Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Haberiniz Olsun

9 tane "hz. muhammed" etiketli yazı bulundu "hz. muhammed" tagli diger ogeler resimler , videolar

Abdülhamid Han Hz. "Senin istifa ettirdiğini biz de istifa ettirdik"

"Seninistifa ettirdiğini biz de istifa ettirdik"

EfendimizAleyhissalâtü Vesselâm, Yıldız Sarayı'nın önünde duruyor, bütün Türk ordusuEfendimizin huzurundan geçerek büyük bir disiplin içerisinde teftiş veriyordu.O esnada orada Osmanlı padişahlarının ileri gelenleri de vardı. SultanAbdülhamid Han cennet mekân ise, edebi hürmetle, kemerbestei ubûdiyetleKâinatın Efendisi'nin hemen arkasında duruyordu.

Millîşairimiz Mehmet Akif Ersoy, Sultanahmet Camii'ne her gittiğinde orada iki gözüiki çeşme ağlayan yaşlı bir zata rastlamaktadır. Bu yaşlı zat, başından geçençok ilginç bir olayı kendisine anlatınca, Mehmet Akif Ersoy bundan çoketkilenmiş, bu yaşlı zatla aralarında geçen konuşmayı bizlere şöylenakletmiştir:

Sabahnamazlarını kılmak için Sultan Ahmet Camii'ne gidiyorum. Her sabah ne kadarerken gidersem gideyim, mihrabın bir kenarına oturmuş olan, saçı sakalıbembeyaz olmuş ihtiyar bir adamı, ümitsizce bedbin bir şekilde durmadanağlarken görüyorum.

O kadarağlıyor ki, ağlamadığı tek bir dakikaya rastlayamadım. Bunun sebebini çok merakediyordum. Nihayet bir gün o yaşlı zatın yanına sokuldum ve 'Muhterem' dedim,

"Niyebu kadar ağlıyorsun? Allah'ın rahmetinden bir insan bu kadar ümitsiz olurmu?" Yaşlı gözlerle bana baktı ve:

"Benikonuşturma! Neredeyse kalbim duracak," dedi. Ben anlatması için çok ısraredince başından geçen olayı ağlaya ağlaya şöyle anlattı:

"Efendim,ben Abdülhamid Han cennet mekânın devrinde orduda bir binbaşıydım. Emrimaltında olan bir birliğim vardı. Bu askerî görevime annemin ve babamın vefatınakadar devam ettim. Fakat onlar vefat edince istifa etmek istedim. Çünkü birhayli servetimiz vardı. Bu mal ve mülkün başında durmak, onların çarçurolmaması için gerektiği şekilde ilgilenmek gayesiyle, bir istifa dilekçesiyazıp Sadâret makamına gönderdim. Dilekçemde dedim ki: "Annem de babam davefat etti. Falan yerde mağazalarımız, filan yerde gayrimenkullerimiz vardır.Netice itibarıyla bunlarla ilgilenecek, ticarî işlerin yürümesi içinmağazaların başında duracak bir nezaretçiye ihtiyaç vardır. Bu vesileyle şayetkabul buyrulursa, görevimden istifa etmek istiyorum."

Budilekçeyi yazdıktan bir müddet sonra, doğrudan doğruya hünkârdan bana bir yazıgeldi. Heyecanla gelen mektubu açtım ve okudum. Orada istifamın kabuledilmediği yazılmıştı. Öyle anlaşılıyordu ki, istifa dilekçem bizzat padişahagönderilmişti. Ben istifa dilekçemi yenileyip, bir daha verdim. Fakat bana yineaynı cevap geldi. Bunun üzerine bizzat sultanın huzuruna çıkıp, kendisiyleşifâhî olarak görüşüp istifamı vereyim diye düşündüm. Abdülhamid Han gerçektençok celâdetli bir padişahtı. Ben yaveriyle görev icabı uzun zaman bir yerdekalmıştım. O, sultanın hâllerini bize anlatırken 'Abdülhamid faytonda giderkenfaytonun sağında ve solunda bulunanlar neredeyse nefes almaya bile korkarlardı'derdi. Efendim Allah ona rahmet eylesin, Abdülhamid Han evliyaullahtan birzattı. İşte ben durumumu anlatmak için bizzat o celâdetli ve haşmetli padişahınhuzuruna çıktım ve:

"Hünkârım,sizden istifamın kabulünü rica edeceğim, durumum ise böyleyken böyle"diyerek istifa sebebimi anlattım. Bunun üzerine bir müddet derin derin düşündü.Yüzündeki ifadeden istifa etmemi istemediğini anlıyordum. Ben bunu sezinceistifa konusunda biraz daha ısrarcı oldum. Abdülhamid Han cennet mekan, benimböyle ısrar ettiğimi görünce, bakışlarını bana çevirip, öfkeli bir tavırla vesanki beni elinin tersiyle iter gibi hareket yaparak, "Haydi seni istifaettirdik!" dedi. Tabiî ben istifamın kabul edilmesi sebebiyle çoksevindim. Ve hiç vakit kaybetmeden memleketime dönüp işlerimin başına geçtim.Derken bir gece müthiş bir rüya gördüm. "Âlemi mânada, bütün ordular biraraya toplanmış teftiş ediliyordu. Son savaşı vermek üzere, memleketin şarkındave garbında savaşan tüm orduları bizzat Peygamber Efendimiz teftiş ediyordu.

EfendimizAleyhissalâtü Vesselâm, Yıldız Sarayı'nın önünde duruyor, bütün Türk ordusuEfendimizin huzurundan geçerek büyük bir disiplin içerisinde teftiş veriyordu.O esnada orada Osmanlı padişahlarının ileri gelenleri de vardı. SultanAbdülhamid Han cennet mekân ise, edebi hürmetle, kemerbestei ubûdiyetleKâinatın Efendisi'nin hemen arkasında duruyordu. Bütün ordular huzurdan tek tekgeçiyordu. Derken sıra, benim istifa etmeden önce komutam altında bulunanbirliğe geldi. Fakat birliğin başında kumandanı olmadığı için askerler darmadağınıktı.

Bu hâligören Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm, Abdülhamid'e dönüp:

"EyAbdülhamid! Bu ordunun kumandanı nerde?!" buyurdu. Bunun üzerine SultanAbdülhamid, mahcup bir hâlde başını önüne eğmiş olarak, hürmeti edepleEfendimize:

"YaResûlallah! Bu ordunun kumandanı istifa etti. Bu konuda çok ısrar ettiği içinbiz de onu istifa ettirdik.." dedi.

Bununüzerine Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm "Seninistifa ettirdiğini, biz de istifa ettirdik." buyurdu.

• Yeni yazıları e-posta ile almak için mail adresinizi girin:

Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen tek kadın kimdir?

01.Annesiz ve babasız olarak yaratılan kadın kimdir? 

01. Hz. Havvaannemiz..

02.Hz. İbrahim (a.s.)'in ilk hanımı kimdir? 

02. Hz. Sâre.

03. Hz. İbrahim (a.s.) Sâre'den sonra kimi nikâhınaalmıştır? 

03. Hâcervalidemizi.

04.Hz. Hâcer kimin annesidir? 

04. Hz. İsmail'in.

05. Hz. Sâre, yaşlılık döneminde kimi doğurmuştur? 

05. Hz. İshak'ı.

06.Hz. Asiye kimin hanımıydı? 

06. Fir'avun'un.

07.Hangi peygamberlerin hanımları kendilerine iman etmemiştir? 

07. Hz. Nuh veHz.Lüt'un.

08. Hz. Meryem'in anne ve babasının isimleri? 

08. Annesi Hanne,babası İmran.

09.Hz. Meryem, hangi peygamberi babasız olarak dünyaya getirmiştir? 

09. Hz. İsa'yı

10.Peygamber olmadığı halde, Hz. Cebrail ile konuşma şerefine nail olan kadınkimdir? 

10. Hz. Meryem.

11.Hz. Meryem'in teyzesi kimdi? 

11. Hz.Zekerriya'nın hanımı, Hz. Yahya'nın annesi İşa.

12.Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen tek kadın kimdir? 

12. Hz. Meryem.

13.Peygamberimiz (s.a.v.) „Dünya kadınlarının efendisi dört kadındır"buyurmuştur. Kimdir bu kadınlar? 

13. Meryem, Asiye,Hatice ve Fatıma.

14.Onbeş yıl peygamberlikten önce, on yıl da peygamberlikten sonra olmak üzereRasülullah (s.a.v.) ile yirmi beş yıl süren bir evlilik yaşayan validemizkimdir? 

14. Hz. Hatice(r.anha) validemiz.

15.Hz. Hatice validemiz Peygamberimizle evlendiğinde kaç yaşında idi? 

15. Kırk yaşındaydı.

16.Rasülullah (s.a.v.)'ın, İbrahim dışındaki tüm çocuklarının annesi kimdir? 

16. Hz. Hatice(r.anha) validemiz.

17. Hz. Peygamber (s.a.v.) efendimiz  Hz.Hatice'nin vefatından sonra kiminle evlenmiştir? 

17. Abdişemsoğullarkabilesinden, yaşlı ve dul bir hanım olan SEVDE (r.anha) ile evlenmiştir.

18. Hz. Sevde (r.anha) annemiz, Rasülullah (s.a.v.)ile kaç sene evli kaldı? 

18. Hz. Sevde(r.anha), validemiz, hicretin birinci yılında vefat edinceye kadar, beş sene Peygamberimizle birlikte yaşadılar.

19. Sevde'den sonra Peygamberimiz kendisiyleevlenmiştir. Babası Hz. Ebubekir (r.a.) dır.   Fıkıhta, ilimde,tıpta, şiir'de ve etkili hitabette ondan daha ileride bir kadıngörülmemiştir.  Ramazan ve Kurban bayramları hariç tüm yılı oruçluolarak geçiren, hicri 58 yılında, Ramazan ayında, 68 yaşında vefat eden buhanımı tanıyor musunuz? 

19. Hz. Aişe(r.anha) validemiz.

20.Hz.Aişe ile evlendiğinde Peygamberimiz kaç yaşındaydı? 

20. 53 yaşındaydı.

21. Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Aişe (r.a.)'den sonrakiminle, ne zaman evlendi? 

21. Hz. Ömer(r.a.)'in kızı Hafsa (r.anha) ile

22.Bu evlilik, ne zaman yapılmıştı? 

22. Hz. Peygamber(s.a.v.) Hafsa validemizi, kocası Huzafe Oğlu Huneys Bedir savaşında şehirdüştükten sonra, hicretin üçüncü yılında nikahına almıştı.

23.Hz. Peygamberimiz, Hafsa validemizden sonra, Bedir savaşında şehit düşen Harisoğlu Ubeyde'nin 60 yaşındaki dul hanımıyla evlenmişti. Bu hanım aynısavaşta büyük hizmetlerde bulunmuştu. "Yoksulların annesi" lakabıylada anılan bu validemiz kimdir? 

23. Huzeyme kızıZeyneb (r.anha)

24.Kocası Ebu Seleme ile İslam uğruna Habeşiştan'a hicret etmiş, daha sonra onunUhud savaşında şehit düşmesinden sonra 44 yaşında dul kalmıştır. AllahRasülü'nün beşinci eşi olan bu validemiz tanıyor musunuz? 

24. Ümmü Seleme(r.anha).

25.Hz. Peygamber'in halasının kızıdır. Rasülullah (s.a.v.), Ümmü Seleme'den sonrakendisiyle evlenmiştir. Bu nikahla ilgili olarak ayet nazil olmuştur.Kimdir bu cömertliği ile de ünlü olan ve Peygamberimize vefatından sonrahanımları içinde en önce kavuşan müminlerin annesi? 

25. Cahş kızı Zeyneb(r.anha).

26.Hz. Peygamber (s.a.v.) kaç yıl tek eşle yaşamıştır? 

26. 25 yaşından 53yaşına kadar 28 yıl tek eşle yaşamıştır.

27. Tanınmış bir kafir olan Safyan oğlu Musafi'nineşiydi. Kocası, Müreysi, savaşında öldürüldü, kendisi ise esir edildi.Savaş esiri demek cariye ya da köle demekti. Peygamberimiz (s.a.v.) esirkadınlarla hür kadınların eşit olduğunu bir kez daha göstermek içinkendisiyle evlendi. Bu evliliğin sonucu olarak bütün esirlerserbest bırakıldı. Müminlerin bu annesi kimdir? 

27. Haris KızıCüveyriye (r.anha).

28. İslam dini bu eşitliği daha önce hangi evlenmeolayı ile açıklanmıştı?  

28. PeygamberimizinCahş kızı Zeyneb (r.anha)'i Zeyd (r.a.) ile evlendirişiyle.

29. Hz. Peygamber (s.a.v.)'in kaç halası vardı?  

29. Altı halasıvardı: Beyda Ümmühakim, burre, Atike, Safiye, Erva, Ümeyye.

30. Annesi, Bedir savaşında Vahşi'ye Hz. Hamza(r.a.)'yı öldürten Hind'tir. Kocası Ubeydullah ile beraber Müslümanolmuş, Habeşiştan'a hicret etmiştir. Kocasının, dininden dönmesi üzerinekendisinden ayrılmış, Medine'ye dönüşünden sonra da, Hz. Peygamber (s.a.v.) ile55 yaşında evlenmiştir. Kendisi ziyarete gelen Babası Ebu Süfyan'ınPeygamber'in döşeğinde uzanıp dinlenmesine, "Hayır sen oraya layıkdeğilsin, sen müşriksin, müşrikler pistirler" diyerek izin vermeyen buhanımı, müminlerin bu annesini tanıyor musunuz? 

30. Ümmü Habibe(r.anha).

• Yeni yazıları e-posta ile almak için mail adresinizi girin:

Gıybetin ne olduğunu biliyor musunuz?

Hz. EbûHüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)buyurdular ki:

 

"Gıybetinne olduğunu biliyor musunuz?"

"Allahve Resulü daha iyi bilir!" dediler. Bunun üzerine:

"Birinizin,kardeşini hoşlanmayacağı şeyle anmasıdır!" açıklamasını yaptı. Oradabulunan bir adam: 

"Yabenim söylediğim onda varsa, (Bu da mı gıybettir?)" dedi. Aleyhissalâtuvesselâm:

"Eğersöylediğin onda varsa gıybetini yapmış oldun. Eğer söylediğin onda yoksa bir debühtanda (iftirada) bulundun demektir." [Ebû Dâvud, Edeb 40, (4874);Tirmizi, Birr 23, (1935); Müslim, Birr 70 (2589).]

 

Âişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Ey Allah'ın Resûlü, sanaSafiyye'deki şu şu hal yeter!" demiştim. (Bundan memnun kalmadı ve):

"Öyle bir kelime sarf ettin ki, eğer o denize karıştırılsaydı (denizin suyuna galebe çalıp) ifsad edecekti" buyurdu. Hz.Âişe  ilaveten der ki: "Ben Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a birinsanın (tahkir  maksadıyla) taklidini yapmıştım. Bana hemen şunu söyledi:

"Ben bir başkasını (kusuru sebebiyle söz ve fiille) taklitetmem. Hatta (buna mukabil) bana, şu şu kadar (pek çok dünyalık) verilsebile!" 

[Ebû Dâvud, Edeb 40, (4875); Tirmizî, Sıatu'l-Kıyame 52, (2503,2504).][3]

• Yeni yazıları e-posta ile almak için mail adresinizi girin:

Hz. Muhammedin bilmece ve şakaları

Soru sormak, kişiyimuhakeme yapmaya, olaylar arasında neden-sonuç ilişkisi kurmaya ve araştırmayayönlendirir. Diğer bir deyişle mantıksal düşünmeye zorlar. Hz. Muhammed´inöğretimde bu yönteme çok önem verdiğini görmekteyiz.

Bilmecesorması

Hz. Muhammed(s.a.v.) çevresindekilere şöyle bir soru sorar: Ağaçlardan bir ağaç vardır ki,bunun bereketi Müslüman´ın bereketi gibidir. Yaprakları düşmez, dökülüpyayılmaz. Rabbinin izniyle her mevsim meyve verir. Müslüman gibidir. Şimdi banasöyleyin bu ağaç nedir? Hz. Peygamber´in Müslümanların çok iyi tanıdıkları veözelliklerini iyi bildikleri hurma ağacını Müslümanlara benzetmesi,karşılaştırma yapması insanları mantıksal düşünmeye ve muhakeme yapmayazorlamaktadır. (Buhari)

KarşılaştırmaYapması

Hz. Muhammed(s.a.v.) bir gün ashabına sorar: Ne dersiniz, birisinin kapısının önünde birırmak bulunsa ve burada her gün beş kere yıkansa, üzerinde kir ve pislik kalırmı? Ashab: Kirden ve pislikten hiçbir şey kalmaz. Hz. Muhammed (s.a.v.): İştesuyun kiri temizlemesi gibi günde beş kez kılınan namaz da sizin günahlarınızıtemizler."

Buraya kadarverdiğimiz tüm örneklerde Hz. Peygamber´in (s.a.v.) kitabi ifade kullanmaktankaçındığını görmekteyiz. Mesela; Hz. Muhammed, namazın Allah´ın emri olduğunumutlaka kılınması gerektiğini söylemek yerine muhatabının anlayacağı dildenkonuşmuş onlara yaşadığı çevreden örnekler vermeyi tercih etmiştir. Buyaklaşımı O´nun toplumda daha etkili olmasını sağlamıştır. (Kütüb-i Site)

Zekatürleri

*Sözel - Dilsel Zekâ

*Mantıksal -Matematiksel Zekâ

*Görsel - MekânsalZekâ

*Bedensel -Kinestetik Zekâ

*Müziksel -Ritmik 

*Kişisel - İçselZekâ 

*Kişiler arası -Sosyal Zekâ

*Doğa - VaroluşcuZekâ

Soru- Cevap Yöntemi

Mekke´deki ilk ve ensıkıntılı yıllardır. Kendisine iman edenler, henüz bir avuçtur. Bu bir avuçtanbir tanesi de İmran´dır ki, babası Hüseyin Mekke´nin en akıllı, en iyi konuşaninsanlarından biri kabul edilir. Oğlunun da Müslüman olduğunu duyunca onu bukötülükten geri çevirmek ve Hz. Muhammed´i, tartışıp mat ederek başlattığıbölücülüğü (!) bitirmek için O´nun yanına gider ve sorar.

Hüseyin: Nedir buduyduklarımız! Bizim tanrılarımızı reddediyormuşsun. Oysa senin baban, deden veataların herkesle beraber bu tanrılara inanıyordu. Ve onlar akıllı, şerefliinsanlardı.

Hz Muhammed:Şimdilik senin atalarını da, benim atalarımı da bir kenara bırak, der ve devameder 

-Senkaç tanrıya inanıyorsun?

-Sekiz.

-Bunların kaçı yerdekaçı gökte?

-Yedisi yerde birigökte ( Allah).

-Sana bir musibetgelirse kime dua edip, yardım dilersin?

-Göktekine.

-Malın helak olursa,kime dua edersin?

-Göktekine.

-Rızkı kimdenistersin?

-Göktekinden.

-Hastalanınca şifayıkimden beklersin?

-Göktekinden.

-Yalnız o seninduanı kabul ettiği halde diğerlerini ne diye ona ortak ediyorsun? Hüseyin,şaşırmıştır. Şimdiye kadar böyle bir kimse ile hiç konuşmamıştım, der.

Hz. Muhammed(s.a.v.) son hamleyi yapar:

- Hüseyin, Müslümanol ki kurtulasın.

Hz. Peygamber,sorduğu sorular ile Allah´ın birliğini ve putların ne kadar gereksiz olduğunuyine kişinin kendi verdiği cevaplarla bulmasını sağlamıştır. O, karşısındakinisoruları ile yönlendirmiş ve mantıksal bir çıkarım yapmasını sağlamıştır.(Kütüb-i Site)

Sözel- Dilsel Zekâ

Kelimelerle düşünme,ifade etme, kelimelerdeki anlamları ve düzeni kavrayabilme gücüne sahip olma,ayrıca mizah, hikâye anlatma, mecazi anlatım ve benzetme yaparak dili etkin birşekilde kullanma becerisidir.

Efendimiz(s.a.v.) ve sözel zekası

*Hz. Peygamber(s.a.v.) çok düzgün, açık ve net konuşurdu. Hitabet yeteneği kuvvetliydi ve buözelliği ile karşısındaki insanları etkileme gücüne sahipti.

Kıssaanlatarak insanları uyarması

Öğretilecek birkonuyu doğrudan anlatmak yerine kıssa ile örneklendirilerek anlatmak öğrencininkonuyu anlamasını kolaylaştırır. Sözel zekâya hitap eden bu yöntem Hz.Peygamber´in (s.a.v.) eğitim metodunda önemli bir yere sahiptir.

Hz. Muhammed(s.a.v.) şöyle buyurdu: 

"Bir gün biradam yolda yürürken şiddetle susamıştı, nihayet bir kuyu buldu oraya indi, suiçip çıktı. O sırada bir köpek dilini çıkarıp soluyor ve susuzluktan nemlitoprağı yalıyordu. Bunun üzerine o adam; "Bu köpek tıpkı benim gibisusamış" dedi ve hemen kuyuya indi. (Su kabı olmadığından) ayakkabısına sudoldurdu ve onu ağzı ile tutarak kuyudan çıktı. Köpeğe su içirdi. Bundan dolayıAllah ondan razı oldu ve onun günahlarını bağışladı.

Sahabeler: YaResulullah; hayvanlarda da bizim için sevap var mı? diye sordular. 

Peygamberimiz: Hercanlı yüzünden sevap vardır." buyurdu. (Buhari)

Şakaile öğretmesi

Hz Peygamber(s.a.v.), öğretmek istediği bir konuyu mizah yolu ile de anlatmıştır. Şakayaparken bir taraftan düşündürmeyi ve ders vermeyi de ihmal etmemiştir. 

Bir gün yaşlı birkadın Peygamberimize gelerek: "Ya Resulullah! Cennete girmem için bana duaeder misiniz?" dedi. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: "Sen bilmiyormusun, ihtiyarlar cennete giremez."deyince, kadın üzüntüsünden ağlamaklıhale geldi. 

Hz. Peygamber:(gülerek) "üzülme, sen yaşlı olarak değil bir genç kız olarak cennetegireceksin" der. (Buhari)

Benzetmeyapması

Hz. Muhammed(s.a.v.), anlattığı konunun önemini vurgulamak ve daha iyi anlaşılabilmesinisağlamak için dikkat çekici benzetmeler yapardı. 

Hz. Peygamber şöylebuyurdu: "Herhangi birinizin tövbe etmesinden dolayı Allah Teâlâ´nınduyduğu hoşnutluk, ıssız çölde giderken üzerindeki yiyecek ve içeceğiylebirlikte devesini elinden kaçıran, arayıp taramaları sonuç vermeyince deveyibulma ümidini büsbütün kaybederek bir ağacın gölgesine uzanıp yatan, derkenyanına devesinin geldiğini görerek yularına yapışan ve aşırı derecedesevincinden ne söylediğini bilmeyerek:

"Allah´ım! Senbenim kulumsun; ben de Senin rabbinim, diyen kimsenin sevincinden çok dahafazladır." (Buhari, Da´avat 4; Muslim 3, (2744); Tirmizi, Kıyamet 50,(2499, 2500)

Kişisel- İçsel Zekâ

İnsanın kendiduygularını, duygusal tepki derecesini, düşünme sürecini tanıma, kendinideğerlendirebilme ve kendisiyle ilgili hedefler oluşturabilme becerisidir.

Efendimiz (s.a.v.)ve Kişisel-İçsel Zekâ

Müslümanlardan birgenç Hz. Peygamberin huzuruna çıktı ve "Ey Allah´ın elçisi! Zina etmemeizin ver". dedi. Sahabiler onu: Sus! Sus! Diye azarladılar.

Hz. Muhammed odelikanlıya:

- Şöyle gel diyeyanına çağırdı. Delikanlı yanına gelip oturdu. Peygamberimiz onunla konuşmayabaşladı:

- Söyle bakalım.İstediğin şeyi başkalarının annenle yapmalarına razı olur musun? 

-Hayır olmam.

- Zaten hiç kimseannesiyle zina edilmesine razı olmaz. Peki, kızınla zina edilmesin ister misin?

- Hayır istemem.

-Öyleyse hiç kimsekızıyla zina edilmesini istemez. Bir başkasının kız kardeşinle zina etmesiniister misin?

- Hayır istemem.

- Hiçbir kimse kızkardeşiyle zina edilmesini istemez. Peki, halanla zina edilmesi seni memnuneder mi? 

- Hayır, kesinlikle.

- Halasıyla zinaedilmesi hiç kimseyi memnun etmez. Peki, birinin teyzenle zina etmesine razıolur musun?

- Hayır, buna darazı olmam.

- Teyzesiyle zinaedilmesine kimse razı olmaz. Bu konuşmadan sonra Resul-u Ekrem elinidelikanlının omzuna koydu ve: 

-Allah´ım! Bunun günahını bağışla! Kalbini temizle! İffetini koru! diye duaetti. O günden sonra bu delikanlı öyle şeylerle ilgilenmedi .

Genceempatiyi öğretti

Hz. Peygamber(s.a.v.), genç delikanlıya zinanın Kur´an´daki hükmünü anlatabilir ve onukorkutabilirdi. Ama Hz. Muhammed bunu yapmak yerine gencin duygularınaseslenip, yapmak istediği şeyin yanlışlığını kişisel zekâyı kullanarak onaöğretmiştir. Öncelikle sorular sorarak gence muhakeme yaptırmış, daha sonraempati kurmayı öğreterek başkalarının duygularını da anlamasını sağlamıştır.

Bedensel- Kinestetik Zekâ

Haraketlerle jest vemimiklerle kendini ifade etme, beyin ve vücut koordinasyonunu etkili birbiçimde kullanabilme becerisidir. Bu zekâya sahip insanlar söylenenden daha çokyapılanı anlarlar.

Efendimiz(s.a.v.) ve Bedensel Zekâ

Beden dili insanlıktarihi açısından en eski iletişim aracıdır.Beden dili bir anlamda duygu ve düşüncelerimizin yansımasıdır. Hz. Peygamberkonuşmalarında beden dili olarak ellerini, jest ve mimikleri kullanmaya özengöstermiştir. Ayrıca öğreteceği bazı şeyleri de uygulayarak anlatmıştır.

Hz. Peygamber:"Mümin diğer bir mümin için birbirine kenetlenmiş duvar gibidir."dedi.(Hz. Peygamber (s.a.v.) iki elinin parmaklarını birbirine geçirerek bukenetlenmeyi gösterdi). Rasulullah (s.a.v.): "Yetimi koruyan kimse ile bencennette şu ikisi gibiyiz." buyurdu ve aralarını biraz açarak işaret veorta parmağını gösterdi.

Kişilerarası - Sosyal Zekâ

Grup içerisindeişbirlikçi çalışma, sözel ve sözsüz iletişim kurma, insanların duygu, düşünceve davranışlarını anlama, paylaşma, ifade edebilme, yorumlama ve insanları iknaedebilme becerisidir.

Efendimiz´in(s.a.v.) ve Sosyal Zekâ

Hz. Muhammed´in(s.a.v.) en çok kullandığı zekâ çeşitlerinden birisi sosyal zekâdır. O,"Hiçbiriniz kendisi için istediğini (mümin) kardeşi için istemedikçe(gerçek) iman etmiş olmaz." Diyerek diğergam olmadıkça müminlerin gerçekanlamda iman etmiş olmayacaklarını belirtmiş diğer bir deyişle bencilliğinimana engel olduğunu söylemiştir. Böylece içinde bulunduğu topluma kardeşliği,bir arada yaşamayı ve paylaşmayı öğretmiştir.

Hz. Peygamber birhadislerinde şöyle buyurmuştur: "Bütün müminler, birbirini sevmede,birbirine acımada ve birbirine şefkat göstermede bir vücut gibidir. Vücudun biruzvu rahatsız olunca diğer uzuvları da ona ortak olur." 

Hz. Muhammed ashabıile bir yolculuktadır. Yemek için mola verilir. Arkadaşlarının her biri birgörev üstlenir. 

Hz. Muhammed:"Ben de ateş için odun toplayayım der". Arkadaşları engel olmakisterler. Ey Allah´ın Elçisi! Siz dinlenin biz o işi de görürüz. Hz. Muhammedbütün ciddiyeti ile cevaplar: Gerçekten bunu isteyerek yapacağınızı biliyorum.Ancak ben bir toplum içinde ayrıcalıklı olmaktan hoşlanmam. Bunu Allah dasevmez. Ve odunları toplamaya koyulur. (Kütüb-i Site)

DoğacıZekâ

Doğadaki tümcanlıları tanıma, araştırma ve canlıların yaratılışları üzerine düşünmebecerisidir.

Efendimiz(s.a.v.) ve Doğacı Zekâ

Hz. Muhammed(s.a.v.) doğa ile iç içe olan Arap toplumuna öğreteceği birçok bilgiyiyaşadıkları çevre ile örneklendirerek anlatmaktadır. Bu anlamda Hz. Muhammed´indoğacı zekâyı çok sık kullandığını görmekteyiz. 

Hz. Peygamber(s.a.v.) şöyle buyurdu: "Kur´an´ı okuyan ve gereğini olduğu gibi tatbikeden mümin, kokusu hoş, tadı güzel turunç meyvesi gibidir. Kur´an okumayan,fakat gereğini tatbik eden mümin, tadı olan ve fakat kokusu bulunmayan hurmayabenzer. Kur´an okuyan, fakat gereğini tatbik etmeyen münafık da, sadece kokusuhoş olan fesleğen gibidir. Kur´an okumayan münafık da, tadı acı ve kokusuçirkin Ebû Cehil karpuzuna benzer."

Buraya kadarverdiğimiz birçok örnekte Hz. Muhammed´in doğacı zekayı ne kadar çokkullanıldığını görmekteyiz. (Kütüb-i Site)

Müziksel- Ritmik Zekâ

Sesler ve ritimlerledüşünme, faklı sesleri tanıma ve yeni sesler,ritimler üretme becerisidir.

Efendimiz(s.a.v.) ve Müziksel Zekâ

Kur´an-ı Kerim edebîanlamda incelendiğinde de olağan üstü özellikler taşıdığı görülmektedir. Kur´andüz bir metin olmaktan uzak, içinde teşbihler, vecizeler, icazlar, istiareler,kıssaların bulunduğu bir kitaptır. Sözlerin birbiriyle uyumu, ahengi güzelsesle birleştirildiğinde ise insanları ruhen de etkilemektedir. Kur´an´dakiharflerin, kelimelerin ve cümlelerin seslendirilmesi esnasında ortaya çıkan,kulağa ve ruha hoş gelen, diğer söz türlerinde hiç rastlanmayan bir musikivardır. Kur´an üslubunun büyüleyiciliğini, onun hem şiirin hem nesrinmeziyetlerini bir araya toplayan emsalsiz nazmı teşkil eder. Hz Muhammed:"Kur´an´ı seslerinizle süsleyiniz." Buyurarak. Kur´an-ı Kerim´ingüzel sesle okunmasını tavsiye etmiştir. 

Bu da müzikselzekâ´ya sahip olan insanların Kur´an-ı Kerim´i daha iyi anlamalarına yolaçacaktır. Hz. Peygamber yalnız Kur´an´ın değil insanları her gün beş kerenamaza davet eden ezanın da güzel sesle okunmasını istemiş ve bu yüzden güzelsesli olan Bilal Habeşi´nin ezan okumasını istemiştir.

Görselve Mekânsal Zekâ

Resimler, imgeler,şekiller ve çizgilerle düşünme, harita, tablo ve diyagramları anlayabilmemuhakeme etme becerisidir.

Efendimiz(s.a.v.) ve Görsel Zekâ

Öğretimde şekil,grafik, resim veya şemaların kullanılması öğrenilecek konunun hafızada kalıcıolmasını ve soyut kavramların daha iyi anlaşılmasını sağlar. Hz. Muhammed deöğreteceği bazı konuları şekil çizerek anlatmıştır.

Şekilleriçizerek anlatması

Hz. Peygamber(s.a.v.) bir gün yere çubukla, kare biçiminde bir şekil çizdi. Sonra, bununortasına bir hat çekti, onun dışında da bir hat çizdi. Sonra bu hattınortasından itibaren bu ortadaki hattı işaret eden bir kısım küçük çizgilerattı. Resûlullah (s.a.v.) bu çizdiklerini şöyle açıkladı: "Şu çizgiinsandır. Şu onu saran kare çizgisi de eceldir. Şu dışarı uzanan çizgi de onunemelidir. (Bu emel çizgisini kesen) şu küçük çizgiler de musibetlerdir. Birmusibet oku yolunu şaşırarak insana değemese bile, diğer biri değer. Bu dadeğmezse ecel oku değer." 

Bir gün Hz. Muhammedbir çizgi çizer, sonra bu Allah´ın yoludur der. Sonra bunun sağına ve solunaçizgiler çizer ve şu açıklamayı yapar: Bunlar çeşitli yollardır. Her biriüzerinde (kötülüğe) davet eden şeytan vardır. Arkasından da şu ayeti okudu:"Şu emrettiğim yol benim dosdoğru yolumdur. Hep ona uyun. Başka yollara vedinlere uyup gitmeyin ki sizi onun yolundan saptırıp parçalamasınlar."(Kütüb-i Site)

Sos. Psk. EfserSelamet  

• Yeni yazıları e-posta ile almak için mail adresinizi girin:

Hazret-i Âişe ağlıyor

Bir gece, Resûlullah Efendimiz "sallallahü aleyhi vesellem" mübarek başını, Hazret-i Âişe'nin "radıyallahüanha" kucağına koyup, "Yıldızları"seyrekoyuldu.

Hazret-i Âişe ise "Dolunayı" seyrediyordu. Fakat Resûlullah Efendimizin "nur cemali" "Dolunay"dandaha parlak ve nurlu göründü. Hazret-i Âişe'ye.

Duygulanıp ağladı.Ve iki damla gözyaşı, Efendimizin nur yüzüne damladı. 

Efendimiz "aleyhisselam" sordular:

- Niçin ağlıyorsunyâ Âişe?

- Senin cemalini,dolunay'dan daha parlak gördüm de onun için.

- Şaştın mı buna?

- Evet, şaştım yâResûlallah.

Hiç şaşma yâ Âişe.Çünkü "Ay" ve "Güneş"in nûrunu da benim nûrumdanyarattı. Hak teâlâ.

- Siz neyebakıyordunuz yâ Resûlallah?

- Yıldızlarabakıyordum. Eshâbımdan biri var ki, onun ibâdetleri "Yıldızlar" adedince gök yüzüne yükseliyor.Bunu düşünüyordum.

Hazret-i Âişe;

"Bu kişi, babamolabilir" diye geçirdi içinden.

Ve sordu:

- O kimdir yâResûlallah?

Buyurdular ki:

Ömer'dir. Ama onun  sevapları,babanın sevapları yanında "denizdedamla" bile değildir.

• Yeni yazıları e-posta ile almak için mail adresinizi girin:

Çünkü duâ almıştı

 

Çünkü duâ almıştı

Sahabe-i kiramdan, Sa'd bin ebî Vakkâs hazretleri keskin nişancıydı.

Zira Peygamber Efendimiz, "sallallahü aleyhi ve sellem"

Onun hakıknda;

- Yâ Rabbî! Sa'dın okunu hedefinden saptırma! diye dua buyurmuşlardı.

Nitekim Uhud harbinde kâfirler birleşip, Resulullaha hücum ettiler.

Efendimiz "aleyhisselam", hazret-i Sa'da;

- Yâ Sa'd! Ok atıp püskürt şunları! diye seslendiler.

O anda, bir tek "Ok" vardı sadağında Bu emirle fırlattı onu.

Netîce, tam isabet.

Gırtlağından vurmuştu kâfiri.

Elini, sadağına götürdü.

Yok iken, bir "Ok" daha geldi eline.

Baktı, Az önce fırlattığı "Ok"tu bu Attığı ok geri gelmişti.

Yayını gerip, fırlattı aynı "Ok"u.

Bir müşrik daha temizlendi.

Elini, sadağına götürdü,

bir "Ok" daha geldi eline.

Baktı,

Aynı "Ok"tu bu da.

Hiç şaşırmadı. Yayını gerip fırlattı.

Bir kâfir daha yere serilirken,

Aynı "Ok", yine gelip girmişti sadağına.

Velhâsıl o tek "Ok"la, yüzlerce kâfir öldürmüştü o gün.

• Yeni yazıları e-posta ile almak için mail adresinizi girin:

Moralin Niye Bozuk?

 

MORALİN NİYE BOZUK?

HZ. ADEM (A.S.)GİBİ 200 SENE TEVBE Mİ ETTİN?

 

MORALİN NİYE BOZUK?

HZ.İBRAHİM GİBİ ATEŞE Mİ ATILDIN?

 

MORALİN NİYE BOZUK?

HZ.YUSUF (as) GİBİ KUYUYA MI ATILDIN?

 

MORALİN NİYE BOZUK?

HZ.MUHAMMED (sav) GİBİ TAİF'TE TAŞLANDIN MI, BAŞINA İŞKEMBE Mİ KONULDU NAMAZ KILARKEN,

DİŞİN Mİ KIRILDI, YÜZÜNE TÜKÜRÜK MÜ ATILDI, HİCRETE Mİ ZORLANDIN, SEVDİKLERİNDEN Mİ AYRILDIN?

 

MORALİN NİYE BOZUK?

HZ.HAMZA (r.a) GİBİ BURNUN KULAĞIN MI KESİLDİ?

 

MORALİN NİYE BOZUK?

MUSAB BİN UMEYR GİBİ KOLLARIN MI KESİLDİ?

 

MORALİN NİYE BOZUK?

CAFER BİN EBU TALİP GİBİ OK, MIZRAK VE KILIÇ DARBELERİYLE YARALANDIN MI?

 

MORALİN NİYE BOZUK?

AMMAR,SÜMEYYE, YASİR GİBİ İŞKENCE Mİ GÖRDÜN?

 

MORALİN NİYE BOZUK?

BİLAL GİBİ KIZGIN KUMLARA YATIRILIP, ÜZERİNE TAŞLARMI KONDU?

 

MORALİN NİYE BOZUK?

YUNUS PEYGAMBER GİBİ DENİZE Mİ ATILDIN?

 

MORALİN NİYE BOZUK?

EYÜP PEYGAMBER GİBİ VÜCUDUNU YARALAR MI KAPLADI?

 

MORALİN NİYE BOZUK?

HZ. İSA GİBİ ÇARMIHA MI GERİLMEK İSTENDİN?

 

MORALİN NİYE BOZUK?

ÜSTAD GİBİ ZİNDANA MI ATILDIN, ZEHİRLENDİN Mİ?

 

HALA MORALİN Mİ BOZUK?

NE DÜŞÜNÜYORSUN, DÜNYALIK İŞLER Mİ?

SİLKİNELİM, KENDİMİZE GELELİM...?

 

ÜZÜLECEKSEN, NAMAZINI KAZAYA BIRAKTIĞIN İÇİN,

TEHECCÜDE KALKAMADIĞIN İÇİN, BİRİNİN KALBİNİ KIRDIĞIN,

PAZARTESİ PERŞEMBE ORUCUNU TUTAMADIĞIN İÇİN ÜZÜL,

 

ÜZÜLECEKSEN BUGÜN ALLAH İÇİN BİR ŞEY YAPAMADIĞIN İÇİN,

ALLAH VE RESULÜ (SAV)'NÜ MEMNUN EDEMEDİĞİN İÇİN ÜZÜL

 

FİLİSTİN'DE, ÇEÇENİSTAN, BOSNA HERSEK'TE,

IRAK'TA VE DÜNYANIN DÖRT BİR YANINDA ZULÜM GÖREN, İŞKENCE EDİLEN,

ÖLDÜRÜLEN DİN KARDEŞLERİN İÇİN ÜZÜL

 

ÜZÜLÜRSEN, BİR FAKİRE YARDIM EDEMEDİĞİN İÇİN,

YETİMİN ELİNDEN TUTAMADIĞIN İÇİN ÜZÜL

 

ÜZÜLÜRSEN, AFRİKA'DA VE DİĞER ÜLKELERDE BİR LOKMA EKMEK BULAMAYAN,

HASTALIKLARLA MÜCADELE EDEN İNSANLAR İÇİN ÜZÜL

 

ÜZÜLÜRSEN,KUR'AN-I YETERİNCE OKUYUP, HAYATINA TATBİK EDEMEDİĞİN İÇİN ÜZÜL

 

ÜZÜLÜRSEN, PEYGAMBER EFENDİMİZ'İ, CANINDAN,

MALINDAN,AİLE BİREYLERİNDEN,

HERŞEYDEN ÇOK SEVEMEDİĞİN İÇİN ÜZÜL

 

ÜZÜLÜRSEN, HAKİKİ MANADA KUL, EFENDİMİZ'E ÜMMET OLAMADIĞIN İÇİN ÜZÜL

ÜZÜLÜRSEN, EFENDİMİZ'İN ŞEFAATİNE NAİL OLAMAMA KORKUSUYLA ÜZÜL...

• Yeni yazıları e-posta ile almak için mail adresinizi girin:

Bir Aşk ki Ancak Seven Anlar...

BİR AŞK

Medine'nin kadınları hem güleryüzlü, hem de güzeldirler. Ancak Hifa Hatun başka güzeldir ve bambaşka gülümser. Öylesine sıcakkanlı ve öylesine samimidir ki kadınlar onu canları gibi severler. Oğlu, abisi, erkek kardeşi olanlar akraba olmaya kalkar, hatta bazıları beylerine ister. Onu ciddi ciddi sıkıştırır, araya hatırlıları koyup, izdivaç teklif ederler.

Hifa Hatun'un methi hızla yayılır ve çoook uzaklara gider. Bırakın hekimleri, tüccarları, vezirler, sultanlar sıraya girer. Ancak o Necaşi gibi bir İmparatoru bile reddeder sadece ve sadece Allah'ın rızasını diler.

Ama taliplerin ardı arkası kesilmez. Kimi ayaklarına halılar serer... Kimi cevahirler döker... Yüz kızıl tüylü deveyi getirip kapısına bağlayanları mı sorarsınız, yoksa saray anahtarlarını önüne atanları mı?

Hifa Hatun bütün bunlara dönüp bakmaz bile, Efendimizin huzuruna çıkıp 'Ey Allah'ın Resûlü' der, 'bana cennete götürecek bir şeyler öğretsene.' Doğrusu o, Peygamber Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) 'gündüzleri oruç tut' ya da 'geceleri namaz kıl' gibi bir tavsiyede bulunacağını sanır ama Server-i Kâinat 'Önce evlenmen lâzım' buyururlar 'zira bununla dininin yarısını emniyete alırsın!' Hifa, büyük bir teslimiyetle boynunu büker ve 'siz kimi münasip görürseniz ben ona razıyım' der.

Mâlum, o sıradan bir hanım değildir ve onu nikahına alacak erkeğin de 'özel'olması gerekir. Lâkin Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ne kimseye ümid verir, ne de kimsenin ümidini kırar. Her zamanki gibi basit ve pratik bir çare bulur 'yarın sabah mescide ilk gelenle evlen' buyururlar. Bu teklifi herkesin hoşuna gider, talipler erken kalkmak için tedbirler düşünür, kendilerince hazırlık yaparlar.

Bu haberi elbette Hazret-i Suheyb de duyar ama dikkate almaz. Zira o fakir ve kimsesiz biridir. Evi yurdu yoktur ve karnını zor doyurur. Kah ağaç altlarına uzanır, kâh mescid gölgelerine kıvrılır. Uzun boyuna rağmen o kadar zayıftır ki, rüzgar sert esse ayaklarını yerden kaldırır.

Ama bakın şu işe ki o gece Allahü teâlâ bütün sahabelere derin bir uyku verir, Hifa Hatun'un talipleri gözlerine çöken ağırlığa yenilirler. Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) her zamanki gibi imsak sökerken mescide gelir ve büyük bir merakla talihli sahabeyi bekler.

Nitekim mescidin eşiğinde bir gölge uzar ve Süheyb içeri girer. Resulullah Efendimiz namazdan sonra Hifa Hatunu çağırtıp neticeyi bildirir. Hazret-i Hifa büyük bir teslimiyetle kabul eder.

Efendimiz güzel bir hutbe okur ve nikah akidlerini yaparlar. Sonra şanslı sahabeye döner 'Ey Süheyb' buyururlar, 'şimdi hanımına bir hediye al ve tut elinden evine götür.'Suheyb Radıyallahu anh ellerini çaresizlikle iki yana açar. 'İyi ama' diye mırıldanır, 'benim ne bir dirhem gümüşüm, ne de sığınacak evim var.'

Hifa Hatun kocasının boynunu büktürmez, ona içinde on bin dirhem gümüş olan süslü bir heybe gönderir ve 'filanca yerdeki köşkümü sana hediye ettim' der. Alemlerin Efendisi çok hislenir onlara hayır dualar ederler.

Süheyb, o gün Medine sokaklarında dolanır durur, akşama doğru utana sıkıla konağa sokulur. Kendisi için hazırlanan muhteşem sofradan ya bir, ya iki hurma alır ve 'Ya Hifa' der, 'biliyorum sen benim için bulunmaz bir nimetsin, ben ise senin için sadece mihnetim. Ben şükretsem gerek, sen sabretsen gerek. İster misin şu geceyi taat ve ibadetle geçirelim zira Efendimiz (Sallallahü aleyhi ve sellem) 'Cennette yüksek bir çardak vardır. Orada yalnız şükredenlerle sabredenler otururlar.' buyurdular.

Ve öyle de yaparlar. Seccadelerini gözyaşları ile ıslatır, kalplerini zikr ile aydınlatırlar. Cebrail Aleyhisselam olup biteni Resulullah Efendimize anlatır ve onları Allahü teâlânın cenneti ve cemaliyle müjdeler.

Ertesi sabah, namazdan sonra Efendimiz Suheyb'i yanlarına oturtur 'Ey Süheyb' buyururlar 'geceki halini sen mi anlatırsın ben mi anlatayım?' Süheyb gözlerini kucağına indirir, zor duyulan bir sesle 'Allahın Resulü en iyisini bilir' cevabını verir.

Efendimiz onlara 'ne mutlu size' gibilerinden bakar, 'İkiniz de cennetliksiniz' buyururlar, '... ve Allahü teâlâyı göreceksiniz!' Süheyb derhal secdeye kapanır ve 'Ya Rabbi!' diye yalvarır, 'o ki beni mağfiret ettin, günahlara bulaşmadan canımı al!'

Allahü teâlâ bu yanık duayı kabul eder, Suheyb, secdede kalakalır. Mescidde bulunanlar ağlamaklı olurlar. Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) 'Size daha şaşılacak bir şey söyliyeyim mi? Şu anda Hifa Hatun da ruhunu Hakka teslim etti' buyururlar.

Namazlarını, yüzü suyu hürmetine yaratıldığımız o yüce Server kıldırır. İkisini yanyana toprağa bırakırlar. Baş uçlarına küçük bir tahta çakar. Birine 'Şükredenlerden Suheyb' yazarlar, öbürüne 'Sabredenlerden Hifa!'...

• Yeni yazıları e-posta ile almak için mail adresinizi girin:

Bardakoğlu: Kur'an kursları eğitimin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, Kur'an kurslarının, Milli Eğitim Bakanlığı'nın örgün eğitiminin alternatifi olmadığını belirterek, aksine, din eğitimini tamamlayan bir eğitim olduğunu söyledi.

Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, Bilgilendirme ve Değerlendirme Toplantısı'na katılmak üzere Erzurum'a geldi. Hizmetiçi Eğitim Enstitüsü'nde düzenlenen programa Vali Sami Bulut, Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Küçükler, müftülük personeli ve din görevlileri katıldı.

Kur'an kurslarının İslam dininin doğru bilgiyle buluştuğu, açık ve şeffaf şekilde eğitim verilen önemli eğitim yerleri olduğunu dile getiren Ali Bardakoğlu, aileleri, yaz aylarında çocuklarını Kur'an kurslarına göndermeleri tavsiyesinde bulundu. Kur'an kurslarının çocukların dinlerini ehil ellerden, sağlılık şekilde öğrenmeleri için önemli olduğunu dile getiren Bardakoğlu, Kur'an kurslarının Milli Eğitim Bakanlığı'nın örgün eğitiminin alternatifi olmadığına dikkat çekti.

Bardakoğlu, "Kur'an kursları Anayasamızın 24. maddesi gereğince din eğitimini tamamlayan bir eğitimi yerine getirmektedir. Ders kitaplarımızı akademisyenlerimizin katkılarıyla yeniden hazırladık. Sadece Kur'an-ı Kerim'i okutmayı değil, iyi aile, iyi komşu olmayı, vatana, bayrağa, dine saygıyı ve sevgiyi, anne-babaya saygıyı, komşuluk ilişkilerinin önemini de öğretiyoruz. Yaptığımız işin Allah rızasına uygun olmalıdır" dedi.

"KUR'AN'IN BİLGİSİYLE 21. YÜZYIL İNSANINI BULUŞTURMALIYIZ"

Din hizmetlerinde bilgiye dayalı hizmetin önemli olduğunu vurgulayan Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, İslam dini hakkında konuşanın bilerek konuşması gerektiğinin altını çizdi.

İslam'ın Kur'an-ı Kerim ve Peygamberimizin (SAV) sünneti olmak üzere iki temel kaynağı bulunduğunu belirten Bardakoğlu, din görevlilerinin bunları anlamak için 21. yüzyılda yaşadığını fark etmesi gerektiğini açıkladı. Kur'an'ın bilgisi ve Peygamber efendimizin (SAV) sünnetiyle 21. yüzyıl insanını buluşturmak gerektiğini anlatan Bardakoğlu, "Bu bizim görevimizdir. Diyanet İşleri Başkanlığı olarak bu yönde yayınların çıkarılmasını sağlıyoruz. Biz farklı dinleri farklı kültürleri barış içerisinde bir arada yaşatmış toplumuz. Bizde etnik kökenler, diller, inançlar, renkler hep zenginlik olarak görülmüştür" diye konuştu.

"DİN HİZMETİ CAMİ İÇERİSİYLE SINIRLI KALMAMALIDIR"

Din görevlilerine, hizmetlerini cami içerisiyle sınırlamamalarını öneren Bardakoğlu, din hizmetinin toplumun her alanını kuşatması gerektiğini kaydetti.

Din hizmetinin sosyal bir içeriği olması gerektiğine değinen Bardakoğlu, "Caminin dışında da din hizmetleri yürütülmelidir. Kırgın ve küsgünlerin barıştırılmasına, fakirlere yardım edilmesinin sağlanmasını, çevrenin temiz tutulmasını da din hizmetleri olarak görmekteyiz. Aile içi şiddet, kız çocuklarının okutulmaması sorunu varsa din görevlileri orada bulunarak, sorunu çözmelidirler" şeklinde konuştu.

Öte yandan, Ali Bardakoğlu tarafından Erzurum Müftülüğü personellerinden başarılı performans sergileyen Kur'an kurslarının yöneticilerine, hocalarına ve öğrencilerine başarı belgesi verildi. Vali Sami Bulut ise Ali Bardakoğlu'na, Erzurum'u anımsatan tablo hediye etti.

• Yeni yazıları e-posta ile almak için mail adresinizi girin: