Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Haberiniz Olsun

10 tane "ekonomi" etiketli yazı bulundu "ekonomi" tagli diger ogeler resimler , videolar

Memura ağustosta 'ek ödeme' zammı

 

Hükümet 1,5 milyon devlet memuruna, 15 Ağustos'ta 'ek ödeme zammı' yapmaya hazırlanıyor. Ek ödeme iyileştirmeleri, 3 ya da 4 yıl boyunca devam edecek.

Böylece kamuda 'eşit işe eşit ücret' ilkesi hayata geçmiş olacak. Bakanlar Kurulu, bu kapsamdaki ilk iyileştirmeyi ağustos içinde gerçekleştirmeyi planlıyor. Böylece memurlar, enflasyon farkı ve yüzde 2'lik temmuz zammıyla birlikte yılın ikinci yarısı için aldığı yüzde 3,96'lık maaş artışından ayrı olarak 15 Ağustos'ta ek ödeme zammı alacak. Bakanlar Kurulu, 2009, 2010 ve 2011 yıllarında da ek ödeme oranlarında artış yapacak. Söz konusu iyileştirmenin 4,5 aylık maliyeti 546 milyon YTL olarak hesaplandı.

Devlet Bakanı Murat Başesgioğlu koordinatörlüğünde, Maliye Bakanlığı, Devlet Personel Başkanlığı ve diğer ilgili birimlerin katılımıyla yürütülen 'Kamu Personelinin Yeni Maaş Sistemi' çalışması tamamlandı. Çalışma 'Ek Ödeme Düzenlemesi'ne dönüştürüldü ve Bakanlar Kurulu'nda da bu şekliyle kabul edildi. Düzenlemenin bu hafta içinde Meclis'te ele alınacak bir tasarıya önergeyle eklenmesi ve en kısa sürede hayata geçmesi de sağlanacak. Denge tazminatı kalkarken, memurların yüzde 28'lik ek ödemeye karşılık gelen yaklaşık 136 YTL'lik denge tazminatları da ek ödemenin içine girecek. Bakanlar Kurulu, yüzde 28'lik oran üzerine yeni oranlar uygulayacak. Maliye'nin çalışmasına göre, ek ödemede 10 puanlık artış, memur maaşlarına 50 YTL zam olarak yansıyacak. Söz konusu çalışmada, hizmetli maaşlarına 5 puan ek ödeme karşılığında 25 YTL, araştırma görevlisi, öğretmen gibi meslek gruplarında 10 puanlık ek ödeme artışı karşılığında 50 YTL, mühendis maaşlarında ise 15 puan ek ödeme karşılığında 75 YTL ek artış önerildi. Ek ödeme zammı bazı meslek gruplarında 100 YTL'ye kadar çıkabilecek. Meslek grupları içinde en yüksek ek ödeme artışının polisler için planlandığı öğrenildi.

977 YTL'ye kadar iyileştirme

Düzenlemede, 'devlet memurlarına ek gösterge dahil en yüksek devlet memuru aylığının yüzde 200'ünü geçmemek üzere her ay ek ödeme' için Bakanlar Kurulu'na yetki verilmesi, maaşlara bugünkü rakamlarla 977 YTL'ye kadar ek iyileştirme imkanı tanıyor. Ayrıca halen kendilerine 136 YTL denge tazminatı ödenen kamu personeline, 977 YTL'yi geçmemek üzere, Bakanlar Kurulu'nca belirlenecek oranlarda ek ödeme verilebilecek. Ancak, ek ödeme iyileştirmesi, kademeli olarak gerçekleştirilecek ve bütçe imkanları dikkate alınarak 3 ya da 4 yıllık bir sürece yayılacak.

 

Asgari ücret yükseliyor

Asgari ücret, 1 Temmuzdan itibaren yüzde 5 artışla 16 yaşından büyükler için geçim indirimi dahil net 503,26 YTL'ye yükselecek.

Asgari Ücret Tespit Komisyonu kararı doğrultusunda, yıl sonuna kadar geçerli olacak asgari ücrette 1 Temmuzdan itibaren düzenlenmeye gidilecek.Buna göre, halen 16 yaşından büyük bekar bir işçi için asgari geçim indirimi dahil brüt 608,40, net 481,55 YTL olan asgari ücret, brüt 638,70, net 503,26 YTL'ye yükselecek. Asgari ücrette yapılan net artış 21,71 YTL olacak.

Halen 16 yaşından küçükler için brüt 515,40, net 414,92 YTL olan asgari ücret, 1 Temmuzdan itibaren brüt 540,60, net 432,97 YTL'ye yükselecek.

Böylelikle 16 yaşını doldurmuş işçilerin bir günlük normal çalışma karşılığı asgari ücretleri brüt 21,29, 16 yaşını doldurmamış işçilerin de 18,02 YTL olacak.

Kapıcılar için brüt 608,40, net 517,14 YTL olarak uygulanan asgari ücret ise brüt 638,70, net 542,90 YTL'ye ulaşacak.Temmuz ayında yapılacak düzenleme, asgari ücret üzerinden yapılan kesintileri ve işverene maliyeti de artıracak.

Asgari ücretten 16 yaşından büyük işçiler için yapılan kesinti 135,44, 16 yaşından küçük işçiler için 107,63, kapıcılar için de 95,81 YTL'yi bulacak.Asgari ücretin işverene toplam maliyeti 16 yaşından büyük işçiler için 776,02, 16 yaşından küçük işçiler için 692,64, kapıcılar için 772,02 YTL olacak.

Yeni asgari ücretle birlikte sosyal sigortalar primine esas kazancın alt ve üst sınırı da değişecek.Halen asgari ücretin brütü olan 608,40 YTL düzeyinde bulunan prime esas kazancın alt sınırı 638,70 YTL'ye, 3 bin 954,60 YTL olan primine esas kazancın üst sınırı ise aylık 4 bin 151,70 YTL'ye yükselecek.

Yeni asgari ücret ile prime esas kazancın alt ve üst sınırları, 31 Aralık 2008'e kadar uygulanacak.

Konut Edindirme Yardımı (KEY) ödemeleri iki ay daha ertelendi

para ytl Konut Edindirme Yardımı (KEY) ödemeleri iki ay daha ertelendi.

Tasfiye Halindeki Emlak Bankasının Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Sayın, düzenlediği basın toplantısında, KEY ödemeleriyle ilgili bazı kurumların kendilerine hatalı bildirimler yaptığını, kendilerinin de bu hatalı bildirimleri kurumlara iade ettiklerini hatırlattı.

Hazineden sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Şimşek'e konuyla ilgili sıkıntıları ilettiklerini belirten Zeki Sayın, ''Sayın bakanımızdan iki ay daha süre istedik. O da daha fazla insanın bu haktan yararlanabilmesi için 2 aylık süre uzatma yetkisini kullandı. Bu çerçevede Temmuz ayı sonuna kadar daha kurumlardan evrak alacağız'' dedi.

İşte Başbakanın Beklenen Konuşması

recep tayyip erdoğan Bu Meclis hiçbir vesayeti kabul etmedi, etmeyecek-Kimse kendisini yasa koyucu yerine koyamaz-'Ben yaptım oldu' anlayışını demokrasi kaldırmaz-Meclis iradesine ipotek koymak milli iradeye tavır almaktır-Anayasaya dayanmayan kararlar anlam taşımaz-Yargı yanlış yaparsa nereden döner?

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''İstiklalimizin sembolü olan bu Meclis bugüne kadar hiçbir vesayeti, hiçbir gölgeyi kabul etmedi, bundan böyle de kabul etmeyecektir'' dedi.

Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısına, ''Burası, Türkiye Büyük Millet Meclisi. Türk milletinin, 70 milyon vatandaşımın iradesinin tecelli ettiği kutlu çatı. 'Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir' ilkesi 23 Nisan 1920'de burada hayat buldu'' sözleriyle başladı.

Kurtuluş Savaşını yöneten, Cumhuriyeti kuran iradenin burada şekillendiğini kaydeden Erdoğan, şunları söyledi:

''İstiklalimizin sembolü olan bu Meclis bugüne kadar hiçbir vesayeti, hiçbir gölgeyi kabul etmedi, bundan böyle de kabul etmeyecektir. Zira bu Meclis, hür iradesiyle bu aziz milletin kurtuluş destanını yazdı. Evet, burası milletimizin evidir, harim-i ismetidir (kutsal ocağıdır). Bu evin 70 milyon sahibi vardır.

Bu çatının altında bu ülkenin hiçbir vatandaşı unutulmaksızın, ihmal edilmeksizin, hiç bir ayrıma tabi tutulmaksızın herkesin hukuku savunulur, korunur; herkesin iradesi burada temsil edilir. Bu ülkenin izzeti için, bu milletin şerefi için aklı selimin, sağduyunun yolundan ayrılmadan, metanetle ve vakarla bir ve bütün olarak milletimizin hukukunu ilelebet koruyacağız, milletimizin iradesini hakkıyla temsil edeceğiz, birliğini, beraberliğini savunacağız bu çatının altında.

Bunu hep birlikte yapacağız. Kendimizi geri çekmeden, başkalarını da dışlamadan milli irademize, müşterek hukukumuza her birlikte sahip çıkacağız. Milletimizle aynı üslubu kullanacağız, milletimizle aynı vefa ve kader çizgisinde yürüyeceğiz.

Ne milletimizin bir adım ilerisinde olacağız ne milletimizden bir adım geride kalacağız. Hiç şüphesiz, milletimizin istisnasız tamamı adaletten yanadır, hakkaniyetten yanadır.

Siz, saygıdeğer milletvekillerini de bu milletin emanetine sadakatle sahip çıktığınız için yürekten kutluyorum.''

-''ÜLKE BİRLİĞİ, DEMOKRASİ İÇİN...''-

Başbakan konuşmasının bu bölümünde diğer partilere de seslenerek, şöyle konuştu:

''Yeri gelmişken, burada yalnızca kendi grubumuzu değil, yalnızca AK Parti'ye oy verenleri değil; bu ülke için, bu toplumun düzeni için, bu ülkenin birliği için, demokrasi için, adalet için, refah ve huzur için hakkaniyetten ayrılmayan,daima vicdanının sesine kulak veren diğer parti gruplarını ve kişileri de bu millet kürsüsünden aynı duyguyla anıyorum, aynı samimiyetle selamlıyorum.

Unutmayalım, sorunlarımızın hiçbiri ama hiçbiri çözümsüz değildir. Arızi olaylar, dönemsel sorunlar istikametimizi çeviremez. Zira, biz konjonktüre göre, özellikle esen rüzgarlara göre yönümüzü belirlemiyoruz. Bu istikamet milletindir, sizindir, bu siyaset milletindir, bunu böyle bilin. Rotamızı da milletimiz belirlemiştir.

Bizler burada, milletimizin tarihi yürüyüşüne ortaklık ediyor, milletimizle beraber yürüyoruz. Milletimizin umutlarını, rüyalarını, özlemlerini temsil ediyoruz. Milletimiz kendi ülkesinde, kendi bayrağı altında, kendi devletini yönetenlerden adalet istiyor, demokrasi istiyor. Ne bir eksik, ne bir fazla; adalet ve demokrasi...''

-''MİLLETİN BAŞARISI''-

Hiçbir zaman bulundukları makam ve mevkileri kendi mülkü zannetmediklerini, zannetmeyeceklerini vurgulayan başbakan Erdoğan, ''3 Kasım seçimini kazandığımız gün de 28 Mart seçimlerini kazandığımız gün de 22 Temmuz seçimlerinin akşamı da biz, kendimiz ilan ettik ve dedik ki: Bu başarı milletimizin başarısıdır. Milletimizin bu başarısı asla başımızı döndürmeyecek'' diye konuştu.

Erdoğan, bugün de aynı şeyleri söylediklerinin ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Diyoruz ki: Bize oy versin-vermesin istisnasız, bütün vatandaşlarımızın hukukunu koruyacağız. Bütün vatandaşlarımızın emanetini, emanetimiz bileceğiz. Bu sözlerimizi siyaseten söylenmiş sözler olarak görenler, hissiyatımızı paylaşmayanlar pekala olabilir, olacaktır.

Çoğulcu demokrasinin gereği de zaten farklılıklarımızın ahenk içinde bir arada olmasıdır. İşte bakın, 6 yıla yakın zamandır iktidarımızın icraatı ortadadır. Hükümetimiz döneminde milletimizin, ülkemizin, devletimizin zarar göreceği yanlış adım atmamaya gayret ettik, aksine Türkiye bir kaostan çıkarılmış, emniyete kavuşmuş, güven ve istikrarı yakalamıştır.

Evet, yürüyüşümüz milletimizle birlikte devam ediyor, devam edecek. Dün de sorunlarımız vardı, bugün de sorunlarımız var. Evet ama, şu kısacık hayatımızda bile gölgelerin üstümüze geldiği en sıkışık, en zor zamanlarda güneşin doğuşuna binlerce kez şahit olduk.

Ümitlerimizi taze tutmak, heyecanımızı diri tutmak zorundayız. Zor zamanlarda defalarca sınanan bu milletin aklına, vicdanına, sağduyusuna güveniyoruz, güveneceğiz. Bu güven zemininde siyaset yapıyoruz, bu güven esasında milletimizin ufkunu açmaya çalışıyoruz.''

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Türkiye'de esas mesele, siyasetin alanını daraltmaktan medet uman, erkler arasında 'yetki çatışması' çıkarmak için her vesileyi fırsat bilen bir anlayışın yine siyasetin içinde hala var olmasıdır'' dedi.

Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, özellikle ''ana muhalefet partisinin, siyaseti içeriden kuşatmaya, bu yüce Meclisi içeriden zayıflatmaya yönelik girişimleri ve gayretleri'' olduğunu ifade etti. Erdoğan, şunları söyledi:

''Bunu milletimiz çok iyi biliyor. Herkes 'Meclisin yasama yetkileri daraltılıyor' derken, bir tek CHP sözcülerinden, 'Meclisin yetkilerini aştığı' iddiasını duyarsınız. Başkasından duyamazsınız. Ve bunu da yargının bağımsızlığını savunur görünerek yapıyorlar. Oysa geçen yıl bu zamanları hatırlayın. O zaman da onların istediği yönde karar vermezse 'Türkiye'nin çatışma ortamına sürükleneceğini' söyleyerek Yüksek Mahkemeyi tehdit ediyorlardı. Dün Yüksek Mahkemeye yönelttikleri söylemlerin hedefinde bugün, yasama yetkilerini kullanmaktan başka bir şey yapmayan bu Yüce Meclis var.

Dün mahkemeye söylediklerinin benzerlerini bugün Meclis'e söylüyorlar.

Peki bu CHP sözcüleri ne istiyor? Ben size söyleyeyim; Anayasamızda yetki sınırları açıkça çizilen yasama ve yargı erklerini karşı karşıya getirmek istiyorlar. Erkler arasında hiç yeri yokken, Türkiye'nin çözüm bekleyen ağır meseleleri varken, uyum ve ahenk içinde birlikte çalışmaları gerekirken, bir yetki çatışması meydana getirmek istiyorlar.

Bunu yaparken siyasetin ülke meselelerine çözüm üretme kabiliyetinin kırılması, yargı kurumlarının güven kaybetmesi, Meclisin etkisiz hale getirilmesi, demokrasinin zaafa uğraması onları ilgilendirmiyor.

CHP'nin milletvekili dokunulmazlığı talebinin altında yatan da budur değerli arkadaşlarım. Türkiye'nin demokrasi tarihi ne yazık ki rakiplerine kuyu kazmaya çalışırken, kendi bindiği dalı da kesen siyasi aktörlerle doludur. Gelenekselleşen bu kuyu kazma siyaseti yüzünden siyasi kutuplaşma ve gerilimin ağır bedeli her zaman bu aziz millete ödettirilmiştir.''

-''SINAVDAN GEÇİYORUZ''-

Erdoğan, siyasi rekabette meşruiyet çizgisini aşmanın, yapıcı değil yıkıcı siyaset tarzı yürütmenin, ne Türkiye'ye ne siyaset kurumuna ne de bunu yapan siyasetçilere bugüne kadar hiç bir şey kazandırmadığını bildirerek, ''Bugün de böyle bir sınavdan geçiyoruz. Kuşkusuz her şey milletimizin gözü önünde cereyan ediyor. Bu millet, bugünlerin de çetelesini gün gün tutuyor'' dedi.

CHP'nin ''millete karşı, demokrasiye karşı, evrensel hukuka karşı siyaset yürüttüğünü, bunun da ülkeyi tahrip ettiğini'' ileri süren Erdoğan, şöyle devam etti:

''Bütün demokratik açılımları, korku siyasetiyle durdurma çabası Türkiye'ye ciddi zararlar veriyor. Bu gölge oyunları, bu korku siyaseti, halkımızın ekmeğini, aşını büyütmez, büyütmüyor, ülkemizin itibarını yükseltmez, yükseltmiyor. Böyle korku ve vehimlerden beslenen hiçbir siyaset özgürlüğü, adaleti getirmez, getirmiyor.

İdeolojik hukuk yorumlarıyla, TBMM'nin iradesini bloke etmeyi 'muhalefet' zannetmek, doğrudan doğruya halkın taleplerine, milli iradeye açıkça tavır almaktır, objektif hukuk kurallarını sabote etmektir.

Türkiye Cumhuriyeti'nin temel hukuk kaynağı Anayasadır. Her kurum, kişi veya kurul, Anayasa zemininde ve Anayasa'dan aldığı meşruiyet çerçevesinde faaliyette bulunabilir.

Anayasaya aykırılık, temel hukuk metnine ve Cumhuriyetin temel esaslarına aykırılık demektir.

Anayasanın 6. maddesi bakınız ne diyor: Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.

Anayasanın 11. maddesi bakın ne diyor: Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.

İşte bu yüzden her işlem, her karar, her uygulama Anayasaya ve yasalara uygun olmalıdır. Anayasaya dayanmayan, kaynağını, gücünü Anayasadan almayan hiçbir karar, anlam taşımayacağı gibi, Anayasanın vermediği hiçbir yetki de kullanılamaz.

Anayasanın 148. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi, Anayasa değişikliklerini sadece şekil bakımından inceler ve denetler.

Geçen hafta Anayasa Mahkemesinden çıkan karar, Anayasanın bu hükümleri açısından tabiatıyla kamuoyunda tartışılmaktadır. Öyle anlaşılıyor ki daha da tartışılacak, değerlendirilecektir.''

-1982 ANAYASASI-

Erdoğan, 1982 Anayasasını yıllardır herkesin tartıştığını, eleştirdiğini hatırlatarak, ''Ama neticede 1982 Anayasası, şu an yürürlüktedir ve herkes için bağlayıcıdır. İster beğenelim, ister beğenmeyelim'' diye konuştu.

''Anayasada bu hükümler yokmuş gibi davranmak, daha büyük bir soruna, bir sistem yetmezliği sorununa yol açar'' uyarısında bulunan Erdoğan, şunları söyledi:

''Türkiye'nin ne sistem yetmezliği ne de erkler arasında yetki çatışması yaşamaya tahammülü yoktur. Bunu herkes bilmelidir. Anayasayı gözardı ederek, Anayasal kuralları görmezden gelerek hareket etmemiz söz konusu olamaz.

Bu yüzden ben tüm arkadaşlarıma sık sık Anayasa kitapçığını okumalarını tavsiye ediyorum. Anayasasının 6. maddesi egemenliği, 7. maddesi yasama yetkisini, 148. maddesi Anayasa Mahkemesinin görevlerini tanımlıyor.

Bunları hepimiz ideolojik gözlüklerle değil, evrensel hukukun ışığında okumalıyız ki uygulamalarımız Anayasaya uygun olsun. 6. maddeye göre 'Egemenlik, Kayıtsız Şartsız Milletindir'. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.

Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz.

7. maddeye göre, yasama yetkisi Türk Milleti adına TBMM'ye verilmiştir. Bu yetki hiç bir surette devredilemez.

87. maddeye göre, TBMM'nin görev ve yetkileri, kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmaktır. Kanun koyma yetkisi münhasıran, yani sadece ve sadece seçilmiş meclislere aittir.

Anayasa tarafından verilen bu yetkiyi kimse Yüce Meclisimizden alamaz. Kimse kendini yasa koyucu yerine koyamaz. Aynı şekilde anayasamıza göre, TBMM de yasama yetkisini devredemez. Bu hak ve yetki, TBMM'ye verilmemiştir.''

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''(Ben yaptım, oldu) anlayışı, demokratik hukuk devletlerinin kimyasını bozar. Demokrasilerde rejimi korumak ancak hukuk içinde, hukukun üstünlüğü ilkesine, anayasanın bağlayıcılığına sadık kalmakla mümkündür. CHP'nin, yasama ile yargı erkleri arasında inatla, ısrarla yetki çatışması çıkarma gayretleri, bizi bu noktaya getirmiştir'' dedi.

Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, 'ben yaptım, oldu' anlayışını demokratik rejimler kaldıramayacağını vurgulayarak, şunları söyledi:

''Hükümetler yaptığında da kaldırmaz, yasa koyucu yaptığında da kaldırmaz. Yargı yaptığında hiç kaldırmaz. 'Ben yaptım, oldu' anlayışı, demokratik hukuk devletlerinin kimyasını bozar. Demokrasilerde rejimi korumak ancak hukuk içinde, hukukun üstünlüğü ilkesine, Anayasanın bağlayıcılığına sadık kalmakla mümkündür.

Yasama organı yanlış yaptığında yargıdan döner. Olmadı, önüne sandık geldiği gün, milletten döner. Yürütme yanlış yaptığında yine yargıdan döner. Olmadı, günü geldiğinde bizzat milletin kendisinden döner. Peki yargı erki yanlış yaptığında nereden döner? Bu soruların kamuoyunda tartışıldığını görüyoruz.

Bu durumun baş müsebbibi de bana göre CHP'dir, CHP'nin muhalefet zihniyetidir. Kimsenin, ama hiç kimsenin, yargı kurumunu böyle bir tartışmanın tarafı ve muhatabı haline getirmeye hakkı yoktur.

CHP'nin, yasama ile yargı erkleri arasında inatla, ısrarla yetki çatışması çıkarma gayretleri, bizi bu noktaya getirmiştir. Sadece yasama ve yürütmenin yanlış yapabileceği düşünülen, sadece yasama ve yürütmenin eleştirilebildiği bir sisteme demokrasi demek mümkün müdür? Bunu soruyoruz. Demokratik sistemlerde denetim dışı bir güç olmaz. Elbette yasama faaliyeti de, yürütmenin karar ve işlemleri de denetime tabi olacaktır. Biz bunun aksini savunmuyoruz. Zira demokratik rejimler, hesap verebilirlik, şeffaflık, açıklık rejimleridir. Esasen demokrasinin, insanlığın ulaştığı en ideal yönetim biçimi olarak kabul edilmesinin sebebi de budur.''

-KUVVETLER AYRILIĞI-

Erdoğan, Türkiye'deki gibi parlamenter demokrasilerde kuvvetler ayrılığının esas olduğunu ifade ederek, bütün erklerin yetki ve sorumluluklarının açıkça Anayasada belirtildiğini söyledi.

Hiçbir kurumun kendisini Anayasanın üzerinde göremeyeceğini, hiçbir kurumun kendisine diğer kuvvetlerin üzerinde bir güç vehmedemeyeceğini vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:

''Demokratik hukuk sistemimizde, kaynağını Anayasadan ya da yasalardan almayan hiçbir yetki millet adına kullanılamaz. Kuvvetler ayrılığı prensibine dayanan parlamenter demokrasimizin sağlıklı çalışması, erklerin uyum ve ahenk içinde, Anayasada belirlenen görev ve yetki sınırlarına riayet etmesiyle mümkündür.

Erkler arasında 'yetki aşımı' söz konusu olmamalıdır. Hukuk sistemimiz, göz göre göre, anayasamızda sınırları açıkça çizildiği halde erkler arasında bir 'yetki karmaşasına sürüklenirse, bundan Türkiye zararlı çıkar, herkes zararlı çıkar. Hukukun üstünlüğünü, anayasanın mutlak bağlayıcılığını, anayasal kurumlarımızı tartışmaya açacak işlerden herkes kaçınmalıdır. Kimse bundan fayda ummasın.

Türkiye'yi derhal, hep birlikte sürüklenmek istendiğimiz böyle bir 'yetki çatışması' ortamından çıkarmak zorundayız.

Anayasa Mahkemesi de bir an önce 10 ve 42. maddelerle ilgili kararı noktasında, şimdi ben bunu da Anayasa diliyle ifade ediyorum ki bana göre değil. Bütün bilgilerine, ilmine inandığım kişilerle de yaptığım müzakerelerde şunu gördüm; bu da büyük bir talihsizlik. Anayasa Mahkemesi adına talihsizlik. Anayasanın ve bunun bilimsel olarak izahını bize yapmak zorundadırlar. Türkiye, teamüllerle idare edilemez hakkında hüküm oldukça...

Nedir bu? Anayasanın 153. maddesinde belirtildiği gibi, aslında iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz. Bunu, Tayyip Erdoğan söylemiyor, Anayasa söylüyor. Şimdi bu da tartışılıyor, tartışılmak durumunda.''

-''VATANDAŞ BANA SORUYOR''-

''Peki niçin gerekçeler ortaya konmadan bir iptal kararı açıklanır?'' diye soran Erdoğan, ''Şimdi bunu bana vatandaş soruyor. Neden acaba, bunun altında ne var, ne bekleniyor? Çünkü, bu ülke zaman kaybediyor. Gerekçesini görmek istiyor'' dedi.

Yüksek Mahkemenin kararının hangi anayasal gerekçelere dayandırıldığı konusunda kamuoyunun mutlaka aydınlatılmaya, ikna ve tatmin edilmeye ihtiyacı olduğunu kaydeden Erdoğan, şöyle konuştu:

''O zaman neydi acelemiz? Gerekçeleri de hazırlansaydı onunla birlikte açıklansaydı. Anayasa bunu düşünerek bu kararı buraya koymuş. Onun için Anayasa bunu hükme bağlamış.

Anayasanın 148. maddesinde açıkça yapılamayacağı yazılı olduğu halde, hangi gerekçeyle bir anayasa değişikliğinin esastan görüşülerek karara bağlandığı hususu mutlaka açıklığa kavuşturulmalıdır.

Bu yüce Meclisin çatısı altında bulunan bütün siyasi partiler de sağduyu ve sorumluluk bilinciyle gereken değerlendirmeleri yapmak durumundadır.

Yazılı veya görsel medyanın fiskos gazetelerinden veyahutta kulisten duyduğu şeylerle bu ülkeyi yönetebilir miyiz? Soruyorum, Allah aşkına... Onun bilmem nerede medya mensubu varmış, onun bilmem nerede ne bağlantısı varmış, onun bilmem nerede ne görüntüleri varmış, o, onunla görüşüyormuş, bu, bununla görüşüyormuş, içeriden aldıkları bilmem ne haberle...

Beyler, ülke yönetiyoruz ülke, millet yönetiyoruz millet. Oyuncak değil. Bu, ne iktidar ne de muhalefet meselesidir. Bu, tek başına ne şu, ne de bu siyasi partinin meselesidir. Bu mesele, Anayasamızda sadece TBMM'ye verilen yasama yetkisi tekelinin korunması, Anayasanın bağlayıcılığına ve hukukun üstünlüğüne sadık kalınması meselesidir. Bizim derdimiz bu.

Bu, sadece yasama organının da meselesi değildir. Bizzat yasama faaliyetlerinin Anayasaya uygunluğunu denetlemekle görevli Anayasa Mahkemesinin de meselesidir.''

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''AK Parti hükümeti olarak sorumlu davranmaya, sağduyuyla hareket etmeye, yalnızca ve yalnızca milletimizin çıkarlarını korumaya devam edeceğiz. Demokrasiden, hukuktan, adaletten ayrılmadan millete hizmet yolunda kararlı adımlarla ilerlemeye devam edeceğiz'' dedi.

Partisinin grup toplantısında konuşan Erdoğan, gündemdeki konulara değindi. Demokrasilerin, açıklık rejimleri olduğunu belirten Erdoğan, kamusal yetkiyi kullanan her kişi ve kurumun eleştiriye de denetime de açık olduğunu, açık olmak durumunda olduğunu kaydetti.

Erdoğan, ''Yasama organı, denetime tabidir. Yürütme, denetime tabidir. Hem milletin denetimine tabidirler, hem de yargısal denetime tabidirler. Doğrudan milletten aldıkları temsil yetkisiyle görev yapan yasama ve yürütme organları, kamuoyunda en ağır eleştirilere tabi tutulurken, yargı organlarının kararlarından dolayı eleştiri dışı tutulması beklenemez. Bu da Anayasada hükme bağlanmıştır'' diye konuştu.

Her kurumun, karar ve işlemlerinin sonuçlarından mesul olduğunu, bu sorumluluğu taşımak durumunda olduğunu anlatan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bunun aksi, ancak kamu yetkisi kullananların layüsel olduğu, başına buyruk, keyfi davrandığı kapalı dikta rejimlerinde söz konusu olabilir. Hukuk devletlerinde Anayasa, herkesi bağlar. En evvel de bana göre, yargı kurumlarını bağlar. Bütün kişi ve kurumlar, hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı olmak durumundadır. Mesele, Anayasa hepimiz için bağlayıcı mıdır, değil midir meselesidir. Hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı kalmak, bu ilkeler çerçevesinde yaşatmak ve korumak, herkesten önce yargı mensuplarının görevidir. Hukuk, hepimizin güvencesi olmak durumundadır. Unutmayalım ki hukuka güveni korumak, hukukun üstünlüğünü korumak demektir. Bunun için herkes, ama öncelikle de yargı organları gereken dikkat ve özeni göstermelidir.''

-''HER TÜRLÜ KEYFİLİĞE KAPALI...''-

Anayasal düzeni ve kuralları başta siyasi partiler olmak üzere tüm kişi ve kurumların gözetmesi gereğine işaret eden Erdoğan, şunları kaydetti:

''Biliyoruz ki hukuk devletinin temeli her türlü keyfiliğe kapalı olmasıdır. Demokratik hukuk sisteminin işleyişini ciddi şekilde zedeleyecek olan her türlü girişim, milletimizin yüreğinde telafisi zor yaralar açacaktır. Milletimizin vicdanında, gönlünde, aklında karşılık bulmayan her işlem, toplumda tartışmalı bir konu olarak kalacaktır. Anayasa Mahkemesi gibi önemli bir kurumu yıpratmaktan, tartışmalı hale getirmekten, imajını zedelemekten özenle sakınmak durumundayız. Bu konuda özen göstermesi gerekenler sadece bizler değiliz. Her kişi ve kurum, işlem ve kararlarında Anayasaya sadık kalarak bu özeni göstermelidir. Kurumları yıpratmamak konusunda da kuralları esnetmemek konusunda da en yüksek duyarlılığı göstermek zorundayız. Aksi halde bundan Cumhuriyetimiz zarar görür, demokrasimiz zarar görür ve tüm Türkiye zarar görür. Milli egemenliği de kuvvetler ayrımını da Anayasaya ve temel hukuk devleti normlarına uygunluğu da demokrasi ve laikliği de aynı önemde görerek korumak durumundayız.''

Cumhuriyetin hiçbir niteliğinin, Anayasanın hiçbir maddesinin diğerinden daha önemsiz olmadığını vurgulayan Başbakan Erdoğan, ''Eğer Cumhuriyetimizin nitelikleri arasında ayrım yaparsak, Anayasanın maddelerinden bazılarını gözardı edersek, kurum ve kuralları aynı hassasiyetle koruyamazsak, en büyük kötülüğü ülkemize, milletimize yapmış oluruz. Bu yüzden sorumlu davranmak, sağduyulu olmak, sistemimizi sağlıklı şekilde işletmek durumundayız. Unutmayalım ki yasama da yargı da bu millet için var. Ne yasamanın ne de yargının yıpranmasına, yıpratılmasına razı oluruz. Her ikisini de güçlendirmek hepimizin ortak sorumluluğudur'' dedi.

-''5.5 YIL ÖNCE NASIL BİR TÜRKİYE...''-

Başbakan Erdoğan, her zaman milletin refahını, ülkenin itibarını artırmayı amaçladıklarını belirterek, çalışanların emeklerinin karşılığını alması, esnafın, çiftçinin alın terinin, göz nurunun karşılığını almasını hedeflediklerini söyledi.

Gayelerinin Türkiye'yi muasır medeniyetler seviyesinin üstene çıkarmak için gece gündüz demeden çalışmak olduğunu anlatan Erdoğan, ''Bütün parametreler açık, net ortada. İşte, 5.5 yıl önce nasıl bir Türkiye, 5.5 yıl sonra nasıl bir Türkiye...Bütün bunlarla birlikte istikrarlı bir ekonomi, güven ortamında kararlılıkla ilerleyen, büyüyen bir ekonomi oldu'' diye konuştu.

Mayıs ayında ihracatın, aylık bazda 12,3 milyar dolar olarak gerçekleştiğine dikkati çeken Erdoğan, bu rakamın, Cumhuriyet tarihi boyunca bugüne kadar aylık bazda ulaşılan en yüksek rakam olduğunu söyledi. Başbakan Erdoğan, şu anda geriye dönük 12 aylık ihracatın 120,6 milyar dolar seviyesine yükselmiş durumda olduğunu kaydetti.

-''YAPTIKLARIMIZI KABUL EDEMEYENLERE 'BİZ' DİYEMEM Kİ...''-

Göreve geldikleri 2002 yılında, Türkiye'nin yıllık toplam ihracatının, 79 yılda 36 milyar dolar seviyesinde bulunduğunu, bugün gelinen noktanın 121 milyar dolar olduğuna işaret eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bütün bunlar, 79 senede 36 milyar dolar iken, 5 yılda bunun üzerine 85 milyar dolar ilave eden bir iktidar işbaşında. Bu iktidarın bütün bu gayretine rağmen, bunları hayal bile edemeyenler, lütfen bu gerçeklerle oturup kalksınlar. Bu seviyeleri ulaşılamaz görenler vardı, bir zamanlar. 2002 yılında biz 100 milyar dolar ihracat dediğimizde, buna hayal diyenler oldu. Türkiye bugün, onların hayallerinin bile ulaşamadığı seviyelere ulaştı. Bu rakamların bazıları için hiçbir anlam ifade etmediğini biliyoruz. Türkiye 121 milyar dolar ihracat yapmış ya da hiç yapmamış bunlar umurunda değil. Türkiye, 26. büyük ekonomiyken 17. büyük ekonomi durumuna gelmiş, bunların umurunda değil. Bunların derdi başka...Şimdi sormaya başladılar; 'Niye Başbakan biz ve onlar diyor' Ya, tanımlayacağım tabii...Evet, biz bunları bunları yaptık, ama bizim bu yaptıklarımızı kabul edemeyenlere ben, biz diyemem ki...'Onlar' diyeceğim tabii. Onlar. Çünkü bu çalışmayı, bu performansı yakalamak, onların karı olmadı. Onlar bu ülkede iktidar da oldular; tek başına iktidar da oldular, koalisyon ortakları olarak da oldular. Ama benim ülkemi nereye getirdikleri, bizim ülkemizi nereye getirdikleri çok açık, net ortada. Unutmayın o delikli paralara muhtaç olduğumuz zamanları.''

-''İSTİKRARA ÇOMAK SOKMANIN PEŞİNDELER''-

Erdoğan, Türkiye'nin ihracatı süratle yükselen bir ülke olduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü.

''Bunların, bütün gemilerini her hal ve şart altında yürüten tabii ki tuzu kurular için hiçbir mana taşımadığını da biliriz. Onun için sürekli engel çıkarmanın gayreti içerisinde olduklarını de biliyoruz. Onun için sürekli istikrara çomak sokmanın peşinde bunlar. Onun için ülkeyi karamsarlığa itmenin, moralleri bozmanın çabası içindeler. Onlara kalırsa Türkiye'nin etrafına duvar örecekler; hammadde girmesin, ürün çıkmasın, uluslararası yatırımcı gelmesin, bizim girişimcimiz hiçbir yere gitmesin. Onların mantığı bu...İşte, bizden önceki iktidarı da gördük. 'Yabancı, yabancı, yabancı' derken, IMF'den borç alanlar belliydi, dünyanın parasını borçlandılar IMF'ye....IMF'den biz devraldığımız zaman ne kadar borçla devraldığımız ortada, 23.5 milyar dolar borçla devraldık. Şimdi son geldiğimiz nokta, 6.9 milyar dolara kadar düştük. Son yapılan anlaşmayla artık işi bağlıyoruz ve 9 küsur milyar dolardayız. Buraya kadar iş düştü. Ancak bu rakamlar onlar için yine anlam taşımıyor. Merkez Bankamız; devraldığımızda 23.5 milyar dolardı döviz rezervi, şimdi 77 milyar doları aştı. Buraya geldik. Bunlar durup dururken olmadı ki... Güçlenen bir Türkiye var. Eğer bu durumumuz olmamış olsaydı dünyadaki bu gelişen krizler unutmayın bizi de ciddi manada vururdu.''

İfade ettiği rakamların birileri için anlam taşımasa da yoksullar, ülkenin geleceği, genç nesiller, küresel ölçekte güçlü, ağırlığı ve itibarı olan bir Türkiye için anlam taşıdığını ifade eden Başbakan Erdoğan, ''Bunu dert edinen bizler için, AK Parti için anlam taşır. Bu rakamlar istikrar, güven, refah, kalkınma için anlam taşıyor. Hiç kimsenin, ama hiç kimsenin bu rakamlara, bu sevindirici göstergelere kastetmeye hakkı olamaz. Hiç kimsenin Türkiye'nin kalkınmasına, Türkiye'nin büyümesine kastetme hakkı yoktur'' dedi.

-''VEBALİNİ KİMSE TAŞIYAMAZ''-

Dün petrol fiyatının yeni zirve yaptığını, varilinin yaklaşık 139 dolara kadar yükseldiğini, kendileri göreve geldiğinde 22 dolar olduğunu hatırlatan Erdoğan, şunları kaydetti:

''Bakınız şu rakam, nereden nereye geldi? Yaklaşık bire altı bir katlama var. İki de bir önümüze çıkıp, 'Cari açık' diyorlar. Gel, sadece şu petrolün fiyatlarındaki artışı bir masaya yatır. İnsan sahibi olarak bu hesabı yap. Biz bu ihtiyacımızı petrol kuyularımız var da oradan temin etmiyoruz ki bunların hepsini biz dışarıdan ithal ediyoruz. Yoksa ithal etmeyip zatıallerinin Enerji Bakanlığında olduğu gibi bu ülkede petrol kuyrukları mı yapalım? Yani karanlık bir Türkiye mi ülkede yine tesis edelim? Bu ülke artık karanlık olmayacak, aydınlık bir Türkiye'yi kuruyoruz. Şartlarımızı sonuna kadar zorluyoruz. Milletçe bu aradaki farkı birlikte paylaşıyoruz. 5 yıl elektriğe zam yapmayan bir iktidar, ama bu kadar artış karşısında elektriğe şu son yılda yaptığımız zamanlar sebebiyle, -ki bunu artık tamamen otomatiğe bağlıyoruz- Bu otomatikle dünyada ne kadar etkilenirse o kadar buraya yansıyacak. Bu şekilde bunu sürdürüyoruz.

Örneğin benzin fiyatlarının hükümetle yakından uzaktan alakası yok, bunu tamamen kendi borsası belirliyor. Kendi borsası belirlediği halde ne yazık ki muhalefet burada da dürüst davranmıyor. Çıkıyor, 'Hükümet benzine zam yaptı' diyor. Bu firmaların sahibi artık Hükümet değil. Bunlar tamamıyla kendi borsasında fiyatını belirler hala geldi. Devamlı bunları devlet sübvanse etsin, bu mantıkla yürüdüler. Bu mantıkla bu ülkede milletimize dünyanın paralarını ödettiler. Şimdi böyle bir konjonktürde Türkiye'nin önüne yeni sorunlar çıkarmanın vebalini hiç kimse taşıyamaz. Artan faizlerin hesabını kimse veremez. Artan faiz yoluyla Türkiye'ye bedel ödetmeye hiç ama hiç kimsenin hakkı olamaz. Bu bedel çiftçinin, esnafın, çalışanların, işçinin, memurun cebinden ödeniyor. Milletim bunu görsün, milletim bunu çok iyi değerlendirsin. AK Parti hükümeti olarak sorumlu davranmaya, sağduyuyla hareket etmeye, yalnızca ve yalnızca milletimizin çıkarlarını korumaya devam edeceğiz. Demokrasiden, hukuktan, adaletten ayrılmadan millete hizmet yolunda kararlı adımlarla ilerlemeye devam edeceğiz.''

Başbakan Erdoğan'ın konuşması, milletvekilleri ve dinleyiciler tarafından sık sık ayağa kalkılarak alkışlandı.

Memura ek ödeme müjdesi

Geçen yıl denge tazminatı alan 1 milyon 400 bin memura Hükümet'ten müjdeli haber geldi..

AK Parti Hükümeti, hiçbir geliri olmayan gaziler ve şehit yakınlarına vatani hizmet tertibinden ödenen aylıklar ile kamuda düşük maaş alanlara ödenen denge tazminatıyla ilgili iki düzenleme hazırladı.

Düzenleme ile, vatani hizmet tertibinden ödenen maaşlar, asgari ücrete endeksleniyor. Star gazetesinin haberine göre 2008 yılı bütçe kanunu ile getirilen yaklaşık 1.4 milyon memurun yararlandığı denge tazminatı da sürekli hale getiriliyor. Hükümet, 3292 sayılı Vatani Hizmet Tertibi Aylıklarının Bağlanması’na ilişkin kanunda değişikliğe gidiyor.

Düzenleme ile vatani hizmet tertibinden aylık alan ve diğer sosyal güvenlik kurumlarından bir geliri olmayan kişilere, en az asgari ücret maaşı ödenecek. Kanun kapsamında, hiçbir geliri olmayan gazilere ve şehit yakınlarına ödeme yapılıyor. Bu kapsamdaki ödemenin yaklaşık 280 YTL olduğu bildirildi. Yeni düzenleme ile birlikte, bu tutar 457 YTL düzeyine çıkacak. 2007 yılı rakamları ile vatani hizmet tertibinden, 86’sı kendisi, 35’i dul eş, 125’i de yetim olmak üzere 246 kişinin faydalandığı belirtildi.

Denge tazminatı sürekli olacak

Bu çerçevede, geçtiğimiz yıl ek ödeme almayan kamu personeline, 90 YTL ek ödeme yapıldı. Aynı uygulama 2008 yılı içinde de uygulanıyor. Bütçe Kanunu ile 2008 yılında memurlara yapılacak ek ödemenin tutarı, ilk altı ay için 111 YTL, ikinci altı ay içinde 134 YTL olarak belirlendi. Hükümet tarafından getirilen yeni düzenleme ile söz konusu ek ödeme sürekli hale getirilecek.

Küçük İşletmeler İçin Yeni Kredi Programı

AVRUPA KOMİSYONU TÜRKİYE DELEGASYONU İLETİŞİM PROGRAMI

Basın Duyurusu

KÜÇÜK İŞLETMELER İÇİN YENİ KREDİ PROGRAMI

Avrupa Birliği (AB) Türkiye’deki küçük işletmeler için finansman imkanları sağlayan son derece başarılı bir projenin ikinci aşamasını uygulamaya koyuyor. Önümüzdeki beş yıl içerisinde 70 milyon Eurodan daha fazla fon imkanı sağlayacak olan proje, 28 Mayıs 2008 tarihinde İstanbul The Marmara Otelinde düzenlenecek bir konferans ile başlıyor.

Konferansın açılış konuşmaları Hazine Müsteşarı Sayın İbrahim Çanakçı, Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu Müsteşarı Sayın Ulrike Hauer, Türkiye Bankalar Birliği Başkanı Sayın Ersin Özince ile KfW Birinci Başkan Yardımcısı Sayın Roland Siller tarafından yapılacaktır.

Finans kaynaklarına erişim Türkiye’deki küçük işletmeler için her zaman önemli bir sorun olmuştur. Son yıllarda özel sektöre sağlanan kredi imkanlarında artış olmasına karşın, küçük işletmeler halen finansman sağlamakta güçlükler yaşamaktadır. Uzun vadeli krediler yeterli olmamakta ve istenilen maddi teminat tutarları yüksek olabilmektedir. Ayrıca Türkiye’nin daha yoksul bölgelerindeki kredi aktiviteleri de daha sınırlıdır; nüfusun %34’ünü temsil eden 49 az gelişmiş il bankacılık sektörünün 2006 yılında sağladığı toplam kredi imkannın %10’undan azını kullanabilmiştir.

Bu güçlüğe bir çözüm getirmek amacıyla AB, söz konusu 49 az gelişmiş ildeki küçük işletmelerin banka finansmanına erişimlerinin arttırılması amacıyla yeni bir proje başlatmıştır(*). 50’den az çalışanı bulunan ve toplam varlıkları 1 milyon EUR’dan az olan küçük işletmeler bu illerdeki banka şubelerine doğrudan başvurabilecekler. Projede yer alan özel Türk bankaları Akbank, Garanti Bankası, İş Bankası ve Şekerbank’tır. Bu bankalar 2008 yılının ikinci yarısından itibaren kredi başvurularını değerlendirecektir.

Proje AB bütçesinden sağlanacak 30 milyon EUR ile finanse edilecektir. Ayrıca Avrupa Konseyi Kalkınma Bankası (CEB) ve Alman Kalkınma Bankası KfW da toplam 40 milyon EUR tutarında kredi sağlayacaktır. Toplam proje bütçesi Türkiye’nin ulusal katkı payı da dahil olmak üzere 75.8 milyon EUR’dur. Programın yararlanıcı kurumu Hazine Müsteşarlığı’dır. Projeye katılan bankalar ile Türkiye Kalkınma Bankası (TKB) proje süresince Frankfurt Finans ve İşletme Okulu’ndan teknik destek alacaktır.

SELP-II hakkında detaylı bilgi almak için KfW Ankara Bürosu ile temasa geçebilirsiniz;

And Sokak 8/21 06680 Çankaya - Ankara. (Tel: 312-428 84 15, Fax: 312-428 84 16).

(*) Adıyaman, Afyon, Ağrı, Aksaray, Amasya, Ardahan, Bartın, Batman, Bayburt, Bingöl, Bitlis,   Çankırı, Diyarbakır, Düzce, Erzincan, Erzurum, Giresun, Gümüşhane, Hakkari, Iğdır, Kars, Kırşehir, Malatya, Mardin, Muş, Ordu, Osmaniye, Siirt, Sinop, Sivas, Şanlıurfa, Şırnak, Tokat, Uşak, Van, Yozgat, Kilis, Tunceli, Kastamonu,  Niğde, Kahramanmaraş, Çorum, Artvin, Kütahya,  Trabzon,  Rize,  Elazığ,  Karaman,  Nevşehir.

KEY'de ödeme takvimi belli oldu

key ödemeleri Konut Edindirme Yardımı (KEY) hesabının tasfiyesi kapsamında hak sahiplerine ödeme takvimi de belli oldu.

Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı (GYO) Genel Müdürü Feyzullah Yetgin, hak sahibi listelerinin Mayıs ayı sonunda kendilerine iletilmesi halinde, 1 ay içinde ilan ve diğer işlemleri tamamlayarak, 'Temmuz ayının ikinci yarısında' ödemeleri gerçekleştirmeyi öngördüklerini bildirdi.

Yetgin, ödeme takvimini, Ziraat Bankası ve Hazine Müsteşarlığı ile görüşerek belirleyeceklerini belirtirken, vatandaşların ilan edilecek takvimden önce Ziraat Bankası şubelerine başvurmasının bankanın işleyişini ve ödemeleri zorlaştıracağına dikkati çekti.

Mevzuata göre hak sahibi listelerinin Resmi Gazete'de, Emlak Konut GYO veya TOKİ'nin internet sitelerinde ilan edilmesi gerektiğini hatırlatan Yetgin, ancak vatandaşın Resmi Gazete alması gerekmediğini vurgulayarak, ''Ödeme takviminin ilan edilmesinden sonra, vatandaşın en yakın Ziraat Bankası Şubesi'ne gitmesi yeterli olacak. Diğer teknik ayrıntılar çok önemli değil. TC vatandaşlık numaralarına göre ve bu numaraları yoksa sosyal güvenlik numaralarına göre ödeme yapılabilecek. Ödemelerin 10-15 günde tamamlanabileceğini düşünüyoruz'' dedi.

Vatandaşları, açıklanacak ödeme takvimine göre hareket etmeleri konusunda uyaran Yetgin, aksi takdirde, şubelerdeki yığılmalar nedeniyle ödeme işlemlerinin aksayabileceğini belirtti.

HAK SAHİBİ SAYISININ 8,5 MİLYON CİVARINDA OLMASI BEKLENİYOR

Bu arada hak sahibi listelerinin kesinleştirilmesine ilişkin çalışmalar da hızlı şekilde devam ediyor.Tasfiye Halindeki Emlak Bankası KEY Birimi tarafından yürütülen çalışmalarda, mevzuattaki 2 aylık süre uzatımının şu aşamada kullanılması öngörülmüyor. Bu durumda, hak sahibi listeleri, bu ay sonunda Emlak GMYO'ya iletilecek. Hak sahibi sayısının 8,5 milyon civarında kesinleşmesi bekleniyor.

KEY hesabı kesintilerine 1995 yılı sonunda son verilmesinden itibaren, 1999 yılına kadar Emlak Bankası hesaplarında tutulan ve hesapta biriktiği kabul edilen 395 trilyon liralık tutar karşılığı, Emlak Konut GYO'ya ayni sermaye olarak gayrimenkul verilmişti. Bu tutar, şirket sermayesinin yaklaşık yüzde 61'ine denk geldiği için, mevzuatta ''nemalandırmaya son verilen tarih'' olarak belirlenen tarihteki şirketin net aktif değerinin yüzde 61, ana para ve nema ödemesinde kullanılacak.

1 Ocak 1987'de yürürlüğe giren 3320 sayılı kanun uyarınca, 31 Aralık 1995'e kadar, işverenler, istihdam ettikleri kişiler için KEY hesabına para yatırmıştı. KEY hesabına yapılan işveren kesintileri, 1 Ocak 1996'dan itibaren sıfırlanmıştı. Kişi başına kesinti, 3 bin 500 lira ile başlayıp, en son 80 bin liraya yükseltilirken, sistemde tam olarak katılan kişilerin anaparasının 6 milyon 156 bin TL olduğu ifade edilmişti.

Tasfiyeye ilişkin kanuna göre, hak sahiplerinin KEY ana para tutarları, 1 Ocak 1987 ile 29 Aralık 1999 tarihleri arasındaki dönem için Tasfiye Halindeki Emlak Bankası'nın 6 aylık vadeli mevduat faizi ile nemalandırılmıştı. Nemalandırmada, 29 Aralık 1999'dan sonraki dönem için ise ilgili kuruluşların hak sahiplerinin listelerini tasfiye halindeki Emlak Bankası'nın KEY Birimi'ne bildirme süresi sonu olan 29 Şubat'taki Emlak Konut GMYO'nun net aktif değeri dikkate alındı.

Buna göre, 29 Şubat 2008 itibariyle Emlak Konut GYO'nun net aktif değerinin (KEY hesaplarının temsil eden) yüzde 60,96'sının, tasfiye halindeki Emlak Bankası tarafından KEY hesaplarına mahsuben ayni sermaye olarak Emlak GYO'ya devredilen taşınmaz karşılığı olan 395 milyon 751 bin 717 YTL'ye oranı esas alınarak nema hesaplandı.

Söz konusu 29 Şubat 2008 yılı itibariyle şirketin net aktiflerinin değeri 2 milyar 928 milyon YTL olarak belirlenirken, bunun yüzde 61'i, 1 milyar 786 milyon YTL'si KEY sahiplerinin payını temsil ediyor. KEY hak sahiplerinin payının, 29 Aralık 1999'dan 29 Şubat 2008 döneminde 4,51 kat değerlendiği belirlenirken, hak sahiplerinin alacakları KEY tutarının hesaplanmasında 4,51'lik değerleme katsayısı kullanılacak.

Her bir hak sahibinin Emlak GYO'nun sermayesinin yüzde 61'i içindeki payı, hak sahibinin 29 Aralık 1999 itibariyle nemalandırılmış toplam değerinin, tüm hak sahiplerinin konut edindirme yardımlarının 29 Aralık 1999 itibariyle nemalandırılmış toplam değeri içindeki payı esas alınarak belirlenecek.

KEY kesintilerinin uygulandığı 1987-1995 arasındaki dönemde sistemde tam olarak olarak yer alan, yani 108 ay boyunca adına KEY kesintisi yatırılan bir hak sahibinin 308 YTL tutarındaki anaparasına karşılık, toplam bin 389 YTL para alacağı belirlendi. Bu süreden daha az adınan KEY kesintisi yatırılanlar ise daha az para alacak.

HAZİNE'DEN 500 MİLYON YTL KAYNAK ALINACAK

Bu arada KEY kesintilerinin uygulandığı dönemde, adlarına KEY tutarı tahsil edilmiş, ancak parası Emlak Bankası'na aktarılmamış olan hak sahiplerine ise karşılığı Hazine tarafından Emlak GYO'ya aktarıldıktan sonra, nemasıyla birlikte nakit olarak ödeme yapılacak.Emlak Bankası'na yatırılmayan bu tutarın 150 milyon YTL civarında olduğu belirlenirken, bu tutara istinaden ödenecek KEY parası için Hazine'den 500 milyon YTL tutarında kaynak sağlanacağı bildirildi.

Feyzullah Yetgin, ''Bu durumda, 500 milyon YTL'si Hazine kaynaklarından, 1 milyar 786 milyon YTL'si de Emlak Konut GYO kaynaklarından olmak üzere hak sahiplerine toplam 2,3 milyar YTL ödeme yapacağız'' dedi.Mevzuat uyarınca, listelerin Emlak Bankası KEY Birimine son bildirme tarihi olan 29 Şubat 2008'den sonra KEY hesabı nemalandırılmıyor.

KEY'de ödenecek para belli oldu

key ödemeleri Konut Edindirme Yardımı (KEY) hesabının tasfiyesi kapsamında hak sahiplerine ödenecek toplam tutar belli oldu.

Hak sahiplerinin listelerinin tasfiye halindeki Emlak Bankasına bildirildiği tarih olan 29 şubat itibariyle, Emlak Konut GMYO'nun net aktiflerinin değeri, 2 milyar 928 milyon YTL olarak belirlendi. Bunun yüzde 61'i olan 1 milyar 786 milyon YTL, hak sahiplerine nema ve anapara olarak ödenecek.

Buna göre hak sahiplerine, 2 aylık süre uzatımına gidilmemesi halinde, Mayıs sonundan itibaren Emlak Konut GMYO'nun belirleyeceği plan çerçevesinde anapara ve nema ödemesi yapılacak. Edinilen bilgilere göre hak sahiplerinin alacağı konut edindirme yardımı, sistemde kaldığı süreye göre belirlenecek.

Ancak 1999 yılı sonu itibariyle anapara ve neması toplamı söz gelimi 300 YTL olan bir hak sahibi, Emlak Konut GMYO'nun net aktiflerinin değerindeki artış ve KEY haksahiplerinin şirket sermayesindeki yüzde 60,96'lık (yaklaşık yüzde 61) pay dikkate alınarak, 4,51 değerleme katsayısı ile çarpılarak elde edilen rakam olan, 1353 YTL KEY parası alabilecek.Bu rakam, kişinin sistemde kaldığı süreye, kişi adına yatırılan anaparaya göre değişecek.

KESİN LİSTE, AY SONUNA KADAR BİLDİRİLECEK

KEY hesabının tasfiyesine ilişkin mevzuata göre, hak sahiplerine ilişkin kesin liste, Tasfiye Halindeki Emlak Bankası KEY Birimi tarafından bu ay sonuna kadar Emlak Konut GMYO'ya bildirilecek.Bu sürenin, bir defaya mahsus olmak üzere '2 aya kadar' uzatılması mümkün. Ancak çalışmaların süre uzatımına gidilmeyecek şekilde tamamlanması öngörülüyor. Bu durumda, 30-31 Mayıs'ta listelerin bildirilmesi halinde Emlak Konut GMYO; nakit ödemeler için ödeme planı

ve süresi belirleyecek. Nakit ödemeler için ayrıca, Ziraat Bankası ile de protokol yapılacak.

Tasfiyeye ilişkin kanuna göre, hak sahiplerinin KEY ana para tutarları, 1 Ocak 1987 ile 29 Aralık 1999 tarihleri arasındaki dönem için (tasfiye işlemleri süren) Emlak Bankasının 6 aylık vadeli mevduat faizi ile nemalandırılmıştı. Nemalandırmada, 29 Aralık 1999'dan sonraki dönem için ise ilgili kuruluşların hak sahiplerinin listelerini tasfiye halindeki Emlak Bankası'nın KEY Birimi'ne bildirme süresi sonu olan 29 Şubat'taki Emlak GMYO'nun net aktif değeri dikkate alınacak.

Buna göre, 29 Şubat 2008 itibariyle Emlak Konut GMYO'nun net aktif değerinin (KEY hesaplarının temsil eden) yüzde 60,96'sının, tasfiye halindeki Emlak Bankası tarafından KEY hesaplarına mahsuben ayni sermaye olarak Emlak Konut GMYO'ya devredilen taşınmaz karşılığı olan 395 milyon 751 bin 717 YTL'ye oranı esas alınarak nema hesaplanacak.

Emlak GMYO Genel Müdürü Feyzullah Yetgin'in verdiği bilgiye göre, 29 Şubat 2008 yılı itibariyle şirketin net aktiflerinin değeri, 2 milyar 928 milyon YTL olarak belirlendi. Bunun yüzde 61'i, 1 milyar 786 milyon YTL'si KEY sahiplerinin payını temsil ediyor. Yani KEY ödemelerinde kullanılabilecek tutar.

KEY hak sahiplerinin payının, 29 Aralık 1999'dan 29 Şubat 2008 döneminde 4,51 kat değerlendiği belirlenirken, hak sahiplerinin alacakları KEY tutarının hesaplanmasında 4,51'lik değerleme katsayısı kullanılacak.Her bir hak sahibinin Emlak Konut GMYO'nun sermayesinin yüzde 61'i içindeki payı, hak sahibinin 29 Aralık 1999 itibariyle nemalandırılmış toplam değerinin, tüm hak sahiplerinin konut edindirme yardımlarının 29 Aralık 1999 itibariyle nemalandırılmış toplam değeri içindeki payı esas alınarak belirlenecek.KEY tutarı tahsil edilmiş, ancak Emlak Bankası'na aktarılmamış olan hak sahiplerine ise, karşılığı Hazine tarafından Emlak Konut GMYO'ya aktarıldıktan sonra, nemasıyla birlikte nakit olarak ödeme yapılacak.Mevzuat uyarınca, listelerin Emlak Bankası KEY Birimi'ne son bildirme tarihi olan 29 Şubat 2008'den sonra KEY hesabı nemalandırılmıyor.

RESMİ GAZETEDE YAYIMLANMASI DA AYRI SORUN

Mevzuata göre, Emlak Bankası KEY Birimi tarafından Emlak Konut GMYO'ya iletilen listenin Resmi Gazetede de ilan edilmesi gerekiyor. Ancak, 7,5 milyondan fazla çıkması beklenen hak sahibi listesinin Resmi Gazetede yayımlanması da ayrı bir sorun oluşturuyor.Hak sahibi listelerinin yayımlanacağı Resmi Gazetenin 'binlerce' sayfayı bulabileceği belirtilirken, bu hacimdeki Resmi Gazetenin çok fazla sayıda basılmasının da mümkün olamayabileceği belirtiliyor.

Diğer taraftan yetkililer, bu listelerin elektronik ortamda Ziraat Bankasına iletileceğini, ayrıca Emlak Konut GMYO'nun veya TOKİ'nin internet sitelerine de konabileceğini belirtirken, hak sahiplerinin ille Resmi Gazete olmasının gerekmediğini vurguladılar. Buna göre kapsamdaki kişiler, ödeme sürecinin ilan edilmesinden sonra, Ziraat Bankası'na doğrudan gidebilecekler, yani Resmi Gazeteye bakmalarına gerek bulunmuyor. TC kimlik numaralarını veya sosyal güvenlik numaralarını vererek, hak sahipliği ve ödemelere ilişkin bilgilerine ulaşabilecekler.

KEY hesabı kesintilerine 1995 yılında son verilmesinden itibaren, 1999 yılına kadar Emlak Bankası hesaplarında tutulan ve hesapta biriktiği kabul edilen 395 trilyon liralık tutar karşılığı, Emlak Konut GMYO'ya ayni sermaye olarak gayrimenkul verilmişti. Bu tutar, şirket sermayesinin yaklaşık yüzde 61'ine denk geldiği için, ödeme tarihindeki net aktif değerin yüzde 61, ana para ve nema ödemesinde kullanılacak.1 Ocak 1987'de yürürlüğe giren 3320 sayılı kanun uyarınca, 31 Aralık 1995'e kadar işverenler, istihdam ettikleri kişiler için KEY hesabına para yatırmıştı. KEY hesabına yapılan işveren kesintileri, 1 Ocak 1996'dan itibaren sıfırlanmıştı. Kişi başına kesinti, 3 bin 500 lira ile başlayıp, en son 80 bin liraya yükseltilirken, sistemde tam olarak katılan kişilerin anaparasının 6 milyon 156 bin TL olduğu ifade edilmişti.

İşte dünyanın en ucuz otomobili

 

tata_1 tata

nano Kasım'da Türkiye'de. Fiyatı ise 2 bin 500 dolar.

2 bin 500 dolarlık fiyatıyla dünyanın en ucuz otomobili unvanına sahip Hintli Tata Nano, Kasım ayında Türkiye’ye geliyor

Tata’nın Türkiye distribütörü İsotlar, Nano’yu 8 Kasım-7 Aralık tarihlerinde İstanbul’da düzenlenecek Auto Show 2008’de sergileyecek. İsotlar’ın esas sürprizi ise Nano’yu Avrupa’yla paralel olarak yani 2009 yılında Türkiye’de satışa sunacak olması.

Tata Türkiye yetkilileri, Nano’yu ilk olarak sonbaharda İstanbul’da yapılacak Auto Show’a getir