Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Haberiniz Olsun

4 tane "mevlana" etiketli yazı bulundu "mevlana" tagli diger ogeler resimler , videolar

Kalk, âşık, kalk!.. Acele et biraz

 

Çok sevimli bir hanımefendi, ağzını doldura doldura kalın bir "a" harfiyle "Mavlana", "Mavlana" diyerek öyle şeyler anlatıyordu ki; muhatapları söylenenleri daha önce hiç sanki hiç duymamışlardı.

Konferanstakiler O'nun anlattıklarını dinlerken Mevlânâ'yı ilk defa keşfediyor gibiydiler. Senelerce dirsek çürüttükleri okul yaşamlarında böyle büyük bir Mevlânâ öğretilmemiş, tanıtılmamıştı.

Dinleyenler gönül ferahlatıcı, kalpleri yumuşatan, ruhları kanatlandıran bir konuşmaya tanık oluyorlardı. Konferansı takip edenlerin pek çoğu gayr-ı müslim ve yabancı, dînî değerlere hor bakan kimselerdi. Buna rağmen salonda herkes tek ruh halinde, gözleri mıhlanmışcasına konuşmacıya çevrilmiş olarak Fransız Bayan'ı dinliyordu.

Konuşma sırasında sık sık ayet ve hadis-i şerif okuyor, kimi dinleyiciler bir an: "Acaba bu kadın müslüman mı?" sorusunu kendi kendine tevcih ediyorlardı. Konuşması nihayet bulduğunda takdim ettiği bilgilere karşı susuzluğu artmış bir topluluk vardı salonda. İçlerinden birisi kalabalığı yararak zorda olsa Hanımefendi'nin yanına ulaşmıştı. Bu sadece meraklı bir üniversite öğrencisiydi. Özel görüşme talebini memnu niyetle kabul eden konuşmacı, kaldığı otelde gerçekleşmek üzere üniversiteli gence randevu verdi. Randevu saati tam 15:00'te idi. Otel ziyaretini üniversiteli gencin kendi ağzından dinleyelim:

"Buluşma saatinde otel odasının kapısını çaldım. Beni içeri alıralmaz, daha otur bile demeden "İkindi namazı kaçta oluyor?" diye sordu. Benim çok şaşırdığımı görünce de, hâlâ kulaklarımda çınlayan şu sözleri söyledi:

"Hiç insan Mevlânâ'yı okuduktan sonra müslüman olmaz olur mu?"

Vermiş olduğu konferansta beni olduğu gibi bütün dinleyicileri de mest ettiğini söyledim. Konuşmasının sonunda salondakilerin soru yağmurunun dinmek bilmediğini de hatırlattım. Bunun üzerine Mevlânâ'dan bahsetmenin insan ruhunu huzura erdirdiğini, kerâmetin kendisinde değil Hz. Mevlânâ'da aranması gerektiğini büyük bir tevâzu ile dile getirdi.

Müslüman olunca Havva adını alan bu çok değerli hanımefendi, Hz. Mevlânâ ve İkbal'in hemen hemen bütün eserlerini Fransızca'ya çevirmiş bulunuyor. Gerek bu tercümeleri, gerekse Fransa içinde Mevlânâ hakkında verdiği konferanslarıyla pek çok kişinin müslüman olmasına vesile oldu ve olmaktadır.

Havva (Prof. Dr. Eva de Vitray-Meyerovitch)'ya göre Mevlânâ'nın Mesnevî'si sonsuz bir aşk şarkısı… İnsanlığın en büyük mistiklerinden birinin Allah (c.c)'ı ile kurduğu gönül bağı… Bu gönül bağını kurmak isteyen her gönül sahibine Mevlânâ'nın diliyle sesleniyor Havva Hanım….

"Beni kamışlıktan kestiklerinden beri,

hep özledim o koparıldığım yeri,

Gönlüm paramparça susuzluktan

özlemden ve ayrılıktan…"

"Kalk, âşık, kalk!.. Acele et biraz. Bak! Su sesi geliyor… Sense susuzsun.. Ve uyuyorsun…"

Mustafa Demirci

Öğüt Veren Kuş /Hz. Mevlana

 

Bir adam hileyle kuşun birini tuzağa düşürerek yakaladı. Kuş dile geldi, yalvardı:

- Ey insan, sen koyunları, öküzleri yedin, bir çok deveyi kurban ettin. Bu dünyada onlarla bile doymadın, benimle mi doyacaksın? Eğer beni bırakırsan ben sana üç öğüt vereceğim.

Bunlara uyarsan her müşkülün hallolur.Birincisini, elindeyken vereyim, eğer beğenirsen beni bırakırsın. İkincisini şu dama konarken, üçüncüsünü de şu ağaçta söylerim, dedi.

Adam kuşu sıkı sıkıya tutarak:

- Haydi söyle bakalım, eğer beğenirsem seni bırakırım, dedi.

Kuşçağız ilk öğüdünü söyledi:

- Olmayacak sözü kim söylerse söylesin, inanma dedi.

Adam öğüdünü beğenerek kuşu bıraktı. Kuş uçarak damın saçağına kondu. İkinci öğüdünü söyledi:

- Geçmiş gitmiş şeylere, kaçmış fırsatlara ah vah etme. dedi. Sonra biraz geriye çekilerek orada bulunan ağaca kondu:

- Benim karnımda on bir dirhem ağırlığında paha biçilmez bir inci vardı. Eğer beni kaçırmasaydın o şimdi senin olacaktı, dedi.

Bunu duyan adam ağlayıp inlemeye, saçını başını yolmaya başladı. Bunu gören kuş seslendi:

- Ben sana geçmiş gitmiş fırsatlar için ah vah edip üzülme demedim mi? Madem fırsatı kaçırdın, neden üzülüp duruyorsun? Ya öğüdümü dinlemedin yahut da sağırsın.

Ayrıca sana olmayacak şeye inanma demedim mi? Benim bütün ağırlığım üç dirhem, karnımda nasıl on bir dirhem ağırlığında inci bulunabilir?

Bunun üzerine adam kendi kendine:

- Şimdi söylediklerini daha iyi anladım. Haydi şimdi de üçüncü öğüdünü söyle bakayım, dedi. Kuş:

- Allah için o iki öğüdü güzelce tuttun da benden üçüncüsünü mü istiyorsun?

Uykuya dalmış bilgisiz kişiye öğüt vermek, çorak toprağa tohum atmak gibidir. Aptallık ve bilgisizlik yırtığı, yama tutmaz. diyerek uçup gitti.

Gül Bahçesi

MEVLANA

En Güzel Başarı Sözleri

 

  1. Nerede olursanız olun, elinizdekilerle  yapabileceğinizi yapın.  Theodore Roosevelt
  2. İnsan sahip olduklarının toplamı değil,  fakat henüz gerçekleştiremediklerinin toplamıdır.  Jean Paul Sartre
  3. İnsanin yasam düzeyini bilinçli bir çabayla yükseltme konusundaki tartışma götürmez yeteneğinden daha cesaret verici bir gerçek bilmiyorum. Henry David Thureau
  4. Basari bir yolculuktur, bir varis noktası değil. Ben Sweetland
  5. Ahlak  konusunda en önemli dersler kitaplardan değil, yaşanan deneyimlerden alınır.  Mark Twain
  6. Deneyim düşüncenin, düşünce ise eylemin çocuğudur.  B. Disraeli
  7. İnsanlar öğrenme dürtüsüyle doğarlar. Öğrenmeye karşı merak ve  bundan duyulan zevk insanin doğasında vardır. Bunlar bebeklikten başlayarak zamanla yok edilir.  W.E.Deming
  8. Coşku, zekadan daha önemlidir.  Albert Einstein
  9. Düşünmek ve söylemek kolay, fakat yasamak, hele basari ile sonuçlandırmak cok zordur. Ziya Gökalp
  10. Basarinin sırlarından biri, geçici başarısızlıkların bizi yenmesine izin vermemektir.   Mark Kay
  11. Yapabildiğimiz her şeyi yapsaydık, buna kendimiz bile şaşırdık. Thomas Edison
  12. Başkaları için duyduğun kaygı, kendin için duyduğun kaygıların  önüne geçtiği zaman olgunlaşmışsın demektir.  John Mac Noughton
  13. Zenginlik ve güzellikle birlikte bulunan ihtişam geçicidir ve kolay zedelenebilir. Erdemse muhteşem ve olumsuz bir servettir. Sallust
  14. Başkaları yararına iyi bir şey yapmak görev değil, zevktir. Çünkü sizin sağlık ve mutluluğunuzu artırır.  Zoroaster
  15. Bir şey biliyorum, o da hiçbir şey bilmediğimdir.  Sokrates
  16. Engeller beni durduramaz, her bir engel kararlılığımı daha da güçlendirir.  Leonardo da Vinci
  17. Üstelemek basarinin temel unsurudur. Kapıyı yeterince uzun sure ve yüksek  sesle çalarsanız, birilerini uyandıracağınızdan emin olabilirsiniz. Henry Wadsworth Longfellow
  18. Bir kitap bir aynadır. Ona bir esek bakacak olursa karsısında elbette bir evliya görmez.  Goergo C.Lichtenberg
  19. Öykü sözcüğünün  kökeni depo kelimesidir. Bu nedenle öykülerin  birer depo oldukları söylenebilir. Şeyler öykünün içinde saklanırlar ve bu şeyler anlamdır.  Michael Meade
  20. Çömez yakınıyormuş: "Bize öyküler anlatıyorsun ama anlamlarını açmıyorsun." Usta yanıt vermiş: "Biri sana meyveyi çiğneyerek ikram etse hoşuna gider miydi?" Paul Brunton
  21. Oğlum, bütün hayatimi kolların ve ayakların belirlemeyecek. Hayatına asil yon verecek olan beynin ve kalbindir. Bir şeyi gerçekten istiyorsan, bütün engelleri yenip ona ulaşabilirsin.  Shelton Skelton
  22. Dünyanın acı ile dolu olduğu doğrudur ama bir çok insan  da bunun üstesinden gelmektedir.  Helen Keller
  23. Büyük düşler kuranlar düşlerini gerçekleştirmez, asarlar.  Alfred Lord Whitehead
  24. Arzu varsa çözümde vardır.  Anonim
  25. Olumsuz düşünceleri zihinsel canavarlar halini almadan önce yok edin.  Anonim
  26. Sizi korkutan her deyim size güç, cesaret ve güven kazandırır. Kendinize "Ben bu dehşeti yasadım. Bundan sonra gelecek şeylere hazırım" dersiniz.  Eleanor Roosevelt
  27. Kimi insanlar yaşamımıza girer ve çıkarlar. Kimileride bir süre yaşamımızda kalır ve kalbimizde ayak izlerini bırakırlar, o zaman bir daha asla ayni insan olamayız.  Anonim
  28. İnsanın ruhu felç olmaz. Soluk alabiliyorsanız, düş de kurabilirsiniz.  Tavuk suyuna çorba
  29. Yeterince sevginiz varsa dünyada ki en mutlu  ve en güçlü insan olursunuz.  DR. Emmet Fox
  30. Hata değil çare bulun. Henry Ford
  31. Annem hep, "Herkesin kaderini kendisinin çizdiğine inanırım. Yaradanın sana verdiğiyle en iyisini yapmalısın" derdi. Forrest Gump Filminden
  32. Düş kurmak değil, bir düşe sahip olmamak budalalıktır. Cliff Clavin, Cheers
  33. Başkalarına yardımcı olmak için elinize her zaman büyük fırsatlar geçmez, ama küçük fırsatlar her gün çıkar.  Sally Koch
  34. Deneyim: En acımasız öğretmen odur. Fakat en iyi öğretmen  de odur.  C.S. Lewis
  35. Düşünceli olun, çünkü karsılaştığınız herkes inanın  en az sizin kadar zorlu bir mücadele veriyor.  Plato
  36. "Sana bütün bunları kim öğretti, Doktor?" Yanıt anında geldi. "Acı çekmek." Albert Camus, Veba
  37. İnsan yaşamanın  amacı başkalarına hizmet etmek, şefkat göstermek ve yardımcı olmayı istemektir.  DR. Albert Schweitzer
  38. Kendinizi tanıyıp ifade etmek onu inkar etmekten çok daha kolaydır ve başarırsanız liderlikle ödüllendirilirsiniz. Warren Bennis
  39. Bir değişim, bize gelişme fırsatını sağlayacak olan bir sonraki değişime yol acar. Vivien Buchen
  40. Başarıya ulaşıp sıçrama yapan bireyler, ayni zamanda değişimin ustaları olacaklardır. R. Kanter
  41. Başkası düştü mu, "çürük tahtaya basmasaydı" deriz. Kendimiz düşünce, bastığımız tahtanın çürük çıkmasından şikayet ederiz.  Cenap Şehabettin
  42. Dünyada bir çok kabiliyetli kişiler, küçük bir cesaret sahibi olmadıkları için kaybolurlar.  Sydney Smith
  43. Durmak olum, taklit uşaklıktır, çalışmak ve yetimsek ise hayat ve hürriyettir.  L.Y. Rauke
  44. Aradığını bilmeyen, bulduğunu anlayamaz. Cladue Bernard
  45. Mevcut bilgi birikimimizle öyle sorunlar yaratırız ki aynı birikimimiz bu sorunları çözmemize yetmez. A. Einstein
  46. Bilgi, tek başına ekonomik bir kaynak değildir. Bilgi alınıp satılamaz, sadece bilgiyle yaratılanlar alınıp satılabilir.  P.Drucker
  47. Hayatta rastladığım herkes, bir bakımdan bana üstündür. Bu yüzden kendisinden bir şeyler öğrenebilirim Emerson
  48. İlk cağlarda güçlü olan,  endüstri çağında  zengin olan kazanırdı. Bilgi çağında ise bilgili olan kazanacaktır.  A. Toffler
  49. Ne kadar bilirsen  bil, söylediklerin  karşısındakilerin anlayabileceği kadardır.  Mevlana
  50. İlim ilim demektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen bu nice okumaktır.  Cenap Şehabettin Tez elde edilen basari, insanı kararsız ve maceraperest yapar.  Bacon
  51. Güçlükler başarının değerini artıran süslerdir.  Moliere
  52. Hayatta basarili olanlar, kendilerine gereken  bilgileri öğrenmekten bir an geri kalmazlar ve hadislerin sebeplerini her zaman araştırırlar. Rudyard Kipling
  53. Ne başarırsanız basarin, size yardim eden mutlaka vardır.  Athea Gibson
  54. En sıradan is bile büyük basarılar getirme potansiyeline sahiptir.  H.Jackson Brown
  55. Başarılarını gizlemek en büyük başarıdır.  La Rochefoucauld
  56. Okunu hedeften öteye atan okçu,  okunu hedefe ulaştıramayan okçudan daha başarılı değildir.  Motnagine
  57. Para asıl parayı çekerse, başarı da başarıyı çeker. Chamfort
  58. Büyük işler başarmak isteyen kimse, ölüm yokmuş gibi davranmamalıdır.  Vauvenaroues
  59. Başarı istediğini elde etmek, mutluluksa elde ettiğini sevmektir.  Brown
  60. Büyük aşkların  ve büyük başarıların büyük riskler içerdiğini unutma.  Kim iyi yaşamış, bol bol gülmüş ve çok sevmişse, başarıyı yakalamış demektir.  Bessie Anderson Stanley
  61. Ders alinmiş başarısızlık başarı demektir.  Malcom S. Forbes
  62. Basari insana belki cok sey ogretmez,  fakat basarisizlik cok sey ogretir.  Cin Atasozu
  63. Mağlubiyete uğrayınca ümitsizliğe kapılma, her başarısızlıkta bir zafer arzusu yatar.  Germain Martin
  64. Başarısızlıklar, kuvvetlilere  daha da kuvvet verir.  Saint Exupery
  65. İyi bir başlangıç, yarı yarıya başarı demektir.  Andre Gide
  66. Her şeyin mühim noktası, başlangıçtır.  Eflatun
  67. Bütün büyük işler, küçük başlangıçlarla olur.  Cicero
  68. Ya başlamamalı, ya daa bitirmeli.  Ovidius
  69. Bir milletin büyüklüğü, nüfusunun çokluğu ile değil, akıllı ve fazilet sahibi adamlarının sayısı ile belli olur.  Victor Hugo
  70. Çalışanlar, kötülük düşünmeye vakit bulamazlar. Çalışmayanlar ise, kendilerini kötülükten kurtaramazlar.  Hz. Ali
  71. Basit bir adamın elinden geleni yapmaya çalışması, zeki bir adamın tembelliğinden iyidir.  G. Gracian
  72. Bilginin efendisi olmak için çalışmanın uşağı olmak şarttır.  Balzac
  73. Bilgi insani şüpheden, iyilik acı çekmekten, kararlı olmak korkutan kurtarır.  Konfucyus
  74. Başkalarının kusurlarını tartarken, parmağıyla terazinin  kefelerini bastırmayan insan pek enderdir.  Byron Langenfeld
  75. Büyük adam büyük olduğunu; fakat büyüklüğünün  küçüklük olduğunu bilir.  Andre Maurois
  76. "Bundan yirmi yıl sonra yaptığınız şeylerden dolayı, yaptıklarınızdan daha fazla pişman olacaksınız. Öyleyse demir alın ve güvenli limanlardan çıkın, rüzgarları arkanıza alın,  araştırın hayal edin ve keşfedin." Mark Twain
  77. İyi bir kafaya sahip olmak yetmez; mesele onu iyi kullanmaktır.  Rene Descartes
  78. İnsan beyni sahibinin ihtiyaçlarından fazla gelişmiş bir araca benzer.  A. R. Wallece
  79. Hayal gücünden daha önemlidir.  Albert Einstein
  80. Yapacağın ilk şeyi kafanda net olarak görmelisin. Alex Moorison
  81. Güzel cevap her zaman daha güzel soruyu sorana verilir. E. E. Cummings
  82. En büyük zaman hırsızı kararsızlıktır.  C. Floru
  83. İyiliği, hastalığı, sefaleti, mutluğu, zenginliği, fakirliği yapan zihindir.  Edmund Spencer
  84. Vücutlarımız bahçemizdir,  Niyetlerimiz de bahçıvanımızdır.  William Shakesreare
  85. Gerekeni yap ve güce sahip ol. Emerson
  86. Gülümseyin: öyle samimi ve sıcak olun ki her sıktığınız ele, ruhunuzu da katın. Dale Carnegia
  87. Akli resimler zihni kalıbımızın biçimlenmesine yardım eder.  Robert Collier
  88. "Vereceğimiz bilinçli komutlarla beyin merkezlerimizi geliştirebilecek, böylece şimdilerde düşleyemeyeceğimizi kullanabileceğiz". DR. Frederic tilney
  89. "Harikulade şeyler ancak, içlerindeki bir şeyin koşulların üzerinde olduğuna inanma cesaretini gösterenler tarafından yapılmıştır." Barton
  90. Yapabilirler çünkü yapabileceklerini düşünüyorlar.  Virgil
  91. İnsanlar arasında fark ufaktır. Ancak bu ufak fark büyük farklılığa yol acar. Ufak farklar tutumlardır. Büyük farklılık ise bu tutumun olumlu veya olumsuz olduğudur.  C.Lement stone
  92. "Ben hayatımın hiçbir anında karamsarlık nedir tanımadım." M. Kemal Atatürk
  93. "Güzel bir düşünce de ibadet sayılır." Ahmet Ibsihi
  94. Büyük adamlar olmasa hiçbir şey başarılmaz, insanlar da ancak karar verilirse büyük olabilirler.  Gaulle
  95. Kararlılık insan iradesinin uyandırma zilidir.  Anthony Robbins
  96. "Yapmak istediğin her şeyi düşünerek karar ver, verdiğin kararda mutlaka gerçekleştir.  Benjamin Franklin
  97. "Kişinin  gelece donuk umutları şimdiki gücünün kaynağıdır."  Maxwel
  98. "Bilinçlik potansiyeli, insan tarafından henüz keşfedilmemiş, en son ulaşılabilinecek alan olarak kalmıştır. Henüz keşfedilmemiş bir ülke gibidir." 
  99. Limiti koyan zihindir. Zihin bir şeyi yapabileceğini kestirebildiği kadar başarılı olur. Yüzde 100 inandığın surece her şeyi yapabilirsiniz. Arnold Schwarzenegger
  100. "İnsan yalnız tek bir istemeli ve durmadan hep onu istemeli, o zaman onu elde edeceğimizden emin olabiliriz." Andre Gide
  101. "Eğer hepimiz, yapabileceğimiz her şeyi yapsaydık, şaşkınlıktan kendi aklimizi basımızdan alırdık.  Thomas Edison
  102. "Konsantrasyon, bezginlik duymadan fiziksel ve zihinsel enerjiyi tek bir noktaya sürekli uygulama yeteneğidir." Thomas Edison
  103. "Yetenekler ortaktır; herkes onlara sahiptir ama nadir olan yeteneklerimizin bizi götürdüğü yere gitme cesaretidir." Anonim
  104. Allah´a dayan, sa´ye saril,  hikmete ram ol- yol varsa budur, bilmiyorum baksa çıkar yol.  Mehmet Akif Ersoy
  105. Eğer sizde deha varsa çalışkanlık bunu inkişaf ettirir. Eğer yoksa onun yerini doldurur. Reynolds
  106. "Gerçek başarı başarısızlık korkusunu yenebilmektir." Sweeney
  107. "Ne geçmiş vardır ne gelecek; sadece sonsuz bir şimdi vardır." A. Cowley
  108. Büyük adamlar olmasa hiçbir şey başarılmaz, insanlar da ancak karar verilirse büyük olabilirler.  Schopen haver
  109. "Benim kuşağımın yaptığı en büyük kesiflerden  biri, insanın düşüncelerini değiştirerek yaşamını da değiştirebileceği gerçeğini bulmasıdır. 
  110. "Basari,küçük hataların ve başarısızlıkların biraz ilerisinde duran şeydir."  T. J. Watson
  111. "Akıl kendi başına cenneti cehennem, cehennemide cennet yapabilir. " John Milton
  112. "Bazı kimseler güllerin dikeni olduğundan yakınırlar. Ben dikenlerin gülü olduğuna şükrederim." Alphonse Kann
  113. Kişinin geleceğe donuk umutları şimdiki gücünün kaynağıdır.  Maxwel
  114. Erişmek istedikleri bir hedefi  olmayanlar, çalışmaktan zevk almazlar."  Emile Raux
  115. Bir gemi doğuya gider, biri batıya. Esen aynı rüzgarla: hangi yöne gidebileceğini belirleyen rüzgar değil, yelkendir.   Ella Wheeler Wilcox
  116. Aradığını bilmeyen, bulduğunu anlayamaz.  Cladue Bernard
  117. Ölçülebileni ölç, ölçülenmeyeni ölçülebilir yap. Doğanın kitabi matematiksel bir dille yapılmıştır.  Galileo
  118. Bazı yenilgilerin nedeni, insanların işi yarıda bıraktıklarında, başarıya ne kadar yakın olduklarını bilmemeleridir.  Thomas Edison
  119. Pek çok konuda başarı, başarmanın ne kadar vakit alacağını bilmeye bağlıdır.  Montesgieu
  120. Gücünü asan rolü üzerinde alırsan, bu rolü, iyi oynamadığın gibi yapabileceğin rolü de terk etmiş olursun. Epiktotes
  121. Demir mıknatısa asıktır. Hep ona doğru koşar, zaferde sabra asıktır ve devamlı ona koşar.  Suhreverdi
  122. Beklemeyi bilen insan her şeyi elde edebilir.  Benjamin Disraeli
  123. Dünyada yeteneksiz insan yoktur. Sadece iyi eğitilmemiş ve iyi yönlendirilmemiş insanlar vardır.  Angle Peartri
  124. Kendi kendisiyle barış yasamak istiyorsa; müzisyen müzik yapmalı, ressam resim yapmalı, şair şiir yazmalıdır.  Abraham Mazlow
  125. Tembel insan yoktur. Sadece kendisine esin kaynağı oluşturacak kadar güçlü amaçları olmayan insanlar vardır. Anthony Robbins
  126. Hayatta yapabileceğiniz en büyük hata, sürekli bir hata daha yapacağımız korkusudur.  Albert Hubbard
  127. Önce biz alışkanlıklarımızı oluştururuz, sonrada alışkanlıklarımız bizi oluşturur.  John Dryden
  128. Alışkanlık hizmetkarların en iyisi, efendilerin en kötüsüdür.  Nathaniel Emmons
  129. Basarinin sırrı isini tatile çevirmektir.  Mark Twin
  130. İyi yada kotu bir şey yoktur, fakat biz düşüncelerimizle iyi veya kötüyü yaratırız. William Shakespeare
  131. Her eylemin atası düşüncedir.  Ralph Waldo Emerson
  132. Nerede olursanız olun, elinizdekilerle yapabileceklerinizi yapın. Theodore Roosevelt
  133. Tası delen suyun gücü değil, damlaların sürekliliğidir.  Latin Atasozu
  134. Kişisel basari için televizyonunuzu oldurun. Steve Chandler
  135. nerede olursanız olun, elinizdekilerle yapabileceklerinizi yapın. Alex Morrison
  136. Cesaretimi kaybetmiyorum, çünkü vazgeçilen her yanlış girişimleri doğru atılmış yeni bir adimdir.  Thomas Edison
  137. En iyi dost, bendeki en iyi yönleri ortaya çıkaran insandır.  Henry Ford
  138. Yapabileceğinize de inansanız, hakli çıkarsınız. Henry Ford
  139. İnsanin sağlığını koruyan iki faktör vardır. İsini sevmesi ve hayati sevmesi.  Sigmund Freud
  140. Stresten kurtulmak için görevini en iyi şekilde yapın.  Hans selye
  141. Yapmak istediğiniz şeyi düşünerek karar ver, verdiğin kararı da mutlaka gerçekleştir.  Benjamin Fraklin
  142. Batan güneş için ağlayın, yeniden doğduğunda ne yapacağınıza karar verin.  Dale Carnegde
  143. Başarıya ulaşamayanların yüzde doksanı yenilgiye uğramamıştır. Sadece pes etmişlerdir.  Paul J. Meyer
  144. İnsan bir şeyi, çok ciddi olarak arzu etmeye görsün, hiçbir şeyi erişilmeyecek kadar yüksekte değildir.  Hans C. Andersen
  145. Düşünceler gayeyi doğurur. Gayeler eyleme dönüşür, eylemler alışkanlıkları oluşturur. Alışkanlıklarda karakter belirleyerek kaderimizi tayin eder. 
  146. Zor bir is, zamanında yapmamız gerekip de yapmadığımız kolay şeylerin birikmesiyle oluşur. . Henry Ford
  147. Plansız çalışan kimse, ülke ülke dolaşıp hazine arayan bir insana benzer.  Descartes
  148. Hepimiz zamanın kısalığında söz ederiz de; bos gecen zamanı nasıl geçireceğimizi bilmeyiz.   Seneca
  149. Yapılmış küçük isler, planlamış büyük islerden daha iyidir.  nathaniel Emmons
  150. Düşündüğümüz şey yavaş yavaş bilinçaltında kalıplaşmış gerçek bir deyimle kendini gösterir.  Ernes holmes
  151. Rüzgarın yönünü tayin edemeyiz ama geminin yonun değiştirebiliriz.  Enaca

İstiklal Marşının Kabulü (12 Mart 1921)

mehmetakif ve torunu mehmet akif ersoy (1) mehmet akif ersoy

mehmet akif ersoy (2) İstiklal Marşı, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin milli marşıdır.Sözleri Mehmet Akif Ersoy’un bestesi Osman Zeki Üngör’ündür. 12 Mart 1921′de TBMM tarafından Türkiye Cumhuriyeti’nin, Milli Marşı olarak kabul edildi.İstiklal Harbi’nin en heyecanlı günlerinde toplumu bir araya getirici ve ortak duygularını canlandırıcı bir milli marş gereksinimini gidermek amacıyla Maarif Vekaleti, 1921′de bir güfte yarışması düzenledi. Bu yarışmaya 724 şiir katıldı. Kazanan güfteye para ödülü konduğu için önce yarışmaya katılmak istemeyen Mehmet Akif, Maarif Vekili Hamdullah Suphi’nin ısrarı üzerine Kahraman Ordumuza adadığı şiirini yarışmaya soktu. TBMM’nin 12 Mart 1921 tarihli oturumunda Mehmet Akif’in şiiri milli marş olarak kabul edildi.

Şiirin bestelenmesi için açılan ikinci yarışmaya 24 besteci katıldı. 1924 yılında Ankara’da toplanan seçici kurul, Ali Rıfat Çağatay’ın bestesini kabul etti. Bu beste 1930 yılına kadar çalındıysa da 1930′da değiştirilerek Cumhurbaşkanlığı Orkestrası Şefi Zeki Üngör’ün 1922′de hazırladığı bugünkü beste yürürlüğe kondu.

Marşın armonileşmesini Edgar Manas, bando düzenlemesini İhsan Servet Künçer yaptı.

Şiir 9 dörtlük ve 1 beşlikten oluşur.

İlk iki dörtlük İstiklal Marşı’nın güftesi olarak söylenir.

Mehmet Akif Ersoy ve İstiklal marşı

Mehmed Âkif 1873 yılında Fatih Sarıgüzel’deki evlerinde dünyaya gelmiştir. Babası Mehmed Tahir Efendi, medrese tahsili görmüş ve Fatih camiinde ders okutan âlim ve ehl-i tarik bir zât idi. Annesi Emine Şerife hanım da temiz, iffetli ve âbid bir bayandı. Genç yaşta kocasını kaybedince Mehmed Tahir Efendi ile evlenmiş, bu izdivaçtan 1290 (miladî 1873) yılında doğan çocuğa Tahir Efendi ebced hesabına göre 1290 eden “Rağîf” ismini koymuştur. Fakat “Rağîf” isminin telaffuzu zor olduğu için bu isim unutulmuş, onun yerine “Âkif” ismi kâim olmuştur.

Âkif’in ilk hocası, babası Tahir Efendi’dir. Tahir Efendi, daha Âkif okula başlamadan, camiye gelip giderken yolda oğluna temel dînî bilgileri öğretmiştir. Âkif, o günlerde kardeşi Nuriye ile camiye gidişlerini ve babası namaza durduğunda cami içerisinde kardeşi ile koşuşmalarını, bu tatlı yaramazlıklarını Safahat’ta anlatır. Âkif okul çağına gelince annesi medreseye, babası ise mahalle mektebine göndermeyi ister. Tahir Efendi medresede öğreneceği dersleri ona ben ayrıca öğretirim diyerek Âkif’i mahalle mektebine gönderir. Âkif bir taraftan mektep derslerini diğer taraftan babasından medrese derslerini okur. İşte Âkif’in mükemmel Arapça’sında en büyük pay babasına aittir. Mektepte de Fransızca’yı öğrenmiştir. Diğer taraftan Âkif, Fatih camiinde Esad Dede tarafından okutulan Sadi’nin Gülistanı ile Mevlana’nın Mesnevisini daha küçük yaşlardan itibaren zevk ve ilgi ile takip edip bu vesileyle de Farsça’yı öğrenir.

Mehmed Âkif, rüştiyeyi (ortaokulu) bitirince mülkiyenin idadi (lise) kısmına kaydoldu. O zamanlar rüştiyeden mülkiyeye öğrenci alınıyordu. Fakat Âkif mülkiyenin âli (yüksek-üniversite) kısmına geçtiği sene amansız bir hastalığa yakalanan babası vefat etti. Âilenin tüm mesuliyeti ve geçimi Mehmed Âkif’in omuzlarındaydı. Henüz babasının mâtemi soğumadan Sarıgüzel’deki evleri yandı. Üst üste gelen müsîbetler neticesinde Âkif, o zamanlar mezunlarının pek iş bulamadığı mülkiyeyi bırakıp, memuriyete daha kolay atanırım düşüncesiyle yeni açılmış olan baytar mektebine geçti. İlk şiirlerini baytar mektebinde okurken yazdı. Yüksek tahsilini birincilikle tamamlayan Âkif, Ziraat Nezaretine (Tarım Bakanlığına) bağlı Umur-ı Baytariye şubesinde memuriyete başladı. Bir müddet sonra umur-ı baytariye müdür muavini oldu. Bu memuriyeti boyunca Âkif, bulaşıcı hayvan hastalıkları dolayısıyla Anadolu’nun, Rumeli’nin ve Arabistan’ın pek çok yerlerini gezmiş, memleketi daha iyi tanımış, Anadolu insanının dertlerini, sıkıntılarını bizzat müşahede etmişti. Mehmed Âkif kadar halkın içinde olan ve onların dertlerini bilen bir ikinci şair gösterilemez. Sezai Karakoç’un ifadesiyle o hem şiiri halkın içine hem halkı şiirin içine mükemmel şekilde sokmayı başarmıştır. Cami cami vaaz eden, camide, insanların arasından insanlara seslenen Âkif’in şiirleri halk tarafından benimsenmiştir. Onun şiirleri hâlâ halkın içinde, minberlerde, kürsülerde okunmaktadır.

Umur-ı baytariyedeki müdürü Abdullah Efendi’nin haksız yere görevden alınması üzerine Âkif, bu haksızlığa dayanamayıp buradaki vazifesinden istifa eder. Yüksek Ziraat Fakültesi, sonra da Darülfunun’da (üniversitede) Edebiyat öğretmenliği yapar. Harp yıllarında “teşkilât-ı mahsûsa” nın bir üyesi olur. Bu vesileyle Balkan harpleri ve I. Dünya harbi yıllarında çeşitli İslam ülkelerini gezerek emperyalist devletlerin tuzaklarına düşülmemesi hususunda müslüman halkları uyarır. Onun bu uyarısı güzel neticeler verir. Bu başarılarından dolayı Darül Hikmetil İslamiye başkatipliğine atanır. O yıllarda Milli Mücadele başlar. Âkif, Sebilü’r-reşat’taki yazılarında Milli Mücadele’yi destekler, halkı Milli Mücadele bayrağı altında toplanmaya çağırır. Bu istikamette Balıkesir’de yapmış olduğu bir vaazdan ve bu vaazı Sebilü’r-reşat’ta yayınladıktan sonra Darül Hikme’deki azalık vazifesinden azledilir.

6 Şubat 1920 günü subay görünümlü sivil birisi Mehmed Âkif’i Çengelköy’deki evinde ziyaret eder. Âkif, Ankara’daki meclis tarafından, Milli Mücadele’ye Ankara’da devam etmek üzere davet edilmiştir. 10 Şubat günü sabah namazından sonra ailesi ile vedalaşan Âkif, Üsküdar Özbekler tekkesine ulaşır. Tekkenin şeyhi Ata Efendi pek çok milli mücadele kahramanı gibi Âkif’i de gizlice Anadolu’ya kaçırır. Gece yarısı Karacaahmet mevkiinde Ali Şükrü Bey ile buluşan Âkif Ankara yollarına düşer. 

Ankara’da Hacı Bayram camiinde vaazlar vererek halkı Milli Mücadele’ye desteğe çağıran Âkif, Konya’ya giderek oradaki Milli Mücadele aleyhindeki havayı yumuşatarak Konya halkını Milli Mücadelenin ehemmiyetine ikna eder. Kastamonu’da 1 ay kalan Âkif’in burada vermiş olduğu vaazlar bu hassas bölgedeki halk üzerinde çok müessir olmuştur. Bu vaazlar Sebilü’r-reşat dergisinde de yayımlanmış, çoğaltılarak Anadolu’nun pek çok yerine dağıtılmıştır. Akif, kendisi de bizzat pek çok Anadolu şehrine gidip Milli Mücadelenin önemini anlatmıştır. Hasılı Milli Mücadelenin manevi cephesinde Âkif,  takdire şayan bir mücadele vermiştir. 

Ankara’ya gelen Âkif, burada Taceddin dergahında ikamet etmeye başlamıştır. İlk Meclise “İslam Şairi” unvanıyla, Burdur mebusu olarak girmiştir. Bu sıralarda meclisin Maarif Nazırı (Milli Eğitim Bakanı) Dr. Rıza Nur idi. İsmet İnönü’nün teklifi üzerine Maarif Nezareti İstiklâl şiiri için yarışma açmaya karar verdi. Yurdun dört bir yanına bu yarışma ilan edildi. Beste yarışması ise sonra açılacaktı. Birinci gelecek güfteye 500 Lira ödül verilecekti.

Yarışmaya ilgi bir hayli fazlaydı. Memleketin dört bir yanından toplam 724 şiir gelmişti. Fakat Rıza Nur’un yerine Maarif Nazırı olan Hamdullah Suphi Bey, gelen şiirlerin hiçbirisini beğenmemişti. Gelen şiirlerin hiçbirisi İstiklâl ruhunu yansıtmıyordu. Hamdullah Suphi Bey’e göre bu şiiri yazsa yazsa Çanakkale şehitlerine o muhteşem türbeyi diken Mehmed Âkif yazabilirdi. Onun kadar hiçbir şair vatan için ağlayamamıştı. Fakat Âkif, kazanana 500 liralık ödül olduğu için yarışmaya katılmıyordu. Âkif’e göre manevî hizmetlere maddî bedel, maddî menfaat asla bulaştırılmamalıydı. Hamdullah Suphi Bey, Âkif’in yakın dostu Hasan Basri Bey’in yanına gitti. Âkif’i İstiklâl şiiri yazma hususunda ikna etmesini istedi. 

O gün mecliste Âkif’in yanına oturan Hasan Basri Bey, mahsustan bir şeyler karalamaya başladı. Âkif merak ederek ne yazdığını sordu. Hasan Basri Bey İstiklâl şiiri yazdığını söyleyince Âkif şaşırdı. Zira Hasan Basri Beyin şairliği yoktu. Âkif, gelen şiirlerin durumunu sorunca Hasan Basri Bey, hiçbirisinin istiklâl ruhunu yansıtmadığını, artık böyle bir şiiri yazmanın tarihi bir vazife olduğunu ve bunu ancak Âkif’in yazabileceğini kendisine söyledi. Âkif’in, “Fakat bu yarışmanın sonunda ödül var. Bu yaştan sonra ihsan için yarışamam” demesi üzerine Basri Bey ödülü bir hayır kurumuna verebileceğini söyleyerek Âkif’i ikna etti. Tarih 5 Şubat 1921. Ve şiirin 7 Şubata kadar tamamlanıp meclise teslim edilmesi gerekiyor. Bu 48 saatlik süre içerisinde Âkif öyle bir vecd ve istiğrak ile istiklâl şiirini yazmaya yoğunlaşmıştı ki mecliste iken konuşmaları duyamaz olmuştu. Yolda yürürken, Taceddin Dergahında kalırken hep bu şiiri düşünür olmuştu. Hatta geceleyin dergahta yatarken ansızın aklına “Ben ezelden beridir….” dörtlüğü gelmiş, hemen yataktan fırlamış, kağıt kalem bulamayınca bu dörtlüğü dergahın duvarına kazımıştı. Âkif, o muhteşem imanını, İstiklâl şiirine aksettirmişti. O günlerde ülkemiz işgal altında idi. Hatta meclisin Ankara’dan Kayseri’ye nakledilmesi görüşülüyordu. Âkif bu fikre şiddetle karşı çıkanlardandı. İşte pek çok kimsenin ümidini kaybettiği günlerde Âkif’in zafere inancı kesindi. Bu yüzden İstiklâl şiirine, “Korkma!” hitabı ile başlamış ve sancağın (bayrağın) asla yok edilemeyeceğini, Türk milletinin hür yaşadığını hür yaşayacağını çok veciz surette ifade etmiştir. Bütün şiirlerini bir kompozisyon yazar gibi plan dahilinde yazan Âkif, İstiklâl marşının giriş mahiyetindeki ilk iki kıtasında bayrağımıza seslenmiş, gelişme mahiyetindeki 3-9. kıtalarında, Türk milletinin ve bu vatanın özelliklerini, bu vatanı düşmana asla çiğnetmememiz gerektiğini, bu uğurda ölümün bile çok yüce bir paye olduğunu işlemiştir. Sonuç bölümü diyebileceğimiz 10. kıtada ise zafere ve hürriyete kesin inanan Âkif, artık bayrağa dökülen kanları helal etmektedir. Âkif, yüreğinde hissettiği istiklâl sevdasını ve istiklâle olan inancını bu şiirde dile getirmiştir. İstiklâl ruhunu mükemmel bir şekilde aksettiren bu şiiri Akif, kahraman ordumuza ithaf etmiştir.

Akif, yazmış olduğu şiiri 7 Şubat’ta meclise teslim etmiştir. Mart ayında yeni dönemi açılan meclisin en önemli gündem maddelerinden birisi de istiklâl şiirinin seçimi idi. 17 Şubatta Sebilü’r-reşat’ta, 21 Şubatta ise Kastamonu’da çıkan Açıksöz gazetesinde yayımlanan Mehmed Âkif’e ait İstiklâl şiirini milletvekilleri önceden görmüşler ve çok beğenmişlerdi. Meclisin 12 Mart 1921 yılında yapılan oturumunda İstiklâl şiiri seçilecekti. İnceleme komisyonu Âkif’in şiiri de dahil olmak üzere 7 adet şiiri seçmişti. İstiklâl şiiri bunlar arasından seçilecekti. Oturum başlayınca Âkif sessizce ortalardan kayboldu. Oylamada İstiklâl marşı ekseriyeti azîme ile (ezici çoğunlukla) İstiklâl şiiri olarak kabul edildi. Hamdullah Suphi Bey’in gür ve tok sesi ile okunan şiir sürekli alkışlarla kesildi. O gün meclisin ısrarlı isteği sebebiyle Hamdullah Suphi Bey şiiri 4-5 kez kürsüden okudu. İstiklâl ruhunu en iyi yansıtan ve mükemmel bir şiir kalitesi olan İstiklâl Marşı, TBMM tarihinde çok az oylamada görülmüş olan “ekseriyet-i azîme” ile kabul edilmişti.

Mehmed Âkif, 500 liralık ödülü, kendisi maddî sıkıntıda olmasına rağmen, bir kuruşuna dokunmadan olduğu gibi Darü’l Mesaî isimli hayır kurumuna bağışladı. Bu kurum kimsesiz kadınlara ve çocuklara dikiş-nakış, örme vb. öğretip onların el emeği ile geçinmelerini temin etmekteydi. Bu günlerde Âkif’in sırtında paltosu bile yoktu. Ona, “Bu ödülün içinden hiç değilse bir palto parası alsaydın diyen” bir dostuna küsen Âkif onunla 2 ay konuşmamıştı.

Âkif’in inancı gerçek olmuş ve İstiklâl mücadelesi kazanılmıştı. Fakat ülke idaresini eline alan kadro, yönünü Batıya dönmüş ve İslamî değerleri tırpanlamaya başlamıştı. Savaşın en zor anlarında bile İslam birliğinin gerçekleşeceğine inanan, ümidini asla yitirmeyen Âkif bu vaziyeti görünce çok üzüldü. Ümidini kaybetmeye başladı. Abbas Halim Paşa’nın daveti üzerine Mısır’a gitti. Orada Ezher Üniversitesinde Türk Dili ve Edebiyatı dersleri vermeye başladı. İlk yıllarda yaz aylarında İstanbul’a gelen Âkif sonraları yazları da gelemez olmuştur.

Dönemin Diyanet İşleri başkanlığı İslam’ın ana kaynağı olan Kuran ve hadis üzerine ciddi ve ilmî bir çalışma başlatmıştı. Kuran’ın tercümesi, tefsiri ve Buharî hadisleri üzerinde çalışılacaktı. Tefsir vazifesi Elmalılı Hamdi Yazır’a, Buharî ve Tecrid-i Sarih tercümesini hazırlamak Babanzâde Ahmed Naim Efendi’ye verildi. Tercüme için de Âkif’e başvurdular. Fakat o Kuran’ın tercüme edilemeyeceğini ifade etmesi üzerine meal hazırlama hususunda Âkif’i ikna ettiler. Hatta bu iş için avans da verdiler. Âkif, Mısır’da iken Kuran meali üzerine yoğunlaşmıştı. Bu arada Diyanet İşleri Başkanlığı çalışmanın bir an önce tamamlanmasını arzu ettiğinden Âkif’i sıkıştırmaktaydı. O ise böylesine mesuliyeti mucip bir çalışmayı aceleye getirmeyi istemediğinden almış olduğu avansı Diyanet İşleri Başkanlığına geri vererek bu işi bir başka kişiye vermelerini söyledi. Fakat kendisi Mısır’da meal üzerinde çalışmalarını sürdürdü.

Âkif, çalışmasını bitirmişti fakat bir türlü tatmin olamıyordu. Zira Kainatın Rabbi olan Allah’ın gönderdiği kitabın mealini hazırlamak herhangi bir eseri çevirmeye benzemezdi. Bu sırada Türkiye’de ezan Türkçe okutulmaya başlanmıştı. Namazlarda da Türkçe meal okutulacağı söylentileri dolaşmaktaydı. Hatta bu konuda birkaç yerde uygulama bile yapılmış, halkın tepkisi üzerine geri adım atılmıştı. Âkif, kendi hazırlamış olduğu mealin böyle menhus bir işte kullanılacağı korkusuyla 1936 yılında Türkiye’ye gelirken mealini yanında getirmedi. Mısır’da bulunan ve yakın dostu olan Yozgatlı İhsan Hoca’ya bırakırken şunları vasiyet etti: Eğer kendisi sağ-sâlim geri dönerse meali alacak ve eksikleri tamamlayacaktı. Şayet emr-i Hak vuku bulur da ölürse İhsan Efendi meali yakacaktı. Mısır’dan hastalığı iyice ilerlemiş olarak dönen Mehmed Âkif, iyileşemeyerek vefat etti. Hazırlamış olduğu o meale ise ulaşılamadı. Arapça’yı ve Türkçe’yi, günümüzde meal hazırlayanlardan on kat daha iyi bilen Âkif’in bu meali yaktırması hiç şüphesiz yüreğimizi de yakmaktadır. Fakat bir insanın senelerini verdiği bir çalışmayı sırf Allah korkusundan ve gayret-i diniyyesinden dolayı yaktırabilmesi gönlümüze su serpiyor.

Âkif Mısır’dan dönüşünde hasret kaldığı vatanını henüz gezemeden hastalığının tesiri ile yatağa düşer. Fakat o, “ölürsem de artık vatanımda öleceğim” düşüncesiyle hüzünlü bir sevinç yaşamaktadır. Ziyaretçileri hiç eksik olmaz. Bir gün ziyaretine gelenlerden birisi sorar:

- Efendim, niçin İstiklâl Marşını, Safahat’ınıza almadınız? Âkif cevap verir:

- Çünkü İstiklâl Marşı benim değil, milletimindir…

Yine ziyaretine gelenlerden birisi şöyle sual eder:

- İcabederse tekrar bir İstiklâl Marşı yazar mısınız? Âkif yaşlı gözlerle cevap verir:

- Allah, bir daha İstiklâl Marşı yazılacak günleri bu millete göstermesin.

1936 yılının yaz aylarında İstanbul’a gelen şair, 27 Aralık 1936’da, karaciğerinden yakalandığı hastalığa yenik düşerek rahmet-i Rahmana kavuştu. Bir İslam şairi, Kuran şairi olan Âkif’in cenazesine resmi makamlar hiç ilgi göstermedi. İstiklâl mücadelesinin o sembol ismini, İstiklâl Marşı şairini devrimci zihniyet “yok” saymak istese de Asım’ın nesli olan imanlı gençler, Beyazıt camiinde kılınan cenazeyi arabaya dahi koydurmayıp omuzları üstünde tekbirlerle Edirnekapı mezarlığına taşıdılar. Aziz ruhu şâd olsun.

Âkif bizlere örnek olacak İslamî bir hayat yaşamıştır. Bakınız bir İslam düşmanı olan Hüseyin Cahid bile Âkif hakkında neler diyor: “Fikir ve kanaatleri bizimkilere uymadığı halde saygı duyarım. Çünkü yalan söylemedi. Gösteriş yapmadı. Fenalık etmedi.” Yine aynı kişi, “Âkif’in hayatı daha büyük bir şiirdir” demektedir. İşte Âkif, düşmanının bile kabule mecbur olduğu dosdoğru bir hayat yaşamıştır. Nihad Sami Banarlı’nın ifadesi ile o evliyalar kadar temiz ve lekesizdir. Şecaati, din, vatan, namus gayreti, cömertliği, doğruluğu, ahde vefası ve daha nice üstün vasıflarıyla bizlere örnek bir şahsiyettir.

İbret için Âkif’in örnek hayatından birkaç tablo zikredelim:

Birgün Mithat Cemal Kuntay Âkif’i ziyarete gelir. Âkif’in beş çocuğu olmasına rağmen evde sekiz çocuk vardır. Diğer üçünü komşu çocukları sanır. Bir hafta sonra geldiğinde yine aynı çocukları evde görünce dayanamayıp bunların kim olduğunu sorar. Âkif, onlar benim çocuklarım, der ve açıklama yapar: “Arkadaşım Hasan ile baytar mektebinde okurken anlaşmıştık. İkimizden biri ölürse hayatta kalan diğerinin çocuklarına bakacaktı. Arkadaşım Hasan vefat edince bu çocuklar bizim oldu.” Halbuki o günlerde Âkif, memuriyetten çıkmıştır ve geçim sıkıntısı çekmektedir. Fakat Âkif’in felsefesinde şartlar ne olursa olsun verilmiş bir söz mutlaka yerine getirilirdi. Ona göre verilen bir sözü tutamamak ancak söz verenin ölmesi durumunda mazur görülebilirdi.

Yine Mithat Cemal anlatıyor: “Bir gün Âkif’le sözleşmiştik. Öğle üstü Âkif bize gelecekti. O gün İstanbul’a daha önce hiç görmediğim şekilde kar yağmıştı. Dizüstü yağan kara bir de tipi eklenmişti. Arabalar çalışmıyordu. Ben Âkif’in bu havada gelebileceğine ihtimal bile vermiyordum. Kapı çalındı. Kapıyı açtığımda bıyığının yarısı donmuş vaziyette Âkif’i görünce çok şaşırdım. Bu havada nasıl geldiğini sorunca, Beylerbeyinden Beşiktaş’a bir vapur işlediğini söyledi. Beşiktaş’tan Çapa’ya kadar olan mesafeyi ise arabalar çalışmadığı için o kar ve tipide yürüyerek gelmişti.”

Yine benzer şekilde Âkif’i evine davet eden ve Vaniköy’de oturan Fatin Gökmen, havanın çok bozuk olması sebebiyle Beylerbeyi’nden Âkif’in yürüyerek gelebileceğine ihtimal vermemiştir. Sözleştikleri saatte gelen vapurda Âkif’i göremeyen Gökmen, Âkif’in 1.5 saat sonraki vapurla geleceğini düşünerek bir başka yere gitmiştir. Eve gelip de ev sahibini bulamayan Âkif, selam bırakıp dönüp gitmiş ve Fatin Gökmen’e tam altı ay dargın kalmıştır. Çünkü ona göre bir söz, ölüm veya ona yakın bir mazeret durumunda ancak yerine getirilemezdi. Şimdi maalesef her randevuya geç gitmeyi marifet sayan, hatta bunu uyanıklık olarak değerlendiren insanlar var. Hatta daha da kötüsü şu ki, randevu verenler, saati belirlerken, “nasıl olsa millet yarım saat geç gelir” düşüncesiyle saati tayin etmektedirler.

Âkif o kadar cömertti ki bir palto sırtında üç günden fazla durmazdı. Bir fakiri görünce hemen çıkarıp verirdi. Onun için en büyük acı, parası olmadığı için verememekti. O, bu duygularını Seyfi Baba şiirinde şöyle dile getirir:

Ortalık açmış, uyandım. Dedim, artık gideyim,

Önce amma şu fakir âdemi memnun edeyim.

Bir de baktım ki: Tek onluk bile yokmuş kesede;

Mühürüm boynunu bükmüş duruyormuş sâde!

O zaman koptu içimden şu tehassür ebedî:

Ya  hamiyyetsiz olaydım, ya param olsa idi!

Hasan Basri Çantay anlatıyor: “Bir gün Ankara’daki evine çay içmeye çağırmıştı. Akşam üzeri koşa koşa geldi ve ‘Akşam çayını sizde içeceğiz’ dedi. Ben memnuniyetle kabul ettim. Fakat bunun sebebinin ne olduğunu kendisine sorunca şöyle dedi: ‘Bizim odanın kilimini bir fakire vermişler.’ Âkif’in evindeki tek mefruşat, odadaki o kilimden ibaretti ve o kilimi fakire veren de kendisi idi.”

Akif kendisine hakaret edenleri affeder, fakat dinine saldıranları asla affetmezdi. Çok hassas ve iffetli bir kalbi vardı. Hayatını ve şiirini davasına  adamıştı.

Allahu Teâlâ bu büyük şairin üstün vasıflarından bizlere de hisseler nasîb eylesin. Amin-ilkadım dergisi

İstiklal Marşı

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.

O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;

O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl!

Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl?

Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl...

Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl!

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!

Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.

Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,

Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddım var.

Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,

“Medeniyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.

Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.

Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın...

Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, tanı:

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.

Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:

Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?

Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!

Canı, cananı, bütün varımı alsın da Huda,

Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

Ruhumun senden, İlâhî, şudur ancak emeli:

Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.

Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli-

Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder-varsa-taşım,

Her cerihamdan, ilâhî, boşanıp kanlı yaşım,

Fışkırır ruh-ı mücerret gibi yerden naşım;

O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!

Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.

Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:

Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;

Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl

Mehmet Akif ERSOY