Bir "harp ustası" Tiryaki Hasan Paşa
1594'te Bosna Beylerbeyi olan Hasan Paşa buradan da kendi arzusu üzerine Kanije Kalesi Komutanlığına getirilmiştir. Bu vazifede iken, kale, büyük düşman kuvvetlerince kuşatılmış ve bu muhasara esnasında gösterdiği kahramanlıkla tarihimize şan vermiştir...
Hasan Paşa'yı yakından tanımak için Kanije kuşatmasına ve bu kuşatma esnasında yapılan müdafaaya göz atmak lazımdır.
Müstakbel Almanya İmparatoru Arşidük Ferdinand yüz bin kişilik ordusuyla Kanije önlerine gelmiştir. Ordusunda Almanlardan başka İtalyan, Papalık, İspanyol, Malta ve Fransız birlikleri de vardı. Ayrıca orduda 47 ağır top vardı.
Tiryaki Hasan Paşa'nın kumandasında ise dokuz bin asker ve yüz küçük kale topu vardı...
Bir günde iki bin gülle!..
9 Eylül 1601'de Kanije Kalesini kuşatan Haçlı ordusu 2 ay 8 gün devam edecek kuşatma müddetince kaleye günde iki bin gülle yağdıracaktı.
Kuşatma cereyan ederken Hasan Paşa, Sadrazam Yemişçi Hasan Paşa'dan yardım istemiş, ancak Sadrazamın gelme ihtimalinin olmadığını öğrenmiştir. Bu durum karşısında asla metanetini bozmamış, güya Sadrazamdan geliyormuş gibi, kendi yazdırdığı bir mektubu kale ahalisinin önünde okutmuştur.
Yine Sadrazam'a hitaben yazdığı mektupların kasten düşmanın eline geçmesini temin etmiş, bu mektuplardaki, kalenin durumunun çok iyi olduğunu ve Sadrazamın gelmesine lüzum olmadığını bildiren mesajlarıyla düşmanın moralini bozmuştur.
Kalede yiyecek sıkıntısı çekilmesine rağmen yakalanan düşman esirleri yağla, balla beslenmiş ve bunların kaçmasına göz yumularak gördüklerini komutanlarına anlatmaları temin edilmiştir...
Kış gelip çatmıştı...
Hasan Paşa'nın Allah uğruna şehid olmanın faziletini anlatmasından sonra askerler şehadet şerbetini içmek için büyük bir azimle düşman saflarına dalmaktan çekinmemişlerdir. Seksenlik komutanlarının cesaretini, kararlılığını gören gaziler coşuyor, birbirleriyle fedakârlık ve kahramanlık yarışına girişiyorlardı. Atılan güllelerden kalenin bedeni delik deşik olmuştu. Bu delikler geceleri sabahlara kadar çalışılarak sepet parçaları, yırtık elbiseler ve bulabildikleri diğer eşyalarla tıkanıyordu... Ancak kış gelip çatmıştı. Şimdi durum çok vahimdi!.."
Vezirlik benim gibi kimselere kaldı!.."
17 Kasım 1601'de mehteran cenk havasını vurmaya başlamıştı. Kanije Kalesi'ndeki serdengeçtiler tekbir getiriyorlardı. İşte bu coşkunluk içerisinde Gazi Kara Ömer Ağa 800 yiğitle kaleden çıkmış ve yıldırım gibi düşman içerisine dalmıştı. Bu beklenmedik saldırı hareketi üzerine düşman paniğe kapılmıştı. Onlar Sadrazamın ordusunun geldiğini zannediyorlardı. Tiryaki Hasan Paşa ise kaledeki bütün topları son bir defa ateşletiyor ve güya Sadrazamı selamlıyordu!
Düşman ordugâhı karışmıştı ve panik başlamıştı. Gazilerin "Allah Allah" sadaları yeri göğü inletiyordu...
Düşman perişan olmuştu!
İlk hamlede düşmanın bütün ağırlıkları, yiyecekleri, cephaneleri ele geçirilmişti. 18 bin ölü vererek darmadağınık vaziyette kaçışmaya başlamışlardı. Bunun üzerine üç bin Yeniçeri, düşmanı takibe başlamış ve 18 Kasım günü de 30 bin düşman imha edilmişti. Başkumandan Arşidük Ferdinand ve çok az askeri canını zor kurtarmıştı...
Zafer duyulunca İstanbul'da bütün evlerde şenlikler yapılmaya başlanmıştı. Sultan III. Mehmed Han, Tiryaki Hasan Paşaya bizzat kendisinin yazdığı bir mektup göndererek tebrik etmiş, mükafat olarak; üç hil'at, murassa bir kılıç ve üç tane at göndermiş, ayrıca vezirlik rütbesi verilmişti.
Bütün bunlar karşısında, son derece tevazu sahibi olan Hasan Paşa sevinememiş, bilakis üzüntüsünden gözyaşı dökmüştür. Sebebi sorulduğunda şöyle demiştir şanlı kumandan:
-Kanije'de ettiğimiz küçük bir hizmete karşılık bize vezirlik vermişler ve "Hatt-ı Hümayun" göndermişler. Halbuki, Kanunî Sultan Süleyman, Makbul İbrahim Paşa'y ı tam bir yetkiyle kendi yerine vekil tayin ettiği zaman bile O'nun eline bu kadar iltifatlar ihtiva eden bir mektup vermemişti. Rahmetli Piyale Paşa, Yavuz Sultan Selim Han'ın damadı olduğu ve deniz muharebelerinde bütün Hristiyan hükümdarlarının donanmalarına galip geldiği ve Sakız Adası'nın fethi gibi nice muvaffakiyetler elde ettiği halde kendisine vezirlik çok görülmüştü. İslâm Halifesi'nin Hatt-ı Hümâyûnu, Kanije muhasarası gibi küçük bir hizmete mükafat olmaya başladı. Devletin vezirliği, benim gibi yaşlı kimselere kaldı. Buna üzülmeyeyim de neye üzüleyim!..
"Ben" değil "biz" diyenlerdendi
Yüz bin kişilik düşman ordusunu perişan etmeyi gözünde büyütmeyip devletin en mühim makamına nefsini layık görmeyen ve otoriteye bağlı, devletin şahs-ı manevisini üstün tutmak için azami gayret gösteren bir şahsiyet... Tiryaki Hasan Paşa misalini görünce Osmanlı Devletinin altı asır yaşamasının sırrını anlıyor gibi oluyor insan!..





