlüğü dışındaki diğer müdürlüklere mutasarrıflık adı verilmiş ve polis müdürüne de mutasarrıf denilmiştir. Aynı yılda ve ayrıca, zaptiye nezaretine bağlı bir baştabibin başkanlığında da bir sağlık dairesi, 1898 yılında da İstanbul’da bir sivil polis teşkilatı kurulmuştur.

Taşra teşkilatı, başlangıçta 15 ilde kurulmuş ve her il polis dairesinin başına bir serkomiser verilmiştir. Zaptiye nezaretinin sonu olan 1909 yılına doğru illerin çoğunda polis teşkilatı kurulmuş, bazılarını polis müdürü bazılarını da serkomiserler yönetmişlerdir. 1881 yılında fiilen kurulmuş olan Polis Teşkilatı’nın görev ve yetkilerini belirleyen ilk hukuksal metin 6 Aralık 1896 da yayınlanmıştır.

Bundan sonra 19 Nisan 1907 tarihinde ilk Polis Nizamnamesi yayınlanmıştır. Polis örgütünün ihtiyaçlarını her bakımdan yeterli bir biçimde karşılayan ve 167 maddeden oluşan bu nizamnamenin en belirgin özelliği, içerdiği hükümlerin yabancı etkiler altında kalınmadan hazırlanmasıdır. Daha önce, gerek tanzimat ve gerekse Abdülhamit döneminde yayınlanmış olan metinlerin çoğu, yabancıları tatmin etmek için, yabancı devletlerin yasalarından aktarılmış hükümleri kapsamaktaydı. Bu nizamnamenin ikinci belirgin özelliği uzun süre başarı ile uygulanmış olmasıdır.

Sözkonusu nizamnane, polisin idari, adli, siyasi görevlerini, merkez ve taşra kuruluşlarını hiyerarşi, polisin Asakir-i Nizamiye ve jandarma ile ilişkileri, polisin yetkileri, izinde iken polisin görev ve yetkileri, polis müfettişlerinin görevleri, polis meclisinin görevleri, polisin seçim ve tayin usulü, polisin cezalandırılması, yargılanması, polisin ödenekleri ve benzeri hususları kapsamaktaydı.

Aynı nizamnameye göre polisler, serkomiser, ikinci komiser, üçüncü komiser, komiser muavini ve polis memuru olmak üzere 5 sınıfa ayrılmaktaydı.

1908 - 1918 Dönemi

1908 yılında II nci Meşrutiyetin ilanı üzerine Fransız ve Alman Polis Teşkilatları esas alınarak Polis Teşkilatının yeniden organize edilmesi kararlaştırılmış ve 22 Temmuz 1909 yılında çıkarılan “İstanbul Vilayeti ve Emniyeti Umumiye Müdüriyeti Teşkilatına Dair Kanun” ile 31 Mart ayından sonra artık yaşaması imkansız olan Zaptiye Nezareti kaldırılarak, yerine Dahiliye Nezaretine bağlı ve memlekete şamil polis işlerinin yürütülmesiyle görevli “Emniyet Umumiye Müdürlüğü” ve İstanbul Vilayetine bağlı bir polis müdüriyeti kurulmuştur.

Emniyeti Umumiye Müdüriyeti, 1913 yılına kadar polis işlerini 1907 de çıkarılan polis nizamnamesi hükümlerine göre yürütmüş ve hükümleri İstanbul dahil tüm ülke sathında uygulanmıştır.

9 Aralık 1913 tarihinde, Dahiliye Nezareti Teşkilat Nizamnamesi çıkarılmış ve bu Nizamnamede Emniyeti Umumiye Müdüriyetinin görevi “Memleketin Emniyet ve İnzibatına taalluk eden her türlü umum ve muamelatı takip ve o babtaki muhaberatı idare ve polis teşilat ve polis mekteplerini idare etmek” olarak belirlenmiştir. Görevleri bu nizamname ile bilerlenen Emniyeti Umumiye Müdürlüğü, Ankara’da milli hükümet Emniyeti Umumiyesi kurulana kadar Dahiliye Nezaretine bağlı olarak hizmet görmüştür.

1913 tarihli Nizamname ile Dahiliye Nezaretine bağlanan Emniyeti Umumiye Müdürlüğü, başlangıçta emniyet, memurin ve levazım, muhasebe ve tahribat şubelerinden oluşmuştur. Daha sonraki tarihlerde bunlara, Heyet-i İstihbariye, polis müfettişliği, siyasi ve idari kısımlara bakan iki umum müdür muavini eklenmiştir. Bu kısımlardan siyası kısım bir müdür yönetiminde 6 şube ile umumi ve hususi kalemden, her şubenin kadrosu ise bir müdür, iki yardımcı ve gerektiği kadar memurdan oluşmuştur.

İdari kısım, muhasebe, memurin ve polis mecmua müdürlükleri, ile evrak ve levazım memurlukları, memurin ve mustahdemini müteferrikadan meydana gelmiştir. 1915 yılı başlangıcında bu teşkilat yeniden genişletilerek seyrüsefer, Ecanip, Takibat-ı Adliye Müdürlükleri kurulmuştur. Ayrıca aynı yıl içinde doğrudan Dahiliye Nezaretine bağlı Emniyet Müdürlükleri kurulmuş ve bunlar hudut kapılarıyla demiryolu durak yerlerinde görev yapmışlardır. Yolcu trenlerinde görevli olan gezici polis ve komiserler, Emniyet Müfettişlerine bağlı olarak çalışmışlardır.

Mondros Mütarekesi sonucunda Emniyeti Umumiye Müdürlüğü Teşkilatı, Emniyeti Umumiye Müdürü, Emniyeti Umumiye Müdür Muavini, Asayiş Seyrüsefer, Ecanip Şubeleriyle, Kalem-i Umumi, Kalem-i Hususi Müdüriyetleri, muhasebe, memurin, levazım, polis mecmuası, evrak müdüriyetleri, memurin ve müstahdemini müteferrikadan oluşmuş bulunmaktaydı. 1911 yılında çıkarılan bir kanunla 1909 yılında yürürlüğe konulan İstanbul Vilayeti ve Emniyeti Umumiye Müdüriyeti Teşkilatına dair kanunun dört ve beşinci maddeleri değiştirilmiş, Emniyeti Umumiye Müdüriyeti ile İstanbul Valiliği arasında çıkan sürtüşmeler sebebiyle, başkentin polis hizmetlerine ilişkin işleri Emniyeti Umumiye Müdürlüğünden alınmış ve doğrudan Dahiliye Nezaretine bağlı olarak oluşturulan İstanbul Polis Umum Müdürlüğüne verilmiştir. Vilayetin Polis Teşkilatları ve Polis Müdürlükleri ise, eskisi gibi valilerin ve bağımsız mutasarrıfların yönetimleri altında Emniyeti Umumiye Müdüriyetine bağlı bırakılmıştır. Böylece kurulmuş olan İstanbul Polis Müdüriyeti Umumiyesi, kentin polis hizmetlerini, 24 Şubat 1923 de kaldırıp yerine İstanbul Polis Müdürlüğü kuruluncaya kadar yürütmüştür.

İstanbul Polis Müdüriyeti Umumiyesinin mütareke dönemindeki teşkilatı; Bir Umum Müdür ve Umum Müdür Muavini, Teftis Heyeti Reisi, Tahrirat Müdürlüğü, Birinci, İkinci, Üçüncü, Dördüncü Şube Müdürlükleri, Muhasebe Memurluğu, Heyet-i Sıhhiye, Polis Hastanesi’nden olusmustur. Böylece Milli Hükümetin kurulmasına kadar, ülkenin iç güvenliğine ilişkin işler, Umum Jandarma Komutanlığı, Emniyeti Umumiye Müdüriyeti ve İstanbul Polis Müdüriyeti Umumiyesi olmak üzere üç teşkilat tarafından yürütülmüştür.

21 Mayıs 1913 tarihli Polis Nizamnamesi, II nci Meşrutiyet devrinin  koşullarına ve zamanın ihtiyaçlarına göre hazırlanmış ve bu Nizamname ile polisin örgütlenmesi, görev ve yetkileri, personelin dereceleri, sınıfları, mesleğe giriş, yükselme ve diğer tüm özlük işleri, soruşturma, yargılama, istifa, tayin, izin cezalandırma işleri, levazım işleri, polis karakolları ve görevleri, polisin kıyafeti ve davranış biçimleri yeniden düzenlenmiştir. Bu Nizamnamede polis, piyade, süvari ve sivil olmak üzere üç sınıfa ayrılmış, meslek dereceleri, sıralaması, polis adaylığı, polis memurluğu, komiser muavinliği, komiserlik, merkez memurluğu, polis müdürlüğü kısmı, adli ve idari riyaset ve müdüriyetleri emniyet müdürlüğü, Emniyet Umumiye Müdürlüğü, İstanbul Polis Müdüriyeti Umumiyesi Müdürlüğü, İstanbul Polis Müdüriyeti Umumiyesi olarak düzenlenmiştir. Başkent Polis Teşkilatı diğer illerden ayrı düşünülmüş, illerde polis müdürlüğü kurulacağı Liva ve Kazalarda birer amirin yönetiminde yeteri kadar polis bulunduracağı belirtilmiş, polis mesleğine alınma ve yükselme şartları aydınlatılarak polisin değişik hizmet yerlerinde görev ve yetkileri tam olarak belirtilmiştir

KURTULUŞ SAVAŞI DÖNEMİNDE POLİS

(30 Ekim 1918-29 Ekim 1923)

Mondros Mütarekesinin yapıldığı 1918 tarihinden, Mili Polis Teşkilatının kurulduğu 24 haziran 1920 tarihine kadar, bütün yurtta Osmanlı Devletinin Polisi olarak hizmet etmiştir. 24 haziran 1920 tarihinden, İstanbul Polis Müdüriyeti Umumiyesi’nin kaldırıldığı 24 şubat 1923 tarihine kadar geçen sürede ise polis teşkilatı ikilemiş, birisi merkezi İstanbul’da ve Osmanlı Devletine tabi olarak Kurtuluş Savaşı boyunca ve gittikçe daralmış olan bir bölgede ve yalnızca İstanbul’da, diğeri ise, merkezi Ankara’da hızla genişlemiş olan bir bölgede, İstanbul hariç Misak-ı Milli ile çizilen sınırlar içinde faaliyet göstermiştir. İstanbul’da Osmanlı Polis Teşkilatı, padişah ve onun hükümetinin emrinde, işgalci düşman kuvvetlerinin baskı ve istekleri doğrultusunda çalıştırılmaya zorlanmıştır. Milli Polis Teşkilatı ise, bir yandan anayurdu işgal eden düşman devletlere, diğer yandan düşmanlarla işbirliği yapan padişah ve hükümetine, bundan başka ayaklanarak yurdun iç güvenliğini bozan yerli işbirlikçilere ve bağımsız devlet kurma hayali peşinde koşan ve bu uğurda akla sığmayacak çılgınlıklar yapan Ermeni ve Rum azınlıklara karşı mücadele edilmiştir.

Mondros Mütarekesi ile Osmanlı Devletine bırakılan topraklar üzerinde, 15 vilayet 35 bağlı Liva ve 17 bağımsız Liva kalmıştır. Merkezi Yönetim; Vilayet Liva, Vilayetlere bağlı Livalar ve doğrudan Dahiliye Nezaretine bağlı bağımsız Livalar, Kaza, Nahiye ve köylerden oluşmuştur.

Bu yıllardaki vilayetler ve bağımsız livaların nüfusunu kesin olarak saptamak mümkün olmamıştır. Ancak Devlet İstatistik Enstitüsünce 14 Nisan 1919 tarihli Hükümet tahminleri ve diğer veriler değerlendirilerek nüfuslar belirlenmiştir.

Işgal altında bulunan bölgelerde ihtilaf devletleri kendi askeri polis teşkilatını görevlendirmişler, mevcut Osmanlı Polis Teşkilatında azınlıkları, ermeni ve Rumları egemen kılmışlardır. Maddi ve manevi baskı ve her türlü çıkar vaatlerine karşın yabancıların emellerine hizmet etmeyecek yapıda olan bir kısım Türk Polislerini derhal azletmişler, memleket dahilinde kalmaları tehlikeli görülen polisleri de MALTA’YA sürgüne göndermişler, bunların yerine kendi amaçları doğrultusunda hizmet edecek kimselere görev vermişlerdir. Ancak her gidenin yerine yeterince eleman bulamadıkları için bir kısım polisler görevlerinde kalmış, bunlar ulusal Kurtuluş Savaşının kazanılması için, işgalin her türlü bilgi ve yardımları Ankara’ya ulaştırma yolunda fedakarca çalışmışlardır. Anadolu’dan verilen direktifler çerçevesinde istenilen işleri başarmak amacıyla milli ve gizli grupları oluşturmuşlar, bazı kişilerin ve mütarekeyi takiben esaretten dönen Türk subaylarının Anadolu’ya kaçırılmasını, işgal altındaki depo ve ambarlardan silah ve cephanelerin gizlice Anadolu’ya gönderilmesini sağlamışlardır. Keza bu dönemde düşman devletler casus örgütlerini Kurtuluş Savaşını sabote etmek için ülkemize göndermişler. Türk Polisi bunların gizli amaçlarını hareketlerinden önce öğrenmiş, haklarında her türlü bilgiyi fotoğraflarıyla birlikte Anadolu’ya ulaştırmış ve böylece Milli Mücadeleyi kundaklamaya gidenlerin emellerini gerçekleştirmeden yakalanmalarını sağlamışlardır.

Türk Polisi, işgal altında bulunan bölgelerde emniyet ve asayişin korunması ve suç faillerinin meydana çıkarılmasında da başarılı çalışmalar yapmışlardır.

Mustafa Kemal’in Samsun’a ayak bastığı günlerde Samsun’da bir İngiliz yüzbaşının emrinde işgal kuvvetleri bulunuyor, kentin sokakların da dişinden tırnağına dek silahlı Pontus’çu Rum çeteleri dolaşıyor ve bunlara hiç kimse bir şey yapamıyordu.

Sivas Kongresinde işgal edilmiş bölgelerde milli direnişin örgütlenmesi ve bölgelerin işgalden kurtulması için önlemler alınmıştır. Kongre Fransız ve İngilizlerin Diyarbakır, Halep ve Suriye’deki Ermenilerin bölgeye göçlerini sağlayarak Müslüman halkı göçe zorlayarak, ermeni çoğunluğu gerçekleştirmek ve bir ermeni devleti kurmak planı izlediklerini saptamış, Güneydoğu Anadolu’nun kurtarılması için özellikle Maraş ve Antep bölgesine şu direktifi vermiştir.

  • Göç yasaktır.
  • Arazi ve emlak ancak Türk’lere satılacaktır, yabancılarla Hıristiyanların arazi sahibi olmasına meydan verilmeyecektir.
  • Milli amaçlar uğruna, herkes mal ve beden açısından görevli tutulacaktır.
  • Jandarma ve poliste Türklerin kullanılması sağlanacaktır.

Görüldüğü üzere, işgal altındaki bölgelerde dahi polis teşkilatının Türklerden oluşturulmasına önem verilmiş ve özen gösterilmiş, düşman işgalinden kurtarılmış olan bölgelerde ise sivil yönetimle birlikte polis teşkilatı da yeniden düzenlenmiştir.

Bazı illerde polisler, Damat Ferit Paşa hükümetini tanımadıklarını ve Kuvayi Milliye emrine girdiklerini açıkça ilan etmişlerdir. Büyük Millet Meclisinin 2.6.1920 tarih ve ikinci celsesinde okunan Kastamonu Valisi Cemal Bey’in Zonguldak Polislerinin Kuvayi Milliye emrine girerek Ferit Paşa hükümetini tanımadıklarına dair telgrafı bunun en güzel kanıtıdır.

“Dahiliye Vekaletine,

Zonguldak’a talimat-ı mahsusa ile gönderilen Şevket Turgut Bey’den şimdi alınan telgraf nameye nazaran Zonguldak’ta İstanbul’dan gelen bilumum polisler ve memurini saire, Kuvayi Milliye emrine giderek, Ferit Paşa hükümetini tanımadıklarını, Mutasarrıf vekili Kadri Bey’e tebliğ ettikleri gibi Kuvayi Milliye aleyhtarlarından Mal Müdürü Mevlüt Lütfü ve İstanbul’dan gelen İnzibat Zabiti Jandarma Bölük Kumandanı Yüzbaşı Cemil Efendi’ler tevkif edilerek Mahfuzen Devrek’e izan kılınmış ve mutasarrıf ve refakatinde bulunan Mülkiye Müfettişleri, kısa bir müzakereden sonra istifa eylemiş tarafımızdan mukaddeme mutasarrıf vekaletine tayin kılınan Cevdet Bey mutasarrıflık umuruna vaziyet eylemiştir.”

23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulmuş ve bu meclisin 2 mayıs tarihli oturumunda hükümet teşkili ile ilgili “Büyük Millet Meclisi Icra Vekillerinin Suret-i İntihabına Dair” 3 nolu Kanun’u kabul etmiştir. Bu kanunun birinci maddesine göre “şerefiye ve evkaf, suhiye Muaveneti içtimaiye, iktisat (ticaret,sanayi,ziraat,orman,maden) maarif, adliye, mezahip, maliye ve rüsumat, defteri hakani, nafia, dahiliye, (emniyeti umumiye posta ve telgraf) müdafaai milliye, hariciye, erkanı harbiye-i umumiye işlerini görmek üzere 11 zattan mürekkep icra vekilleri heyeti” kurulmuştur.

Milli Hükümetin 9 mayısta açıkladığı programında iç güvenlikle ilgili olarak aşağıdaki ifade yer almıştır.

“İç siyasetimizde bütün çalışmalarımızın hedefi, milletin birlik ve dayanışmasının korunması ile genel güvenliğin kurularak asayişin her yerde teminidir…”

24 Haziran 1920 de Milli Hükümetin Emniyeti Umumiye Müdürlüğü kurulmuş, 1 genel müdür, 1 genel müdür yardımcısı ile emniyet, seyrüsefer, memurin şubelerinden ve 6 kişilik Teftiş Kurulundan oluşan küçük bir kadro ile çalışmaya başlamıştır.

Milli mücadele sırasında polis kadrosu oldukça düşmüş ve bu nedenle 1922 tarih ve 1379 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile, kadroda mürettep üyelerin noksanlığından dolayı polis divanının kurulması mümkün olmayan vilayet ve müstakil livalardan, divan kurulmasına lüzum hasıl oluncaya kadar polislerle ilgili soruşturma ve cezaların polis teşkilatının amiri tarafından ifa ve o yerin en büyük mülkiye memuru tarafından tasdik olunması, en büyük polis amirinin cezalandırmayı gerektiren bir hali görüldüğü takdirde, soruşturmanın en büyük mülkiye memuru tarafından yaptırılması ve onun vereceği kararın Emniyet Umumiye Müdürlüğünce onaylanmasından sonra uygulanması kabul olunmuştur.

Kurtuluş Savaşı başarıldıktan sonra İstanbul’u da yönetimi altına alan milli hükümet Osmanlı Devletinin Emniyeti Umumiye Müdüriyetini, İstanbul Polis Müdürlüğü haline dönüştürmüştür. Böylece Mondros Mütarekesi ve Kurtuluş Savaşı koşullarının Anadolu’da ortaya çıkardığı ikili polis sistemi, (bir yanda İstanbul’da Osmanlı Hükümetine bağlı, diğer yanda Milli Hükümetin oluşturduğu yeni Polis teşkilatı) teke indirgenmiş ve bütünlük sağlanmıştır. Ankara’da Milli Hükümetin Emniye-i Umumiyesi Erzurum Milletvekili Durak Bey tarafından 1920 de teşkilatlandırılmaya başlanmış, aynı yıl içinde A.Naci Bey’ler, 1923 yılında Halit Bey Emniyet Genel Müdürlüğü yapmışlardır.

29 Ekim 1923 te Cumhuriyet ilan edilirken yeni Türkiye Cumhuriyeti zayıf bir polis teşkilatı devralmıştır.

Cumhuriyet yönetimi, il polis teşkilatlarını da merkez teşkilatı gibi pek zayıf durumda bulmuştur.

İstanbul, İzmir, Edirne, Bursa, Balıkesir ve Manisa gibi büyük iller 1922 yılına kadar işgal altında kalmış ve bu nedenle kadroları yetersiz durumda bırakılmıştır. 1923 yılında Ankara, Antalya, Adana, Samsun, Trabzon, Konya, Kastamonu, Sivas, Erzurum, Kars, Eskişehir, Elazığ, Zonguldak ve İzmit illerinin polis teşkilatları başında 25-30 lira maaşlı birer polis müdürü; Diyarbakır, Bitlis, Amasya, Tokat, Bolu, Afyonkarahisar, Malatya, Yozgat, Sinop, Menteşe, Urfa, Kayseri, Gaziantep, Ertuğrul illeri polis teşkilatlarının başında birer serkomser; Rize, Kütahya, Ordu, Gümüşhane, Niğde, Aydın, Isparta, Silifke, Mardin, Kırşehir, Çorum, Denizle, Çankırı, Ardahan ve Artvin polis teşkilatlarının başında birer ikinci komiser; Aksaray, Burdur, Beyazıt, Sarat, Genç, Muş ve Van polis teşkilatlarının başında ise bir komiser muavini yönetici olarak görev yapmıştır.

Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet, Ulu Önderimiz Atatürk, silah arkadaşları ve ona inanan, bu uğurda mücadele eden tüm vatandaşların eseridir. Kuşkusuz zafere inananlarda, inanmayanlarda olmuştur.

Web Stats Free counter and web stats