Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Haberiniz Olsun

9 tane "bilim" etiketli yazı bulundu "bilim" tagli diger ogeler resimler , videolar

Prostat kanserinin ilacı bulundu

ilaç Prostat kanserinin kemoterapiye dayanıklı öldürücü türüne karşı geliştirilen 70 yılın en etkili ilacı üç yıl içinde piyasaya çıkacak.

Clinical Oncology adlı kanser araştırmaları dergisinde yayımlanan makalede, 'Abiraterone' isimli ilacın hastaların yüzde 80'inde iyileşme sağladığı belirtildi. Kanser Araştırmaları Enstitüsü, hap şeklindeki ilacın iki ila üç yıl içinde piyasaya sunulabileceğini umuyor.

1200 hasta üzerindeki kapsamlı bir klinik deney halen devam ediyor ve bunu yeni deneylerin izlemesi bekleniyor. Prostat kanseri erkekler arasında en yaygın kanser türü. Bu kansere testosteron gibi testislerde üretilen cinsellik hormonlarının yol açtığı düşünülüyor. Tedavi de şu anda erkeklerde yumurtalıkların bu hormonları üretmesi engellenerek yapılıyor. Ama yapılan araştırmalar sadece testis değil vücudun farklı yerlerinde üretilen her türlü cinsellik hormonunun kanseri ilerlettiğini ortaya koydu. Abiraterone adlı ilaç işte bütün bu hormonların üretimini engelliyor.

BBC'nin haberine göre son çalışma, iyice ilerlemiş ölümcül prostat kanseri 21 hasta üzerinde yapılmış ama dünya çapında 250 hastadan gelen verileri de içeriyor. İlacın hastaların çoğunda, kanserli tümörlerde kayda değer bir küçülme ve kanser tarafından üretilen prostat spesifik antijen adlı proteinde azalmaya yol açtığı saptandı.

Deneylere katılan ve iki ila ikibuçuk yıl izlenen hastaların çoğu ilacı almaya başladıktan sonra yaşam kalitelerinde önemli bir düzelme olduğunu söylüyor. Hastaların bir kısmı, hastalığın kemiklerine yayılmasından kaynaklanan ağrılar için aldıkları morfini de kesmeyi başarmış.

İlacın göğüs kanseri hastalarının tedavisinde de kullanılabilmesi umuluyor. Halen deney aşamasında bulunmasına rağmen uzmanlar abiraterone'un kanser tedavisinde yeni bir umut yarattığında hemfikir.sabah

Kellik tarihe mi karışıyor?

kellik operasyon kellik kel

İngiltere'de geliştirilen saç klonlama tekniğinde, saç hücreleri laboratuvar ortamında çoğaltıldıktan sonra saç kalmayan bölgelere enjekte ediliyor. Araştırmacılar, devrim yaratacağını düşündükleri yöntemin 5 yıl içinde kullanıma hazır hale geleceğini planlıyor.

İngiltere’de geliştirilen bir teknikle laboratuvar ortamında saç klonlanarak yetiştirilen hücreler, kelliğe çare için yeni umut oldu. "Foliküler hücre emplantasyonu" adı verilen teknikte, geriye kalan saç hücrelerinden alınan bir miktar, laboratuvar ortamında çoğaltıldıktan sonra, saç kalmayan bölgelere enjekte ediliyor. İngiliz araştırmacıların İtalya’daki bir konferansta açıkladıkları bu yöntemle geliştirilen hücrelerin nakledilmesinden altı ay sonra, 19 kişinin 11’inde yeniden saç çıktı.

Intercytex adlı İngiliz firması tarafından geliştirilen yöntem, halen uygulanmakta olan saç transplantasyonu yönteminin aksine, sınırsız sayıda saç hücresi elde etme olanağını sağlarken, bu alandaki ilk denemeler yöntemin güvenli ve etkili olduğunu gösterdi.

Yöntemin 5 yıl içinde kullanıma hazır hale getirilmesi planlanıyor. Doktorlar, hala saçın olduğu kafanın arka tarafındaki foliküllerde bulunan dermal papilla hücrelerini, kel bölgelere yerleştirmeden önce, laboratuvarda özel olarak geliştirilen bir kimyasalın içinde bekletiyor.

Dermal papilla hücrelerinin, deri hücrelerinin yepyeni saç hücreleri üretmesini sağladığını ya da artık saç üretmeyen folikülleri gençleştirdiğini belirten İngiliz araştırmacılar, geliştirdikleri yöntemin devrim yaratabileceğini düşünüyor.radikal

İslamiyet'in bilime hizmeti 500 yıl sonra gözler önünde

İstanbul İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi- İstanbul İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi dünya İstanbul İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi

Gülhane Parkı'nda açılan İstanbul İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi'nde İslam âlimlerinin astronomi, kimya, tıp ve geometri dallarında verdikleri eserler ve yaptıkları aletler sergileniyor..

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türkiye Bilimler Akademisi, TÜBİTAK, J.W. Goethe Üniversitesi Arap İslam Bilimleri Tarihi Enstitüsü ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi katkısıyla Gülhane Parkı'nda açılan İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi, görenleri hayrete düşürüyor... Müslüman bilim adamları, 8. yüzyılda Yunanlılardan aldıkları bilim bayrağını 16. yüzyılın ortalarına kadar taşıdılar. Fakat nedense daha sonra, bilim dünyasına katkıda bulunan ve insanlığın geleceğini etkileyen yüzlerce buluşları unutuldu. Bu Müslüman bilim adamlarının yaptığı buluşlar, Batılılar tarafından gelecek kuşaklara aktarılamadı. Yeni kuşaklar, bütün buluşları Batı kaynaklarından, Batılılar tarafından yapıldığını öğrendiler. Bu yanlış inanış, Goethe Üniversitesi Arap-İslam Bilimleri Tarihi Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Fuat Sezgin bu konuya eğilene kadar da sürdü. Bilim tarihi konusunda dünyanın sayılı uzmanlarından olan Prof. Dr. Sezgin, 800 önemli icadın İslam âlimleri tarafından yapıldığını bütün dünyaya kabul ettirdi. Müslüman bilim adamlarının buluşları, şimdi Gülhane Parkı'ndaki İstanbul İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi'nde sergileniyor. Prof. Dr. Sezgin'in teklifi ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın desteğiyle hayat bulan müze, yoğun ilgi görüyor. Müze yetkilileri, burada sergilenen 140 eserin büyük bir kısmının orijinal olduğunu, eser sayısının kısa süre sonra 800'ü bulacağını açıkladı. Gülhane Parkı Has Ahırlar binasında 3 bin 550 metrekare alan üzerinde açılan müzede; astronomi, coğrafya, deniz bilimleri, saat teknolojisi, geometri, optik, tıp, kimya, maden, fizik ve mekanik, savaş teknolojisi ve mimarlık dallarında eserler ve aletler sergileniyor.

Müslüman bilim adamlarının müzede sergilenen buluşları

Sinüs: Arapçadaki cib terimi, Latinceye cep manasına gelen sinüs olarak tercüme edildi.

Kimya: Cabir bin Hayyan, kantitatif ve kalitatif prensiplere dayanan bir bilim olarak kimyayı kurdu. Batı, bu seviyeye 900 sene sonra ulaştı.

İlk rasathane: İlk uzay gözlemevi Halife El-Me'mun zamanında (9. yüzyıl) Bağdat ve Şam'da kuruldu.

Matematik: 950 yılında Ebu Cafer el Hazin, parabol konstrüksiyonu kullanmak suretiyle üçüncü dereceden bir denklemi çözdü.

Astronomi: 9. yüzyılda Güneş'le Dünya'nın yıllık en uzak mesafesinin değişken olduğunu fark eden Müslümanlar, yörüngedeki ilerlemenin 12,09 saniye olduğunu saptadı.

Trigonometri: Trigonometriyi 13. yüzyılda Nasıruddin et-Tusi kurdu. Coğrafya: Biruni, 11. yüzyılda enlem ve boylam derecelerini hesapladı.

Da Vinci'nin şifresi çözüldü: Leonardo da Vinci'nin resimlerini çizdiği aletleri İslam âlimleri buldu.

Çekim Gücü ve Hareket

 

uzay1 universe_evren evren_5 evren

81 Tekvir Suresi 15-16

15. Hayır o sinenlere yemin ederim.

16. Akarak yuvalarına girenlere.

Bu ayetlerin anlamlarını daha iyi anlamak için önce ayetlerde geçen kelimelerin Arapça anlamlarını inceleyelim. 15. ayette "sinenler" diye çevirdiğimiz kelimenin Arapça'sı "hunnes"tir. "Hunnes"e "akışın tersi, pusma, büzülme, sinme, gerilemek" anlamları verilmektedir.

16. ayette "yuvalarına girenlere" diye çevirdiğimiz deyim ise Arapça "kunnes"tir. "Kunnes"e "belli güzergah, yuvaya girme, hareket halindeki cismin yuvası" anlamları verilmektedir. 16. ayetteki "akış"ı ise "cereyan" kökünden türeyen "cariye" kelimesi karşılamaktadır.

Çekim gücünü bilimsel platformda ilk tarif eden Isaac Newton (16421727) oldu.

Bilimin birçok kanunuyla her an içiçe yaşarız. çekim yasası, hareket yasaları, termodinamik kanunlar her an hayatımızın içindedir. Yemek yerken, tuvaletimizi yaparken çekim kanunları rol oynar. Uzaya çıkan astronotlar Uzay'da yemek yerlerken, tuvaletlerini yaparlarken ancak özel tertibatlar, önlemler sayesinde Dünya yerçekimine göre yaratılmış bedenlerinin Dünya dışındaki ihtiyaçlarını karşılarlar.

Bilim adamlarının bilimsel buluşları, olmayanın keşfi değil, olanın açıklamasını yapmaktır. Çekim gücü Evren'de zaten vardır, fakat çekim gücünün tarif edilmesi, matematiksel formüllerle ortaya konması ilk Isaac Newton(16421727)'a nasip olmuştur. Newton Evren'deki çekim yasasıyla Allah'ın her şeyi yarattığını, yıldızlara, Dünya'ya, Ay'a düzen koyduğunu açıklamış, insanların Dünya'nın üzerinde durmasının rastgele bir şekilde değil, fakat Allah'ın maddeye koyduğu çekim gücü sayesinde olduğunu göstermiştir.

Allah'ın Evren'i hassas dengelerle yarattığını Isaac Newton şu sözleriyle açıklamaktadır: "Güneş'ten, gezegenlerden ve kuyruklu yıldızlardan oluşan bu çok hassas sistem sadece akıl ve güç sahibi bir Varlık'ın amacından ve hakimiyetinden kaynaklanabilir...O, bunların hepsini yönetmektedir ve bu egemenliği dolayısıyladır ki O'na 'üstün Kuvvet Sahibi Efendimiz' denir."

EVRENSEL MATEMATİK

Kuran'da Allah'ın her şeyi bir ölçü ile yarattığı geçer. Herşeyin ölçü ile yaratıldığı iddiası evrene matematiğin hakim olması anlamına gelir. çünkü ölçü konulan ölçülebilir, düzenlidir, matematiksel olarak ifade edilebilir. Newton, Kepler ve Galileo'nun çalışmalarını düzeltti, dakikleştirdi ve maddi Evren'in matematiksel olarak açıklanabileceği yönündeki kuşku ile yaklaşılan görüşü ispatladı. Fiziksel Evren'in ince ölçülerle yürüyen yasalarla işlediği böylece anlaşıldı.

Bilim ancak 1700'lü yıllarda çekim gücünün önemini fark etmiştir. Allah Evren'deki yaratışlarında kullandığı çekim yasasına, kitabı Kuranı Kerim'de 600'lü yıllarda işaret etmiştir. Bu bölümün başında bahsettiğimiz ayetler incelenirse bu ayetlerin çekim gücüne, çekim ile hareket arasındaki dengeye işaret ettikleri anlaşılır. Gerek atomun çekirdeği, gerek gezegenlerin ortasındaki Güneş sinmiş, büzülmüş bir halde bulunmakta, atomdaki çekirdek elektronları, Güneş sistemindeki Güneş ise gezegenleri kendi içine çekerek onları da sindirmeye, büzdürmeye çalışmaktadır. Biz bu güce çekim, yerçekimi diyoruz. Merkezdeki sinmiş çekirdekler, Güneş'ler etraflarındaki elektronları, gezegenleri kendileriyle birleştirmek, bütünleştirmek isteyerek, onları da büzmeye, kendileri gibi sindirmeye yönelik kuvvet uygularlar. Böylelikle Tekvir suresi 15. ayette geçen "Hunnes" kelimesinin çekim gücünü ifade ettiği hiçbir zorlama yapılmadan anlaşılmaktadır.(Unutulmamalıdır ki Kuran'ın indiği dönemde insanlar yerçekiminin varlığından haberdar olmadıkları için terim olarak "yerçekimi" kelimesi yoktu. Kuran yerçekimini tarif için yerçekiminin fonksiyonu olan "Hunnes" [merkeze doğru çekilme, büzülme, sinme] kelimesini kullanıp bu güce dikkat çeker.)

Atomun çekirdeğinin çekimine rağmen elektronlar çekirdeğe yapışmaz. Güneş'in çekimine rağmen de gezegenler Güneş'e yapışmaz. Elektronları çekirdeğe yapışmaktan, gezegenleri Güneş'e yapışmaktan kurtaran elektronların ve gezegenlerin hareketidir. Tekvir suresi 16. ayette geçen "cariye" kelimesi "akışı, hareketi" ifade eder ki çekimden kurtulmayı sağlayan unsuru ifade etmesi bakımından bu önemlidir. Galaksilerden atomlara kadar tüm yapılar çekim kuvvetine karşı hareketin merkezkaç kuvveti oluşturmasıyla var olabilmektedir.

"Hunnes"e yani büzüşmeye, çekime yönelik kuvvete karşılık elektronlar, gezegenler çekirdeğe, Güneş'e yapışsalardı Evren'de ne bir gezegen, ne bir Güneş sistemi, ne yörüngeler, ne canlılık, ne de bu ihtişam var olurdu. "Cariye"ye göre yani "harekete, akışa" göre elektronlar, gezegenler Evren'e rastgele dağılsalar, çekimden (Hunnes'ten) tamamen kurtulsalardı, yine ne galaksiler, ne hayvanlar, ne bitkiler, ne renkler, ne de biz var olurduk. Bu iki ayrı oluşum sayesinde elektronlar kendi yuvalarında, yörüngelerinde, gezegenler kendi yuvalarında, yörüngelerinde hareket ederler. Bu yuvada olmayı da 16. ayetteki "Kunnes" kelimesi mucizevi bir şekilde ifade etmektedir. Kuran yerçekimindeki merkeze çekişi "Hunnes" kelimesiyle, bu çekimden kurtulmayı sağlayan hareket unsurunu "cereyan" kelimesiyle ve her iki unsur sayesinde oluşan yörüngede olmayı "Kunnes" kelimesiyle anlatır. Böylece Kuran, yerçekimiyle ilgili terminolojinin var olmadığı bir dönemde, yerçekimine bağlı oluşumları açıklamıştır.

ATOMLARDAN YILDIZLARA HEP HARİKULADELİK

Daha önce de gördüğümüz gibi Kuran'ın bazı ayetlerinde Allah bazı yaratılışlara, olaylara dikkat çekmek için olaylar üzerine yemin etmiştir. Bu bölümde incelediğimiz ayetlerdeki yemin edilen unsurlar hem Allah'ın Evren'deki mükemmel yaratışlarını, hem de Kuran'ın ifadelerinin mucizeliğini bir kez daha inattan arınmış zihinlere göstermektedir.

Vücudumuzda sayamayacağımız kadar çok sayıdaki atomların çekirdeklerindeki protonlar çekim gücü uygulamakta, elektronlar ise hareketleriyle bu çekimden kaçmakta, fakat yörüngelerini de aşmamaktadır. Atomun içindeki bu oluşumlar nükleer çekirdek kuvvetiyle, atomdaki elektriksel kuvvetle uyumlu bir şekilde sürekli faaliyet içindedir. Bir sandalyeye oturduğumuzda "ben" dediğimiz vücudumuzun atomları sandalyeyle karışsa, yere uzandığımızda vücudumuzun atomları yerle karışsa, "ben" dediğimiz atom topluluğu olan varlıktan eser kalır mıydı? Ya oturduğumuz sandalyenin elektronları ile vücudumuzun elektronları çarpışıp bir karmaşa çıksa, ya da yere uzandığımızda yerdeki atomların çekirdeklerindeki çekim gücü, vücudumuzdaki atomları karıştırsaydı var olabilir miydik? Tabi ki hayır. Varlığımızdan ne eser kalırdı, ne de var olabilirdik. Varlığımız hem çekimlerin, hem hareketlerin, hem diğer kuvvetlerin ayrı ayrı yaratılmalarıyla, hem de tüm bu kuvvetlerin mükemmel bir uyumla beraber faaliyet göstermeleriyle mümkün olmaktadır.

Yoktan ortaya çıkan kuvvetler, bu kuvvetlerle yaratılan harikulade atomlar, harikulade yıldızlar, harikulade yaratılışlar. Herşey bize Allah'ı hatırlatıyor...

Dünyada Kullanılan Enerji Kaynakları

    enerji kaynakları Günümüzde dünya enerji üretiminde öncelikli kaynaklar petrol, doğlagaz ve kömür gibi yenilenemeyen enerji kaynaklarıdır. Özellikle doğalgazın çevreyi daha az kirletmesinden dolayı enerji üretimindeki payı gün geçtikçe artmaktadır. Yukarıdaki grafikte görüldüğü üzere, dünyanın en çok kullanılan enerji kaynağı petroldür. İkinci sırada kullanımı gittikçe azalan maden kömürü ve üçündü sırada üretim ve tüketimi hızla artan doğalgaz bulunmaktadır. Her dönem belirli bir enerji kaynağı önem kazanmıştır. Kömürün yerini zamanla petrol almış ve sonraki yıllarda doğalgaz önem kazanmıştır. Önümüzdeki yıllarda ise alternatif enerji kaynakları değer kazanacaktır.

    Günümüzde dünya üzerinde kullanılmakta olan alternatif enerji kaynakları ve kullanım oranları şöyledir;

    Nükleer Enerji ülkelere göre üretilen enerji

    Nükleer enerji nükleer reaktörlerde atom çekirdeğinin parçalanması veya çekirdek kaynaşması esnasında açığa çıkan enerjidir. Nükleer yakıtlar ise uranyum ve toryumdur. Bu maddelerden çok yüksek oranlarda elektrik enerjisi üretilmektedir. Örnejin bir gram uranyumdan elde edilen enerji dört ton maden kömüründen elde edilen enerjiye denktir. Nükleer enerjide en büyük sorun radyasyon tehlikesidir. Günümüzde dünyada 31 ülkede 437 ünite ile elektrik üretimi nükleer santrallerden sağlanmaktadır. Nükleer enerji ilk olarak II. Dünya Savaşı’ndan sonra İngiltere’de kullanılmıştır. 80 milyon nüfusa sahip olan Fransa’da 59 tane nükleer reaktör bulunmakta ve tüketilen elektriğin %73′ü nükleer enerjiden sağlanmaktadır. Nükleer enerji elektrik elde etmenin yanında tıpta ve sanayide kullanılan izotopların üretilmesinde, gemi ve denizaltının hareket ettirilmesinde kullanılmaktadır.

    Güneş Enerjisi Güneş Enerjisi

    Temiz ve masrafsız bir enerji kaynağı olan güneşin en önemli özelliği bol ve sınırsız olmasıdır. Kullanımı giderek artan güneş enerjisinden önceleri ısı enerjisi olarak son yıllarda ise gelişen teknoloji ile beraber elektrik enerjisi olarak yararlanılmaktadır. Güneş panelleri ve fotovoltaik pillerle giderek azalan maliyetlerle elektrik enerjisi elde edilmektedir. Güneş enerjisiyle çalışan otomobiller yapılmıştır. Fakat bunlar genellikle tek kişilik ve çok sınırlı güce sahip araçlardır. Yapabildikleri hız 5km/h’i geçemediğinden günlük kullanımda yer edinemeyecek kadar verimsizdirler. Güneş enerjisiyle çalışan bir diğer şey de güneş ocağıdır. Yemek pişirme amaçlı olarak kullanılan güneş ocakları son derece kullanışlı araçlardır. Kırsal bölgelerin sosyoekonomik kalkınmasına destek olan, orman tahribatını önlemeye yardımcı olan güneş ocaklarıdır. Güneş enerjisinden sıcak su da elde edilmektedir. Örneğin Fransa ile İspanya arasındaki Pirene dağları üzerinde kurulu olan güneş kollektörlerinden 320 derece sıcaklık sağlanmaktadır. Aynı şekilde evlerin çatısına monte edilen güneş panellerinden sıcak suelde etmek de mümkündür ve yaygın olarak kullanılmaktadır. Avustralya, Japonya, İsrail ve ABD güneş enerjisinden yararlanan ülkelerin başında gelmektedir. İsrail’de güneş enerjisiyle her yıl 300 bin ton petrole eşdeğer enerji sağlanmaktadır. Keşke bütün ülkeler güneş enerjisine bu kadar önem verse, yılda çok büyük miktarlarda fosil yakıt tasarrufu yapılabilmesi mümkün olur.

    Biyoenerji Biyoenerji

    Doğal ürünlerden elde edilen enerjidir. Biyokütle enerjisi olarak adlandırılan bu enerji türü organik maddelerden elde edilen enerjidir. Bitki ve hayvan atıklarından yararlanma yöntemidir.

    Başlıca biyokütle kaynakları şunlardır;

  1. Odun (çeşitli ağaçlar)
  2. Bazı yağlı tohumlu bitkiler (ayçiçeği, kolza, soya fasulyesi)
  3. Elyaf bitkileri (keten, kenevir, sorgum v.b)
  4. Karbonhidratlı bitkiler (patates, buğday, mısır, pancar v.b)
  5. Bitkisel artıklar (dal, sap, saman, kök, kabuk v.b)
  6. Sanayi atıkları
  7. Hayvansal atıklar
  8. elde edilmektedir.Bazı organik bazlı atıkların oksiyensiz ortamdaki fermantasyonu (mayalanma) sonucu ortaya çıkan renksiz, kokusuz, mavi bir alevle yanan gazdır. Çin ve Hindistan’da biyogaz üretimi çok önemlidir. Çin’de hayvan ve insan atıklarının kullanıldığı yedi milyon biyogaz üretim ünitesi bulunmaktadır. Biyogaz enerjisi için bitkiler de kullanılmaktadır. Bitki atıkları arasında şeker kamışı, mısır, kauçuk ve kavak vardır. Bu bitkilerin atıklarındaki çürüme bazı yakıtların meydana gelmesine yol açar. Brezilya’ya mısır ve şeker kamışından alkol elde edilmekte, bu alkol da motor yakıtı olarak kullanılmakta ve %20 oranında da petrole katılabilmektedir. Almanya’nın Münih kentinde kurulan çöp santralinde saatte 70 ton çöp yakılarak büyük enerji. Bazı yağlı tohum bitkilerinden(kolza, aspir, ayçiçeği gibi) elde edilen yağların bir katalizör eşliğinde alkol ile reaksiyonu sonucu ortaya çıkan yakıt biyodizeldir. Kızartma yapları ve hayvansal yağlar da biyodizel hammaddesi olarak kullanılır.

    Hidrojen Enerjisi Hidrojen Enerjisi

    Hidrojen kolay ve güvenli olarak taşınabilen, her yerde kullanılabilen, tükenmeyen, temiz ve ekonomik bir yakıttır. Bu yüzden 21. yüzyıla damgasını vuracak en önemli enerji kaynağıdır. Atmosferde saf olarak bulunan hidrojen, oksijenle beraber reaksiyona girdiğinde su oluşmaktadır. Artan çevre sorunları ve fosil yakıtların tükenmeye başlaması gibi nedenler hidrojen yakıtını çok önemli bir duruma getirmiştir. Motor yakıtı olarak, sanayide, elektrik üretiminde ve konutları ısıtmada hidrojen enerjisi kullanılabilir. Gaz ve sıvı olarak depolanarak uzun mesafelere taşınabilmektedir.

    Rüzgar Enerjisi Rüzgar Enerjisi

    Temiz ve yenilenebilen bir enerji kaynağı olan rüzgardan eskiden yel değirmenleri sayesinde günümüzde ise modern türbinler yardımıyla elektrik elde edilmektedir. Yel değirmenleriyle elektrik elde etme ilk olarak 1890 yılında Danimarkalılar tarafından bulunmuştur. Rüzgar gücünden elektrik elde eden ülkelerin başında Almanya gelmektedir. Almanya dünya rüzgar enerjisi üretiminin %27’sine tek başına sahiptir. %25.5 ile ABD ikinci sırada, %14,7 ile Danimarka üçüncü sırada yer alır. Danimarka’da 4000′e yakın rüzgar türbini çalışmaktadır. Bir yılda elde edilen rüzgar enerjisinin iki milyar yüz milyon ton petrole eşdeğer olduğu hesaplanmıştır.

    Jeotermal Enerji jeotermal-enerji-izlanda-wince

    Yerkabuğunun derinliklerindeki ısının fay hatlarından sıcak su veya buhar olarak kendiliğinden ya da sondajlarla çıkartılmasıyla elde edilen enerjiye jeotermal enerji denir. Sıcak su kullanımı çok eskilere kadar gitmektedir. Fakat modern anlamda ilk olarak İtalyanlar jeotermal enerjiyi elde etmişlerdir. Dünya üzerindeki jeotermal enerji kapasitesinin 7000 Megawatt dolayında olduğu tahmin edilmektedir. 1790-1980 yılları arasında jeotermal enerji kullanımı 10 kat artmıştır. Fakat potansiyel daha fazladır. Japonya 270 MW’lık kapasiteye sahip olmasına rağmen bunun 69 MW’lık kısmını ancak kullanabilmektedir. Jeotermal enerjiden ısıtmada, endüstride, tarımda ve elektrik elde etmedeyararlanılmaktadır. İzlanda’da 1943 yılından beri konutlar jeotermal enerji ile ısıtılmaktadır. Ayrıca yollar ve kaldırımların ısıtılmasında da kullanılmaktadır. Yeni Zelanda’da kağıt ve kereste işletmelerinde, ABD’de sebze kurutma tesislerinde jeotermal enerji kullanılmaktadır.

    Dalga Enerjisi Dalga Enerjisi

    Denizlerde rüzgarların etkisiyle oluşan dalgalardan enerji elde edilmektedir. Dalga enerjisi suya yerleştirilen tribünlerle veya dalgaların kıyıya çarptıkları yerlerde kullanılan merceklerle elde edilir. Bütün dünyada dalgalardan 200 milyon ton taşkömürünün vereceği enerjiyi karşılayacak enerji elde edilebilir. Okyanusların kıyı şeridi yaklaşık 100.000km’dir. Bu kıyı şeridinin ortalama potansiyel gücü 4 milyar kWh’yi bulmaktadır. Bu da dünyadaki bütün su gücünden 7 kat fazladır.

    Hidroelektrik Enerjisi

    Hidroelektrik enerjinin kaynağı sudur. Akan suyun kinetik enerjisi türbinler ve jeneratörler sayesinde elektrik enerjisine dönüştürülür. Dünya elektrik üretiminin %17’si hidroelektrik enerjisi tarafından karşılanmaktadır.Hisroelektrik santraller termik santraller gibi çevreyi fazla kirletmezler. Fakat baraj yapılacak alanın sular altında kalmasıyla çevrede değişiklikler meydana gelmektedir.

    Gel-Git Enerjisi Gel-Git Enerjisi

    Okyanuslardaki suyun alçak ve yüksek olduğu zamanlar arasındaki farktan doğan enerjidir. Gel-git enerjisi tesisi ilk olarak 1966 yılında Fransa’nın kuzeybatısında Rance Nehri’nin ağız kısmındaki haliçte inşa edilmiştir. Bu tesisten 240MWh elektrik üretilmektedir. Rusya’da 400, Çin’de 10, Kanada’da 18 MWh enerji üreten tesisler kurulmuştur. Hindistan’da ise proje aşamasında olan tesisler vardır.

Kara Delik Nedir?

Black_Hole_Milkyway Ölen bir yıldız, eğer güneşimizin üç mislinden daha ağırsa, nötron yıldızı seviyesinde kalamaz, çekirdeğindeki tepkime ve yoğunluk artması devam eder ve "kara delik" haline gelir. Eğer güneşimizi 1cm³(santimetreküp) hacmime sıkıştırabilseydik, 1cm³'lük karadelik yapmış olurduk. Bir an için bu yapmış olduğumuz 1cm³'lük sıkıştırma işleminin karadeliğe dönüşmediğini düşünelim ; en azından 1cm³'lük cisim, güneşle aynı ve eşdeğer kütleye,yoğunluğa ve kütle çekim kuvvetine eşit olacaktır.(Bu bile muazzam bir durumdur.)güneş sistemindeki diğer sekiz gezegende 1cm³'ün çekim kuvvetinde yörüngede döneceklerdir. Karadelikler evrendeki en kararlı ve en uzunömürlü kavram olmalarına rağmen sonsuza kadar yaşayamazlar çünkü Hawking Işıması yaparak çok yavaşça enerjilerini kaybederler. Hawking Işıması elimizdeki teknoloji ile tespit edilebilecek bir ışınım değildir. Kara delikler özellikleri gereği başka ışıma yapamazlar çünkü yüzeylerinden kaçış hızı ışık hızından yüksektir. Kara deliğin yüzeyinde bir fener yakabilseydik, fenerin ışığı yerçekiminin etkisi ile kara delik yüzeyine geri bükülecekti. O zaman kara delikleri nasıl gözleyebiliriz?

Eğer kara delik bir çift yıldız sisteminin parçasıysa o zaman normal yıdızdan kara deliğe madde akışı olur. Madde akışı açısal momentumun korunması prensibine bağli olarak kara delik çevresinde bir disk oluşturur. Bu disk maddesi kara deliğin yakınında büyük yerçekimi potensiyeli altında müthiş sıcaklıklara ulaşmakta ve X-ışınları yaymaktadır. Kara deliklerin gözlemlenmesine yardımcı olan çevresine verdiği etki ve yaydığı X-ışınlarıdır.

Kara Delik uzayda maddenin çok küçük bir noktaya toplanması ile meydana gelen bir nesnedir. Kütle çekimi o kadar güçlüdür ki, ne ışık ne madde ne de her hangi diğer bir informasyon onun "olay ufkundan" uzaklaşamaz. Bu yüzden görünmez ve sadece kara bir delik olarak belirir.

Sadece 75 kilometre genişliğinde olmasına rağmen 10 adet Güneş kadar maddeye sahip olan ve dönmeyen bir kara deliğin  600 kilometre uzaklıktan görünüşü. Eğer bu fotoğraf gerçekten 600 kilometre uzaklıktan çekilmiş olsaydı kara delik tarafından yutulmamak ve aynı yükseklikte durabilmek için, uzay gemilerinin Dünya'dan kalkış yaparken harcadıkları enerjinin 400 milyon katı gerekirdi.

İnovasyon Nedir?

Kızarmış tostlara not yazın inovasyon_ iç içe koltuk Fotoselli musluk

İnovasyon Sözcüğü

İnovasyon, Latince bir sözcük olan "innovatus"tan türemiştir. "Toplumsal, kültürel ve idari ortamda yeni yöntemlerin kullanılmaya başlanması" anlamındadır. Webster, inovasyonu "yeni ve farklı bir sonuç" olarak tanımlar. Türkçe'de "yenilik", "yenileme" gibi sözcüklerle karşılanmaya çalışılsa da, anlamı tek bir sözcükle ifade edilemeyecek kadar geniştir. Diğer yandan "yenilik" ve "yenileme" "inovasyon" sözcüğü ile ifade edilemeye çalışılan kavramın dışında da çağrışımlara yolaçmaktadır. Bu nedenle, "inovasyon"un teknik bir sözcük olarak kabul edilip, tıpkı "teknoloji" sözcüğünde olduğu gibi dilimize oturtulmasında yarar var.

Günümüzün hızla değişen rekabet ortamında ayakta kalabilmek için şirketlerimizin ürünlerini, hizmetlerini ve üretim yöntemlerini sürekli olarak değiştirmeleri ve yenilemeleri gerekmektedir. Bu değiştirme ve yenileme işlemi "inovasyon" olarak adlandırılır.

İnovasyon, yeni veya iyileştirilmiş ürün, hizmet veya üretim yöntemi geliştirmek ve bunu ticari gelir elde edecek hale getirmek için yürütülen tüm süreçleri kapsar. Yeni veya iyileştirilmiş ürün, hizmet veya üretim yöntemi geliştirme, yeni düşüncelerden doğar. İnovasyon sürekliliği olan bir faaliyettir. Bu nedenle, ortaya atılan, geliştirilerek işler hale getirilen ve sonuçta firmaya rekabet gücü kazandıracak şekilde pazarlanan bu fikirlerin ve sonuçlarının tekrar tekrar değerlendirilmesi ve yeni getiriler için yaygınlaştırılarak kulanılması gerekir. Bu sayede doğacak yeni fikirlerse yeni inovasyon faaliyetlerini doğurur.

İnovasyon, ya radikal fikirler sonucu daha önce denenmemiş ve geliştirilmiş ürün veya üretim yöntemlerinin ortaya çıkarıldığı büyük atılımlarla oluşur (radikal inovasyon), ya da adım adım yapılan, bir dizi geliştirme ve iyileştirme faaliyetini içeren çalışmalarının bir sonucu olarak ortaya çıkar (artımsal inovasyon).

Araştırma-geliştirme (Ar-Ge), inovasyon için gereken en önemli faaliyetlerden biridir. Ancak girişimsel inovasyon yoksa, diğer bir deyişle Ar-Ge'yi yapanların girişimcilik niteliği yoksa, değer yaratılamaz; Ar-Ge sonuçları inovasyona dönüştürülemez. Dolayısıyla, teknoloji-tabanlı firmalar dışında kalan tüm firmalarda yürütülen inovasyon çalışmaları sadece "teknolojik inovasyon"u değil, "organizasyonel inovasyon" ve "sunumsal inovasyon"u da kapsar. Kaldı ki, teknoloji tabanlı firmalarda her ne kadar ağırlık teknolojik inovasyona veriliyorsa da, organizasyonel ve sunumsal inovasyona yeterli kaynak ayrılmadan başarılı olunması beklenemez.

Teknolojik İnovasyon: Teknolojik inovasyon, teknolojik ürün ve süreç inovasyonunu kapsar. Burada ürün, hem fiziksel bir ürünü hem de hizmeti ifade etmektedir. Teknolojik olarak yeni bir ürünün veya sürecin geliştirilmesinin yanısıra, mevcut ürün ve süreçlerde önemli teknolojik değişikliklerin yapılması da bu kapsamda değerlendirilir. Ürünün pazara sunulması ve sürecin üretimde kullanılması ile inovasyon gerçekleştirilmiş olur. Teknolojik ürün inovasyonu, tüketiciye yeni veya iyileştirilmiş hizmetler sunmak amacıyla performans özellikleri artırılmış bir ürünün geliştirmesini/ticarileştirilmesini ifade eder. Teknolojik süreç inovasyonunda ise, yeni veya önemli ölçüde gelişmiş bir üretim ya da dağıtım yönteminin uygulanması söz konusudur.

Organizasyonel inovasyon: Yeni çalışma ve iş yapış yöntemlerinin geliştirilmesi ve/veya uyarlanarak kullanılması ile bir firmanın rekabet gücünün yükseltilmesini ifade eder.

Sunumsal inovasyon: Yeni tasarımların ve pazarlama yöntemlerinin geliştirilmesi ve/veya uyarlanarak kullanılması ile bir firmanın rekabet gücünün yükseltilmesidir.

İnovasyon icat değildir. İcatların sonuçlarından yararlanabilir ancak asıl önemli olan ekonomik getirisi olan, henüz yapılmamış, bilinmeyen birşeyleri yapmaktır. Bu nedenle de fikirler ve kavramlar önem kazanır. Elektrikli süpürge J. Murray Spengler tarafından icat edilmiş olsa da ticarileştirilmesini ve satışını W. H. Hoover adlı bir deri imalatçısı gerçekleştirdi. Bunun için de Spengler adı değil, Hoover adı dünya çapında bilindi ve yayıldı.

İnovasyonun büyüklüğü yaratacağı etkinin büyük olacağı anlamına gelmez. Mevcut ürünlerde, hizmetlerde ve süreçlerde tamamlanmayı bekleyen küçük parçalar, büyük inovasyonları doğurur. Sony'ye milyarlarca dolar kazandıran küçültülmüş kulaklıklı kasetçalar (Walkman) gibi. İnovasyon için fırsatları ararken bir firmanın "Şu anda mümkün olanı daha çok değer elde eder hale nasıl getirebiliriz?", "Ne tür bir adım atarsak ekonomik sonuçlarımızda olumlu yönde değişir?", "Tüm kaynaklarımızın kapasitesini ne tür bir değişiklik artırır?" sorularına yanıt araması gerekir. Başarılı bir inovasyon, farklı düşünmek ve farkı yapmakla gerçekleşir. Einstein'ın dediği gibi "Bugün yarattığımız dünyanın problemleri, bu problemleri yaratırken düşündüğümüz şekilde düşünürsek çözülemezler."

Ayakta kalmak ve rekabet etmek için alıcıların ürünlerimizi tercih etmelerini sağlamalıyız. Tercih edilmek için ürünlerimize eklediğimiz özellikler inovasyondur. İnovasyon, bir şirketin daha yüksek kâr marjı kazanmasına neden olsa da bunun ne kadar süreceğini tahmin etmek imkansızdır. Günümüzde gelişen teknolojinin, değişen müşteri isteklerinin, bilgiye ve teknolojiye kolaylıkla erişen rakiplerin inovasyonu taklit etme becerilerinin hızlarını düşünürseniz, tek bir inovasyonla elde edilen rekabet avantajının ne kadar kısa sürebileceğini tahmin edebilirsiniz. Bu nedenle, sürekli olarak inovasyon yapmak gerekir.

Şaşırtan gerçekler İlginç Olaylar

    Bir kağıt parçası simetrik olarak en çok kaç kez katlanabilir

  1. Bir kağıt parçası simetrik olarak 7 seferden daha fazla katlanamaz.
  2. Her iki dakikada bir, bir bebek doğmaktadır.
  3. Eyfel Kulesi’nin tepesine çıkana kadar 1792 basamak tırmanmanız gereklidir.
  4. Laos’da ayaklar bir kadının vücudundaki en erotik bölgelesi olarak kabul edilmektedir. Bu yüzden Laoslu kadınların ayaklarını kapatmaları şarttır.
  5. Amerika’da öldürülen erkeklerin yüzde 6’sı eşleri ya da kız arkadaşları tarafından öldürülüyor.
  6. Bir insanın yaşamı boyunca salgıladığı tükrük, iki yüzme havuzunu doldurabilir.
  7. Tayland’da iç çamaşırsız gezmek yasaktır.
  8. Gelinlerin duvak takma geleneği, onların mutluluklarını kıskanan kötü şeytanlardan korunma amacıyla ortaya çıkmıştır.
  9. İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre erkeklerin yüzde 40′ı sütyen kopçası açmayı bilmiyor. Erkekler sütyen açarken ortalama 1 dakika mücadele ediyor..
  10. Oklahoma ‘da ayakkabıyla uyumak yasaktır.
  11. Dünya üzerinde insanların alışkanlıklarını etkileyen yaklaşık 500 bin batıl inanç vardır.
  12. Toplam 59 ülkede yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre İngilterede erkekler ilk cinsel ilişkilerini ortalama olarak 16,5 yaşında yaşıyorlar. İngiliz kadınların ortalaması ise 17,5. Aynı konu Endonezyada ise oldukça farklı. Erkekler cinsel ilişki ile ortalama 24,5 yaşında tanışırken, kadınlar için bu rakam; 18,5. Türkiyede erkekler ortalama olarak ilk kez 18,5 yaşında cinsellik yaşıyorlar.
  13. İskoçya’da kapınızı çalıp sizden “tuvaletinizi kullanmak isteyen birini” içeri almak hukuki bir zorunluluktur.
  14. Dünyada konuşulan yaklaşık 5000 farklı dil vardır.
  15. Otoyollarda ki kazalardan sonra kan lekelerini temizlemek için kola kullanılır.
  16. Dünyanın en uzun yapısı Tayvan’da bulunan Taipei 101 binasıdır ve yüksekliği 509.2 metredir.
  17. İtalya’da bir erkeğin etek giymesi suçtur ve hapisle cezalandırılır.
  18. Her gün 12 çocuk, yanlış aileye teslim edilmektedir.
  19. Dünyada fakirlik sınırının altında yaşayan 1.2 milyar insanın %70′ni kadınlar ve çocuklar oluşturuyor.
  20. ABD’de yaşları 20 ile 29 arasındaki zenci erkeklerin üçte biri ya hapiste ya da gözaltında bulunmaktadır.

Ay yüzeyinde bitki yetişir mi?

ay Bilim adamları, ay yüzeyine benzer ortamlarda bitki yetiştirmeyi başardılar.

Avrupa Uzay Ajansı'na bağlı bilim adamları, ay yüzeyine benzer kırma kayadan oluşan bir ortamda bitki besinine ihtiyaç duyulmaksızın kadife çiçeği yetiştirmeyi başardılar.

İngiliz yayın kuruluşu BBC'ye göre, bazı bilim adamlarına göre ayda bitki yetiştirmek, aya insan yerleşiminin ilk aşamasını oluşturuyor.

Viyana'da yapılan Avrupa Jeobilimler Birliği toplantısında sunulan araştırmayı değerlendiren Avrupa Uzay Araştırmaları ve Teknolojileri Merkezi'nden Bernard Foing, ayda bitki yetiştirmenin, yaşamın ayla ilgili ortamlara nasıl uyum sağladığını göstermesi açısından yararlı bir adım olduğunu belirtti. Foing, aynı zamanda da ayda insanlı üsler kurulması yolunda pratik yararlarının olacağını kaydetti.