Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Haberiniz Olsun

9 tane "dini" etiketli yazı bulundu "dini" tagli diger ogeler resimler , videolar

Ahde Vefa-Kıssa

 

AHDE VEFA

Hz. Ömer arkadaşlarıyla sohbet ederken, huzura üç genç girerler. Derler ki :

-          Ey halife, bu aramızdaki arkadaş bizim babamızı öldürdü. Ne gerekiyorsa lütfen yerine getirin.

 

Bu söz üzerine Hz. Ömer suçlanan gence dönerek :

-          Söyledikleri doğru mu diye sorar.

Suçlanan genç der ki :

-          Evet doğru. 

Bu söz üzerine Hz Ömer anlat bakalım nasıl oldu diye sorar. Genç anlatmaya başlar:

-        -  Ben bulunduğum kasabada hali vakti yerinde olan bir insanım. Ailemle beraber gezmeye çıktık, kader bizi arkadaşların bulunduğu yere getirdi. Affedersiniz hayvanlarımın arasında bir güzel atım var ki dönen bir defa daha bakıyor. Hayvana ne yaptıysam bu arkadaşların bahçesinden meyve koparmasına engel olamadım. Arkadaşların babası içerden hışımla çıktı atıma bir taş attı, atım oracıkta öldü. Nefsime bu durum ağır geldi, ben de bir taş attım, babası

öldü. Kaçmak istedim fakat arkadaşlar beni yakaladı, durum bundan ibaret, dedi. Hz Ömer:

-          Söyleyecek bir şey yok, bu suçun cezası idam. Madem suçunu da kabul ettin, dedi. Bu sözden sonra delikanlı söz alarak:

-          Efendim bir özrüm var, diyerek konuşmaya başladı:

-         Ben memleketinde zengin bir insanım, babam, rahmetli olmadan bana epey bir altın bıraktı. Gelirken kardeşim küçük olduğu için saklamak zorunda kaldım. Şimdi siz bu cezayı infaz ederseniz yetimin hakkını zayi ettiğiniz için Allah(cc) indinde sorumlu olursunuz, bana üç gün izin verirseniz ben emaneti kardeşime teslim eder gelirim, bu üç gün içinde yerime birini bulurum, der.

Hz. Ömer der ki:

-          Bu topluluğa yabancı birisin, senin yerine kim kalır ki?

Sözün burasında genç adam ortama bir göz atar, der ki:

-          Bu zat benim yerime kalır. O zat Hz. Peygamber Efendimizin (sav) en iyi arkadaşlarından, daha yaşarken cennetle müjdelenen Amr Ibni As' dan başkası değildir. Hz. Ömer Amr'a dönerek:

-          Ey Amr, delikanlıyı duydun, der. O yüce sahabe:

-          Evet, ben kefilim, der ve genç adam serbest bırakılır. Üçüncü günün sonunda vakit dolmak üzere ama gençten bir haber yoktur. Medine'nin ileri gelenleri Hz. Ömer'e çıkarak gencin gelmeyeceği, dolayısıyla Amr Ibni As'a verilecek idam yerine maktulün diyetini vermeyi teklif ederler, fakat gençler razı olmaz ve babamızın kanı yerde kalsın istemiyoruz derler. Hz. Ömer kendinden beklenen cevabı verir der ki:

-          Bu kefil babam olsa fark etmez cezayı infaz ederim. Hz Amr Ibni As ise tam bir teslimiyet içerisinde der ki:

-          Biz de sözümün arkasındayız. Bu arada kalabalıkta bir dalgalanma olur ve insanların arasından genç görünür. Hz. Ömer gence dönerek derki:

-          Evladım gelmeme gibi önemli bir nedenin vardı neden geldin?

Genç vakurla başını kaldırır ve (günümüz insani için pek de önemli olmayan):

-          AHDE VEFASIZLIK ETTİ' demeyesiniz diye geldim der. Hz. Ömer başını bu defa çevirir ve Amr Ibni As'a der ki:

-         Ey Amr, sen bu delikanlıyı tanımıyorsun, nasıl oldu onun yerine kefil oldun?. Amr Ibni As Allah kendisinden ebediyen razı olsun, vakurla kanımızı donduracak bir cevap verir:

-          Bu kadar insanın içerisinden beni seçti.'İNSANLIK ÖLDÜ 'dedirtmemek için kabul ettim, der. Sıra gençlere gelir, derler ki:

-          Biz bu davadan vazgeçiyoruz.

Bu sözün üzerine Hz Ömer:

-          Biraz evvel babamızın kani yerde kalmasın diyordunuz ne oldu da vazgeçiyorsunuz, der. Gençlerin cevabı da dehşetlidir:

-          MERHAMETLİ İNSAN KALMADI' DEMEYESİNİZ DİYE…

Moralin Niye Bozuk?

 

MORALİN NİYE BOZUK?

HZ. ADEM (A.S.)GİBİ 200 SENE TEVBE Mİ ETTİN?

 

MORALİN NİYE BOZUK?

HZ.İBRAHİM GİBİ ATEŞE Mİ ATILDIN?

 

MORALİN NİYE BOZUK?

HZ.YUSUF (as) GİBİ KUYUYA MI ATILDIN?

 

MORALİN NİYE BOZUK?

HZ.MUHAMMED (sav) GİBİ TAİF'TE TAŞLANDIN MI, BAŞINA İŞKEMBE Mİ KONULDU NAMAZ KILARKEN,

DİŞİN Mİ KIRILDI, YÜZÜNE TÜKÜRÜK MÜ ATILDI, HİCRETE Mİ ZORLANDIN, SEVDİKLERİNDEN Mİ AYRILDIN?

 

MORALİN NİYE BOZUK?

HZ.HAMZA (r.a) GİBİ BURNUN KULAĞIN MI KESİLDİ?

 

MORALİN NİYE BOZUK?

MUSAB BİN UMEYR GİBİ KOLLARIN MI KESİLDİ?

 

MORALİN NİYE BOZUK?

CAFER BİN EBU TALİP GİBİ OK, MIZRAK VE KILIÇ DARBELERİYLE YARALANDIN MI?

 

MORALİN NİYE BOZUK?

AMMAR,SÜMEYYE, YASİR GİBİ İŞKENCE Mİ GÖRDÜN?

 

MORALİN NİYE BOZUK?

BİLAL GİBİ KIZGIN KUMLARA YATIRILIP, ÜZERİNE TAŞLARMI KONDU?

 

MORALİN NİYE BOZUK?

YUNUS PEYGAMBER GİBİ DENİZE Mİ ATILDIN?

 

MORALİN NİYE BOZUK?

EYÜP PEYGAMBER GİBİ VÜCUDUNU YARALAR MI KAPLADI?

 

MORALİN NİYE BOZUK?

HZ. İSA GİBİ ÇARMIHA MI GERİLMEK İSTENDİN?

 

MORALİN NİYE BOZUK?

ÜSTAD GİBİ ZİNDANA MI ATILDIN, ZEHİRLENDİN Mİ?

 

HALA MORALİN Mİ BOZUK?

NE DÜŞÜNÜYORSUN, DÜNYALIK İŞLER Mİ?

SİLKİNELİM, KENDİMİZE GELELİM...?

 

ÜZÜLECEKSEN, NAMAZINI KAZAYA BIRAKTIĞIN İÇİN,

TEHECCÜDE KALKAMADIĞIN İÇİN, BİRİNİN KALBİNİ KIRDIĞIN,

PAZARTESİ PERŞEMBE ORUCUNU TUTAMADIĞIN İÇİN ÜZÜL,

 

ÜZÜLECEKSEN BUGÜN ALLAH İÇİN BİR ŞEY YAPAMADIĞIN İÇİN,

ALLAH VE RESULÜ (SAV)'NÜ MEMNUN EDEMEDİĞİN İÇİN ÜZÜL

 

FİLİSTİN'DE, ÇEÇENİSTAN, BOSNA HERSEK'TE,

IRAK'TA VE DÜNYANIN DÖRT BİR YANINDA ZULÜM GÖREN, İŞKENCE EDİLEN,

ÖLDÜRÜLEN DİN KARDEŞLERİN İÇİN ÜZÜL

 

ÜZÜLÜRSEN, BİR FAKİRE YARDIM EDEMEDİĞİN İÇİN,

YETİMİN ELİNDEN TUTAMADIĞIN İÇİN ÜZÜL

 

ÜZÜLÜRSEN, AFRİKA'DA VE DİĞER ÜLKELERDE BİR LOKMA EKMEK BULAMAYAN,

HASTALIKLARLA MÜCADELE EDEN İNSANLAR İÇİN ÜZÜL

 

ÜZÜLÜRSEN,KUR'AN-I YETERİNCE OKUYUP, HAYATINA TATBİK EDEMEDİĞİN İÇİN ÜZÜL

 

ÜZÜLÜRSEN, PEYGAMBER EFENDİMİZ'İ, CANINDAN,

MALINDAN,AİLE BİREYLERİNDEN,

HERŞEYDEN ÇOK SEVEMEDİĞİN İÇİN ÜZÜL

 

ÜZÜLÜRSEN, HAKİKİ MANADA KUL, EFENDİMİZ'E ÜMMET OLAMADIĞIN İÇİN ÜZÜL

ÜZÜLÜRSEN, EFENDİMİZ'İN ŞEFAATİNE NAİL OLAMAMA KORKUSUYLA ÜZÜL...

5 Dakikada Ahir Zaman

Ahir zamanı anlatan güzel bir video... Sizlerle paylaşmak istedim....

Hicri Yılbaşı - Muharrem Ayı - Aşure Günü

10 Ocak 2008 / 1 Muharrem 1429

Tarihinde Yeni bir seneye ve Muharrem Ayı'na giriyoruz inşaallah..

Hepiniz ve hepimiz için

iman, sıhhat, huzur, hayırlar ve mutluluk dolu

bereketli bir sene, bereketli bir ay

duası ile...

HİCRÎ YILBAŞI - YENİ YILI KARŞILAMA

Hicrî yılın başlangıcı muharrem ayıdır. Muharrem ayı, miladî takvimle 10 Ocak 2008 tarihinde başlamaktadır. Hicrî yılın başlaması ile birlikte bu geceyi ihya hakkında geçmiş meşâyihten rivayet edilen bazı ibadetler vardır.

YENİ YIL NAMAZI

Yeni yılın gecesi, akşam ile yatsı arasında iki rekât nafile namaz kılınır. Namazın her iki rekâtında da yedi adet Fatiha, yedi adet Âyetelkürsi, yedi adet de İhlâs-ı şerif okunur.

Namazdan sonra yapılacak dualarda, özellikle yeni hicrî yılın hayırlar getirmesi niyaz edilmelidir.

MUHARREM AYI VE AŞÛRE GÜNÜ

Hicrî takvime göre, muharrem ayı senenin ilk ayıdır. Muharrem ayı Eşhuru Hurumdandır. Yani savaşılması yasaklanmış, hürmetli aylardandır (haram aylardandır). Eşhuru Hurum'dan olan diğer aylar zilkade, zilhicce ve recebtir. Muharrem ayı hakkında Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den günümüze kadar bazı hadisler nakledilmiştir. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri bir hadisinde buyurur ki:

“Ramazan orucundan başka en faziletli oruç, Allah'a izafeten şereflendirilen (Yani Şehrullah olan) Muharrem ayında tutulan oruçtur. Farz namazlardan sonra en faziletli namaz ise, geceleyin kılınan namazdır.”

Sevgili Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir başka hadisinde:

“Aşûre günü tutulan oruç, geçmiş senenin günahına kefaret olur.” buyurmuştur. Bir başka hadisinde de ashabtan birine:

“Receb, zilkade, zilhicce ve muharrem aylarında üç gün oruç tutmasını” tavsiye etmiştir. Bir başka hadiste de bu üç gün “aşûreden önceki gün, aşûre günü ve aşûreden sonraki gün olarakbelirtilmiştir.

Aşûre günü” muharrem ayının onuncu günüdür. Kelime olarak anlamı da “onuncu gün” demektir. Ayrıca bir görüşe göre o gün:

“Hak Teâlâ o gün on peygamberine on ihsanda bulunmuştur.”

Bir başka rivayete göre de o gün:

“Allah, Ümmet-i Muhammed'e on ikramda bulunduğu için bu güne aşûre günü denilmiştir.”

  Aşûre günü hakkında çeşitli rivayetler vardır. Terim olarak aşûre günü, hangi anlama gelirse gelsin, kesin olan bir şey varsa, bu ayın ve özellikle muharremin dokuz, on ve on birinci günlerinin faziletli, mübarek günler olduğunun bilinmesidir. Yukarıdaki hadis-i şeriflerden anlaşıldığına göre; Peygamber Efendimiz o günlerde oruç tutmalarını ashab-ı kirama tavsiye etmişlerdir.

AŞÛRE GÜNÜ ORUCU

Hicrî Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü Âşura Günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Âşura Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır.

Âşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresinin ikinci âyeti olan "On geceye yemin olsun" ifâdelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz.

Bazı tefsirlerimizde bu on gecenin Muharrem'in Âşurasine kadar geçen gece olduğu beyan edilmektedir.(1)

Cenâb-ı Hak bu gecelere yemin ederek onların kudsiyet ve bereketini bildirmektedir.

Bugüne "Âşura" denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:

1. Allah, Hz. Musa'ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.

2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir.

3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.

4. Hz. Âdem'in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.

5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır.

6. Hz. İsa (a-s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.

7. Hz. Davud'un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.

8. Hz. İbrahim'in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.

9. Hz. Yakub'un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf'un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.

10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.(2)

Hz. Âişe'nın belirttiğine göre, Kabe'nin örtüsü daha önceleri Âşura gününde değiştirilirdi.

İşte böylesine mânalı ve kudsî hâdiselerin yıldönümü olan bu mübarek gün ve gece, Saadet Asrından beri Müslümanlarca hep kutlana gelmiştir. Bugünlerde ibadet için daha çok zaman ayırmışlar, başka günlere nisbetle daha fazla hayır hasenatta bulunmuşlardır. Çünkü, Cenab-ı Hakkın bugünlerde yapılan ibadetleri, edilen tevbeleri kabul edeceğine dair hadisler mevcuttur.

Âşura Gününde ilk akla gelen ibadet ise, oruç tutmaktır. Muharrem ayı ve Âşura Günü, Ehl-i Kitap olan Hıristiyan ve Yahudiler tarafından da mukaddes sayılırdı. Nitekim, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Medine'ye hicret buyurduktan sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrendi.

"Bu ne orucudur?" diye sordu.

Yahudiler, "Bugün Allah'ın Musa'yı düşmanlarından kurtardığı Firavun'u boğdurduğu gündür. Hz. Musa (a.s.) şükür olarak bugün oruç tutmuştur" dediler.

Bunun üzerine Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam da, "Biz, Musa'nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz" buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da emretti.(3)

Aşûra günü yalnız ehl-i kitap arasında değil, Nuh Aleyhisselâmdan itibaren mukaddes olarak biliniyor, İslam öncesi Cahiliye dönemi Arapları arasında İbrahim Aleyhisselâmdan beri mukaddes bir gün olarak biliniyor ve oruç tutuluyordu.

Bu hususta Hazret-i Âişe validemiz şöyle demektedir:

"Âşûrâ, Kureyş kabilesinin Cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündü. Resulullah da buna uygun hareket ediyordu. Medine'ye hicret edince bu orucu devam ettirmiş ve başkalarına da emretti. Fakat Ramazan orucu farz kılınınca kendisi Âşûrâ gününde oruç tutmayı bıraktı. Bundan sonra Müslümanlardan isteyen bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı." 'Buhari, Savm: 69.

O zamanlar henüz Ramazan orucu farz kılınmadığı için Peygamberimiz ve Sahabileri vacip olarak o günde oruç tutuyorlardı. Ne zaman ki, Ramazan orucu farz kılındı, bundan sonra Peygamberimiz herkesi serbest bıraktı. "İsteyen tutar, isteyen terk edebilir" buyurdu.(4) Böylece Âşura orucu sünnet bir oruç olarak kalmış oldu.

Âşura orucunun fazileti hakkında da şu mealde hadisler zikredilmektedir.

Bir zat Peygamberimize geldi ve sordu:

"Ramazan'dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?"

Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, "Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah'ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir" buyurdu.(5)

Yine Tirmizi’de de geçen bir hadiste Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:

"Âşura Gününde tutulan orucun Allah katında, o günden önce bir senenin günahlarına keffaret olacağını kuvvetle ümit ediyorum."(6)

"Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah'ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur”(7) hadis-i şerifi ise, bu günlerde tutulan orucun faziletini ifade etmektedir.

Bu hadisin açılamasında İmam-ı Gazali, "Muharrem ayı Hicrî senenin başlangıcıdır. Böyle bir yılı oruç gibi hayırlı bir temele dayamak daha güzel olur. Bereketinin devamı da daha fazla ümit edilir" demektedir.

Gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam Âşura Gününe denk getirmemek için, Muharrem'in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiştir.

Bu mânâdaki bir hadisi İbni Abbas rivayet etmektedir. Bunun için, müstehap olan, aşure Gününü ortalayarak, bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutmaktır.

Bu günde oruçtan başka hayır, hasenat ve sadaka gibi güzel âdetlerin de yaşatılması isabetli ve yerinde olacaktır. Herkes imkânı nisbetinde ailesine, akraba ve komşularına ikramda bulunur; bugünlerin faziletini bildiren hâdiseleri hatırlayarak ihsanda bulunursa şüphesiz sevabını kat kat alacaktır. Bilhassa, Peygamberimiz, mü'minin aile efradına Âşura Gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye etmiştir.

Bîr hadiste şöyle buyurular: "Her kim Aşura Gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder."(9) Bu aile mefhumunun içine akrabalar, yetimler, kimsesizler, konu komşular da girmektedir. Fakat, bunun İçin fazla külfete girmeye, aile bütçesini zorlamaya lüzum yoktur. Herkes imkânı ölçüsünde ikram eder.

Âşura gününün manevi ve berraklığı üzerinde Kerbela karanlığının kesafeti de görülmektedir. 61. hicret yılının Muharrem'ine ait 10. gününde Hazret-i İmam Hüseyin (r.a.) 55 yaşında iken Sinan bin Enes isimli bir hain tarafından Kerbelâ'da hunharca şehit edilmiştir. Bu gadr ve zulmün arkasında Emevi Halifesi Yezid, onun Küfe valisi İbni Ziyad vardır. Yarım asır öncesinden Peygamberimizin bizzat haber verildiği bu ciğerleri yakan olay Hazret-i Hüseyin'i Cennet gençlerinin efendisi olma şanına yüceltmiştir.

Şehitler mükâfatını almış en yüce mertebelere ulaşmıştır. Yüce Allah'ın da zalimlere hak ettikleri cezayı en âdil bir şekilde vereceğinden şüphemiz yoktur. Kader hükme boyun eğen her mü'min bu olaya üzülür, ancak itidalini ve soğukkanlılığını kaybetmez. Duyguları yanlışlara ve taşkınlıklara götürmez. Çünkü meydana gelen bütün olaylar ezelî takdirin bir hükmüdür. Bu açıdan bunu bir "yas merasimi" haline dönüştürmek ehli-i sünnetin itikat ve inancına aykırıdır.

1) Hak Dini Kur ân Dili. 8 5793.

2) Sahih-i Müslim Şerhi, 6:140.

3) Ibtıı Mâce, Siyam: 31.

4) Müslim. Siyam: 117.

5) Tîrmizî. Savm: 40.

6) A.g.e., Savın: 47.

7) İbni Mâce. Siyam: 43.

8) İhyâ, 1:238

9) et-Tergîb ve'l-Terhİb, 2:116.

Çekim Gücü ve Hareket

 

uzay1 universe_evren evren_5 evren

81 Tekvir Suresi 15-16

15. Hayır o sinenlere yemin ederim.

16. Akarak yuvalarına girenlere.

Bu ayetlerin anlamlarını daha iyi anlamak için önce ayetlerde geçen kelimelerin Arapça anlamlarını inceleyelim. 15. ayette "sinenler" diye çevirdiğimiz kelimenin Arapça'sı "hunnes"tir. "Hunnes"e "akışın tersi, pusma, büzülme, sinme, gerilemek" anlamları verilmektedir.

16. ayette "yuvalarına girenlere" diye çevirdiğimiz deyim ise Arapça "kunnes"tir. "Kunnes"e "belli güzergah, yuvaya girme, hareket halindeki cismin yuvası" anlamları verilmektedir. 16. ayetteki "akış"ı ise "cereyan" kökünden türeyen "cariye" kelimesi karşılamaktadır.

Çekim gücünü bilimsel platformda ilk tarif eden Isaac Newton (16421727) oldu.

Bilimin birçok kanunuyla her an içiçe yaşarız. çekim yasası, hareket yasaları, termodinamik kanunlar her an hayatımızın içindedir. Yemek yerken, tuvaletimizi yaparken çekim kanunları rol oynar. Uzaya çıkan astronotlar Uzay'da yemek yerlerken, tuvaletlerini yaparlarken ancak özel tertibatlar, önlemler sayesinde Dünya yerçekimine göre yaratılmış bedenlerinin Dünya dışındaki ihtiyaçlarını karşılarlar.

Bilim adamlarının bilimsel buluşları, olmayanın keşfi değil, olanın açıklamasını yapmaktır. Çekim gücü Evren'de zaten vardır, fakat çekim gücünün tarif edilmesi, matematiksel formüllerle ortaya konması ilk Isaac Newton(16421727)'a nasip olmuştur. Newton Evren'deki çekim yasasıyla Allah'ın her şeyi yarattığını, yıldızlara, Dünya'ya, Ay'a düzen koyduğunu açıklamış, insanların Dünya'nın üzerinde durmasının rastgele bir şekilde değil, fakat Allah'ın maddeye koyduğu çekim gücü sayesinde olduğunu göstermiştir.

Allah'ın Evren'i hassas dengelerle yarattığını Isaac Newton şu sözleriyle açıklamaktadır: "Güneş'ten, gezegenlerden ve kuyruklu yıldızlardan oluşan bu çok hassas sistem sadece akıl ve güç sahibi bir Varlık'ın amacından ve hakimiyetinden kaynaklanabilir...O, bunların hepsini yönetmektedir ve bu egemenliği dolayısıyladır ki O'na 'üstün Kuvvet Sahibi Efendimiz' denir."

EVRENSEL MATEMATİK

Kuran'da Allah'ın her şeyi bir ölçü ile yarattığı geçer. Herşeyin ölçü ile yaratıldığı iddiası evrene matematiğin hakim olması anlamına gelir. çünkü ölçü konulan ölçülebilir, düzenlidir, matematiksel olarak ifade edilebilir. Newton, Kepler ve Galileo'nun çalışmalarını düzeltti, dakikleştirdi ve maddi Evren'in matematiksel olarak açıklanabileceği yönündeki kuşku ile yaklaşılan görüşü ispatladı. Fiziksel Evren'in ince ölçülerle yürüyen yasalarla işlediği böylece anlaşıldı.

Bilim ancak 1700'lü yıllarda çekim gücünün önemini fark etmiştir. Allah Evren'deki yaratışlarında kullandığı çekim yasasına, kitabı Kuranı Kerim'de 600'lü yıllarda işaret etmiştir. Bu bölümün başında bahsettiğimiz ayetler incelenirse bu ayetlerin çekim gücüne, çekim ile hareket arasındaki dengeye işaret ettikleri anlaşılır. Gerek atomun çekirdeği, gerek gezegenlerin ortasındaki Güneş sinmiş, büzülmüş bir halde bulunmakta, atomdaki çekirdek elektronları, Güneş sistemindeki Güneş ise gezegenleri kendi içine çekerek onları da sindirmeye, büzdürmeye çalışmaktadır. Biz bu güce çekim, yerçekimi diyoruz. Merkezdeki sinmiş çekirdekler, Güneş'ler etraflarındaki elektronları, gezegenleri kendileriyle birleştirmek, bütünleştirmek isteyerek, onları da büzmeye, kendileri gibi sindirmeye yönelik kuvvet uygularlar. Böylelikle Tekvir suresi 15. ayette geçen "Hunnes" kelimesinin çekim gücünü ifade ettiği hiçbir zorlama yapılmadan anlaşılmaktadır.(Unutulmamalıdır ki Kuran'ın indiği dönemde insanlar yerçekiminin varlığından haberdar olmadıkları için terim olarak "yerçekimi" kelimesi yoktu. Kuran yerçekimini tarif için yerçekiminin fonksiyonu olan "Hunnes" [merkeze doğru çekilme, büzülme, sinme] kelimesini kullanıp bu güce dikkat çeker.)

Atomun çekirdeğinin çekimine rağmen elektronlar çekirdeğe yapışmaz. Güneş'in çekimine rağmen de gezegenler Güneş'e yapışmaz. Elektronları çekirdeğe yapışmaktan, gezegenleri Güneş'e yapışmaktan kurtaran elektronların ve gezegenlerin hareketidir. Tekvir suresi 16. ayette geçen "cariye" kelimesi "akışı, hareketi" ifade eder ki çekimden kurtulmayı sağlayan unsuru ifade etmesi bakımından bu önemlidir. Galaksilerden atomlara kadar tüm yapılar çekim kuvvetine karşı hareketin merkezkaç kuvveti oluşturmasıyla var olabilmektedir.

"Hunnes"e yani büzüşmeye, çekime yönelik kuvvete karşılık elektronlar, gezegenler çekirdeğe, Güneş'e yapışsalardı Evren'de ne bir gezegen, ne bir Güneş sistemi, ne yörüngeler, ne canlılık, ne de bu ihtişam var olurdu. "Cariye"ye göre yani "harekete, akışa" göre elektronlar, gezegenler Evren'e rastgele dağılsalar, çekimden (Hunnes'ten) tamamen kurtulsalardı, yine ne galaksiler, ne hayvanlar, ne bitkiler, ne renkler, ne de biz var olurduk. Bu iki ayrı oluşum sayesinde elektronlar kendi yuvalarında, yörüngelerinde, gezegenler kendi yuvalarında, yörüngelerinde hareket ederler. Bu yuvada olmayı da 16. ayetteki "Kunnes" kelimesi mucizevi bir şekilde ifade etmektedir. Kuran yerçekimindeki merkeze çekişi "Hunnes" kelimesiyle, bu çekimden kurtulmayı sağlayan hareket unsurunu "cereyan" kelimesiyle ve her iki unsur sayesinde oluşan yörüngede olmayı "Kunnes" kelimesiyle anlatır. Böylece Kuran, yerçekimiyle ilgili terminolojinin var olmadığı bir dönemde, yerçekimine bağlı oluşumları açıklamıştır.

ATOMLARDAN YILDIZLARA HEP HARİKULADELİK

Daha önce de gördüğümüz gibi Kuran'ın bazı ayetlerinde Allah bazı yaratılışlara, olaylara dikkat çekmek için olaylar üzerine yemin etmiştir. Bu bölümde incelediğimiz ayetlerdeki yemin edilen unsurlar hem Allah'ın Evren'deki mükemmel yaratışlarını, hem de Kuran'ın ifadelerinin mucizeliğini bir kez daha inattan arınmış zihinlere göstermektedir.

Vücudumuzda sayamayacağımız kadar çok sayıdaki atomların çekirdeklerindeki protonlar çekim gücü uygulamakta, elektronlar ise hareketleriyle bu çekimden kaçmakta, fakat yörüngelerini de aşmamaktadır. Atomun içindeki bu oluşumlar nükleer çekirdek kuvvetiyle, atomdaki elektriksel kuvvetle uyumlu bir şekilde sürekli faaliyet içindedir. Bir sandalyeye oturduğumuzda "ben" dediğimiz vücudumuzun atomları sandalyeyle karışsa, yere uzandığımızda vücudumuzun atomları yerle karışsa, "ben" dediğimiz atom topluluğu olan varlıktan eser kalır mıydı? Ya oturduğumuz sandalyenin elektronları ile vücudumuzun elektronları çarpışıp bir karmaşa çıksa, ya da yere uzandığımızda yerdeki atomların çekirdeklerindeki çekim gücü, vücudumuzdaki atomları karıştırsaydı var olabilir miydik? Tabi ki hayır. Varlığımızdan ne eser kalırdı, ne de var olabilirdik. Varlığımız hem çekimlerin, hem hareketlerin, hem diğer kuvvetlerin ayrı ayrı yaratılmalarıyla, hem de tüm bu kuvvetlerin mükemmel bir uyumla beraber faaliyet göstermeleriyle mümkün olmaktadır.

Yoktan ortaya çıkan kuvvetler, bu kuvvetlerle yaratılan harikulade atomlar, harikulade yıldızlar, harikulade yaratılışlar. Herşey bize Allah'ı hatırlatıyor...

En çok kullandığımız iki Salevat

ahzab suresi 56 ayet Allah ve melekleri, Peygamber'e çok salevât getirirler. Ey müminler! Siz de ona salevât getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin. (Ahzâb Sûresi, 56. Ayet)

Tebrik, tezkiye, duâ, Peygamberimiz (s.a.s)'e yapılan duâ, istiğfar, rahmet gibi anlamlara gelen bir terim, salavât. "Belirli vakitlerde, Kur'an'da emredildiği tarzda ve Hz. Peygamberin tarif ettiği şekilde yapılan ibadettir. Salât'ın çoğulu salavât gelir. Türkçede daha çok Hz. Peygamber'e yapılan duâ mânâsında kullanılır.

En çok kullandığımız iki Salevat ve anlamları:

S.A.V (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Allah'ın selamı O'nun üzerine olsun demektir.

Allahumme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed (a.s.m)

Manası: Allahım! (peygamberimiz) Hz.Muhammed'e ve aline (evladu iyaline) rahmet eyle.

Bir Kalpte Beş Sevgi

Peygamber Efendimiz (S.A.V) Hz. Ali (k.v.); ye bir gün şu suali sormuşlar:

- "Ya Ali! ALLAH’ı seviyor musun?"

- "Şüphesiz Ya Resulullah!"

- "Peki Beni seviyor musun?"

- "Evet Ya Resulullah!"

- "Peki Eşini seviyor musun?"

- "Evet Ya Resulullah!"

- " Peki Çocuklarını seviyor musun?"

- "Evet Ya Resulullah!"

- "Peki Kalp bir ; muhabbet beş... Bu beş muhabbeti bir kalbte nasıl sığdırıyorsun?"

Sorusuna karşı Hz. Ali cevap veremediler. Sonra bu meseleyi zevce-i muhteremeleri Hz. Fatımatu-z Zehra (r. anha)ya açtıklarında Fatıma Validemiz cevaben,

- "Ya Ali Babama git ve deki: Kişi;

ALLAHı aklı ve ruhu ile sever,

Peygamberizi sevmek imandan,

Evladı sevmek tabiattan (şefkatten),

Zevceyi (eşini) sevmek muhabbettendir."

Hz. Ali (k.v.) bu doğru cevabı Peygamber Efendimiz (S.A.V)e arz ettiklerinde Resul-u Ekrem Efendimiz (S.A.V) bu cevabın kendisinden olmadığını işareten,

"Bu meyve (cevap) ancak bir nübüvvet ağacındandır" buyurdular.

Allah'ın 99 ismini zikretmek insana huzur veriyor

Sağlıklı yaşam, doğal tıp, doğru beslenme, obezite, stres gibi konularda gelir seviyesi yüksek kesime danışmanlık yapan Dr. Ender Saraç, Allah'ın 99 ismini yani Esmaü'l-Hüsna'yı zikretmenin insana huzur verdiğini söylüyor.

Merhametsizlere 'Er Rahim' ve 'Er Rahman', aşırı sinirlilere 'El Halim', yaşamında sevgi ve muhabbeti az olanlara 'Ya Vedud', nereye gideceğini bilemeyenlere 'El Hadi', sıkıntı içinde olanlara 'El Vekil' ismini zikretmelerini tavsiye eden Saraç, "Allah'ın isimlerini zikretmek, meditasyon ve diğer enerji teknikleri gibi pozitif enerji verebilecek etkili bir yöntem. Bu doğru olarak yapıldığında insanın içinde eksik olan enerjileri tamamlar, zarar veren enerjileri de törpüler ve kişiyi rahatlatır. Esmaü'l-Hüsna ile yapılan zikir, beynin bazı merkezlerinde birtakım enerjileri daha çok aktive eder. Zikirden elde edilecek maddi ve manevi güç, diğer insanların acılarını hafifletmek, topluma daha yararlı olmak için kullanılmalı." diyor.

Dr. Ender Saraç, hepimizin bildiği gibi uzman bir hekim. Sağlıklı yaşam, doğal tıp, doğru beslenme, obezite, stres gibi konularda gelir seviyesi üst düzey grubuna yıllardan beri hizmet veriyor. Mısır'ın piramitlerinden Hindistan'ın aşramlarına, Kâbe-i Muazzama'dan Vatikan'daki Katolik kiliselerine kadar birçok yerde araştırmalar yapan Saraç, Doğu kökenli yoga, meditasyon, reiki gibi enerji tekniklerini incelemiş ve deneyimlemiş bir doktor. Bugüne kadar 100 bine yakın hasta bakan, birçok kitap yazan, kitapları çok satan bir yazar aynı zamanda. Ender Saraç kısa bir süre önce "Ruhsal Gelişimimiz ve Kader" adı altında bir kitap piyasaya çıkardı ve kitabında Allah'ın 99 ismi Esmaü'l-Hüsna'yı zikretmenin bir enerji tekniği olduğunu söyleyerek bütün dikkatleri üzerine çekti. Saraç, kitabında Esmaü'l-Hüsna'nın insanın ruhsal gelişimine nasıl katkıda bulunduğunu yazıyor. Kendini biraz katı ve merhametsiz hissedenlere "Er Rahim" ve "Er Rahman", aşırı sinirli olanlara "El Halim", yaşamında sevgi ve muhabbet az olanlara "Ya Vedud", nereye gideceğini bilemeyenlere "El Hadi", içinden çıkılamayan bir durum karşısında "El Vekil" ismini zikretmelerini söylüyor.

Ayrıca her burcun etkilendiği isimlerin neler olduğunu anlatıyor. Mesela İkizler burcunun baskın isimleri; Es Semi, Eş Şehid, El Mukaddim, El Basir. Tıp fakültesinden yeni mezun olduğunda doktorluğun sadece 'reçete yaz, tahlil iste' gibi eylemlerden ibaret olmadığını düşünerek araştırmaya başlayan Saraç, "Başka bir derinliği vardır diye hissediyor, hatta biliyordum. Ama çok gençtim, yeterince bilgim yoktu. Bu nedenle adını koyamıyordum." diyor. Saraç, 18 yıllık bir çalışmanın ürünü olan kitabı için, "İçimde uyanan ve tecrübelerimle geldiğim noktanın kaleme dökülmüş halidir." yorumunu yapıyor. Saraç, kitabının ne dini ne de siyasi bir çalışma olmadığını söyleyerek aslında akılda soru işareti bırakıyor. Çünkü bir Müslüman için esmaları zikretmenin ilk amacı Allah'ın rızasını kazanmak. "Zikri ve esmaları dinden bağımsız bir şey gibi insanlara sunmak doğru mu?" sorumuza şöyle açıklık getiriyor: "Dinden soyutlamıyorum. Bu evrensel bir bilgidir. İnsanlığa yararlı olabilecek enerji inanç sistemimizde var. Bırakın pek çok insan bunların tadını alsın. Şifasını, nurunu öğrensin. Ondan sonra seçimi kendi yapsın. Pek çok insanın ulaşamayacağı ve giremeyeceği yerlere belirli bir anlatım tekniğiyle ben girdim. Bu kitap Türk toplumuna iyi bir hizmettir. İnsanlara hissedebileceği ve anlayacağı dilden ikram yapmak lazım. Sonuçta ben de bazı şeyleri nasıl yapacağımı hissediyorum." diyor. Ender Saraç, yoga, meditasyon gibi Batı toplumlarında çok popüler olan tüm enerji tekniklerini denemiş hastalarının, "En büyük teknik nedir?" sorusuna, "Kalben tam teslim olarak yaşamak." cevabını veriyor.

Ayete'l-Kürsî'nin koruyucu etkisi bilimsel olarak ispatlanacak Ender Saraç, artık dünyada her şeyin bilimsel ve teknik şeylerle açıklandığını ve bunun aslında en ileri teknolojinin kaynağı olan El Alîm esmasının tecellisi olduğunu belirtiyor. Saraç, "Ayete'l-Kürsî, Felak ve Nas sûreleri okunduğunda insanın aurasının kalınlaştığı yani insanın korunduğu, çok kısa süre içinde birtakım ince aletlerle tespit edilecek. Nazar diye bir enerji olduğu ve nazara karşı bazı sûrelerle korunmanın insanın aurasını genişlettiği bilimsel olarak açıklanacak." diyor.

Ender Saraç'a göre;

* İnsanoğluna indirilmiş en son ve bir üst modeli gelmeyecek tek yazılım programı Kur'an-ı Kerim. Kur'an'da insana şifa verecek pek çok bilgi var.

* Zikir, meditasyon ve diğer enerji teknikleri gibi pozitif enerji verebilecek etkili bir yöntem.

* Zikir doğru olarak yapıldığında insanın içinde eksik olan enerjileri tamamlar, keskin olup zarar veren enerjileri de törpüler ve kişiyi rahatlatır.

* Esmaü'l-Hüsna ile yapılan zikir, beynin bazı merkezlerinde birtakım enerjileri daha çok aktive ediyor.

* Zikirden elde edilecek maddi ve manevi güç, diğer insanların acılarını hafifletmek, topluma daha yararlı olmak için kullanılmalı.

* Toplumda herkes enerji emen bireyler olarak yaşıyor. Ortadaki kaptan herkes emmek istiyor. Kimsenin kaba verecek malzemesi yok.

* Kur'an'da söylendiği gibi insanların kalpleri mühürlü. Yani kalp şakraları kapalı. Bu nedenle 40 gün El Basid esması zikredilebilir. Bu zikir kalbi açar, rahatlatır, genişletir.

* "O kadın benle evlensin, bu adam beni boşasın, çok zengin olayım, şu işi ben kapayım" gibi egomuzu savunmak ve ön plana çıkarmak için korkunç bir şekilde ben merkezli enerji harcanıyor. Ego merkezli yaşamayı bırakıp, tam teslimiyet haline geçildiğinde beyin enerji tasarrufu yapıyor ve o zaman bütün istekler oluyor.

* Bizim inanç sistemimizin kökü sevgi. Toplumda gerilim yaratan değil, toplumda daha olumlu enerjiler veren insanların oranı arttıkça Batı'ya bile meditasyon ve reikilerden çok daha güzel şeyler sunacağız.

Ender Saraç kimdir?

Sağlıklı yaşam, diyet, stres ve obezite konusundaki başarıları ile ün kazanan Saraç, Ege Tıp Fakültesi'nden 1984'te mezun oldu. Yurtiçi ve dışında pek çok sağlık programına katıldı. 1994'ten beri Levent'teki Hay Güzellik Merkezi'nde üst gelir grubuna hizmet veriyor.

Allahın 99 İsmi

Er Rahman - Dünyada tüm mahlukata merhamet eden.

Er Rahim - Ahirette yalnız müminlere merhamet eden.

El Melik - Mülk ve saltanatı devamlı olan.

El Kuddus - Her türlü noksanlık ve ayıplardan beri olan.

Es Selam - Tüm afet ve kederlerden salim olan.

El Mümin - Emniyet veren.

El Müheymin - Her şeyi gözetip koruyan.

El Aziz - Her şeye galip.

El Cebbar - Kulların hallerini ve ihtiyaçlarını düzelten.

El Mütekebbir - Azamet ve ululuk sahibi.

El Halık - Yaratıp takdir eden.

El Bari - Yokdan var eden.

El Musavvir - Bütün varlıklara şekil veren.

El Gaffar - Kullarının ayıplarını örtücü.

El Kahhar - her şeye her istediğini yapan.

El Vehhab - Sonsuz niğmetleri sunan.

Er Rezzak - Rızıklandıran.

El Fettah - Zorlukları kolaylaştıran.

El Alim - Her şeyi bilen.

El Kaabid - Dilediğine rızkı sıkan, daraltan.

El Basıt - Dilediğine rızkı açan.

El Hafid - İman etmiyenleri bedbaht eden.

Er Rafi - İyileri yücelten.

El Müizz - Dilediğini aziz kılan.

El Müzzil - Dilediğini hor ve hakir kılan.

Es Semi - Her şeyi işiten.

El Basir - Her şeyi gören.

El Hakem - Gerçek hakim

El Adl - Gerçek adalet sahibi.

El Latif - Lütf eden.

El Habir - Her şeyden haberdar olan.

El Halim - Ceza vermekte acele etmeyen.

El Azim - Hakiki ve mutlak büyük.

El Gafur - Günahları af eden.

Eş Şekur - Şükürleri karşılıksız bırakmaz.

El Aliyy - En yüce olan.

El Kebir - Her hususta en büyük olan.

El Hafiz - Gerçek koruyan.

El Mukit - Bedeni ve ruhi rızıkları ulaştıran.

El Hasib - Her şeyi bilip hesap gören.

El Celil - Yücelik sahibi, büyük olan.

El Kerim - Karşılıksız ve inayetsiz veren.

Er Rakib - Gözeten, koruyan ve denetleyen.

El Mucib - Duaları kabul eden.

El Vasi - Kudreti, ilmi, rahmeti sonsuz.

El Hakim - Hikmet ile yaratan/yapan.

El Vedüd - İyi kullarını seven.

El Mecid - Şanı yüce, kadri büyük.

El Bais - Peygamber gönderen.

Eş Şehid - Her yerde ve zamanda hazır.

El Hakk - Varlığı hiç değişmeden duran.

El Vekil - Kullarının işlerini düzelten, yöneten.

El Kaviyy - Tam ve kamil kudret sahibi.

El Metin - Çok sağlam.

El Veliyy - Dost ve yardım edici.

El Hamid - Övgü ve senaya layık.

El Muhsi - İlmi ile her şeyin adedini sayısını bilen.

El Mübdi - Yokdan var eden.

El Müid - Ölümden sonra dirilten.

El Muhyi - Var edip hayat veren.

El Mümit - Öldüren yok eden.

El Hayy - Ezeli/ebedi hayat ile dirilten ve hayat veren.

El Kayyum - Daima mevcut olan.

El Vacid - Gani olup her istediğine her an sahip olan.

El Macid - Kadr ve şanı büyük, sonsuz cömert.

El Vahid - Tek, dengi/ortağı, benzeri olmayan.

Es Samed - Her yaratılanın muhtaç olduğu.

El Kaadir - Sonsuz/hadsiz hüküm sahibi.

El Muktedir - Tüm kuvvet ve kudreti yöneten.

El Mukaddim - İstediğini ileri geçiren.

El Muahhir - İstediğini geride bırakan.

El Evvel - İlk.

El Ahir - Son.

Ez Zahir - Her surette tecelli eden.

El Batın - Yarattıkları tarafından görünmeyen.

El Vali - Her şeyi tek başına tedbir ve idare eden.

El Müsteali - Noksanlıklardan Münezzeh.

El Berr - Yarattıklarına gereken nimetleri bahş eden.

Et Tevvab - Tevbeleri kabul eden.

El Müntekim - hak eden suçluları cezalandıran.

El Afüvv - Çok af edici.

Er Rauf - Esirgeyen, merhamet eden.

Malikül Mülk - Mülkün Sahibi.

Zülcelali Velikram - Yüce olan ikram sahibi.

El Muksit - Bütün işleridenk ve yerliyerinde yapan.

El Cami - Dilediğince toplayan, bir araya getiren.

El Ğaniyy - Zenginliğinin hududu/ölçüsü olmayan.

El Muğni - Dilediğini zengin kılan.

El Mani - Şerri defeden/bir şeyin olmasına mani olan.

El Darr - Elem ve zarar verici şeyleri daraltan.

En Nafi - Faydalı şeyleri yaratan.

En Nur - Yol gösteren, aydınlatan.

El Hadi - Hidayeti yaratıp lütfeden.

El Bedi - Hayret verici şekilde alemleri yokdan var eden.

El Baki - Daim olan.

El Varis - Hakiki malik/sahibi olan.

Er Reşad - Doğru yolu gösteren.

Es Sabur - Sabırlı olan

Hayat Ezan İle Namaz Arasıdır