Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Haberiniz Olsun

10 tane "allah" etiketli yazı bulundu "allah" tagli diger ogeler resimler , videolar

Hz. Âdem'in yaratılışı

 

Kur'an'da, Hz. Âdem'in yaratılışı ile alakalı ayetler, kelimelerinin köklerine inilerek tahlil edilecek olursa Hz. Âdem'in yaratıldığı yerde son şekliyle yaratılmış ve kendisine hayat nefhedilmiş olduğu anlaşılacaktır.

Her şeyden önce Hz. Âdem'in yaratılması bir mucizedir. Nitekim Hz. Mesih'in mucize olarak yaratılışı da sadece Hz. Âdem misaliyle anlatılır Kur'an'da. Zira Hz. Mesih'in hilkatini (yaratılış) anlamak ve anlatmak için Hazreti Âdem'in yaratılma mucizesinden başka bir misal bulmak da mümkün değildir. "Allah nezdinde İsa'nın durumu, aynen Âdem'in durumu gibidir. Allah Âdem'i topraktan yaratıp ona 'ol' dedi, o da derhal oluverdi." (Âl-i İmran Suresi, 3/59)

Kur'an'da mucizevî olarak yaratıldığı bildirilen üç kişi vardır: Hz. Âdem, Hz. Havva ve Hz. Mesih. Hz. Âdem'in ne annesi vardır ne de babası.. Bu yönüyle o, anne-babasız olarak yaratılan farklı bir hilkat harikasıdır. Hz. Havva ise, Hz. Âdem'in bir parçasından, yani ondan bir maya, bir temel unsur alınarak yaratılmıştır. Hz. Mesih'e gelince onun anası var, fakat babası yoktur. Bu üç fıtrat garibesinin üçü de Allah'ın mucizesi olarak var edilmişlerdir.

İhtimal, Hz. Âdem'in yaratıldığı balçık, yeryüzünün her tarafındaki çeşitli elementlerin pek çoğundan yani yerin temel unsurlarından alınmıştı. Bugünkü ifadesiyle yerin üzerindeki pek çok element bir araya getirilmek suretiyle bir protein çorbası yapılarak Hz. Âdem'in iskeleti bununla şekillendirilmişti. Bir hadis beyanına göre, yapısını oluşturan unsurların farklı yerlerden alınması dolayısıyla nesli de farklı karakter, renk ve tiplere sahip olacaktı. (Ebu Davut, Sünnet, 16)

Hz. Âdem'e ruh nefhedilmesinin amiplerde olduğu gibi bölünmeyle olmadığı açıktır. Allah onun iskeletini olduğu şekilde yapmış ve daha sonra da onu kendi nefhasıyla canlandırmıştır. Bütün hücreleri baş başa, omuz omuza tutacak olan ruh, işte bu nefha-i ilahidir. "Ben onu düzenleyip insan şekline koyduğum ve içine ruhumdan üflediğim zaman, derhal onun için secdeye kapanınız." (Hicr Suresi, 10/29) ayetinde anlatılan nefha-i İlahi de işte budur.

Hadisin anlattığına göre Âdem (aleyhissalatü ve's selam), kendine geldiğinde aksırıvermiş ve Allah tarafından "Elhamdülillah" demesi kendisine telkin edilmişti. Allah da ona "Yerhamükellah-Allah sana rahmet etsin." diye mukabelede bulunmuştu. Ondan sonda da, cennette ve yeryüzünde Hz. Âdem'in torunları arasında aksırma ve selamlaşma bununla başlamış olur. (Bkz.: Buhari, İsti'zan 1; Müslim, Cennet 28) Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, Hz. Âdem, tedrici bir şekilde yaratılmamıştı; O, bugünkü insanoğlunun şeklinde yaratılmış ve sonra da ona hayat verilmişti. Naslardan (ayet ve hadis) anlaşılan budur. Kur'an'da müteşabih ayetler de vardır. Zat-ı ulûhiyete ve O'nun keyfiyeti bizce meçhul bir kısım icraatlarına dair hakikatler müteşabih ayetlerle anlatılır. Ama Hz. Âdem'in yaratılışıyla alakalı bütün bu nasları müteşabihata irca etmek suretiyle balçığı bir sembolle, boyunun uzunluğunu ve benzeri şeyleri başka sembollerle ifade etmek gibi bir durum olursa, o zaman; Kur'an'da da yeryüzünde de tek hakikat kalmayacaktır. Evet, bu şekilde her söz, tevile kalkışılırsa en açık "Elhamdülillah ben Müslüman'ım" sözünün altında da başka amaçlar aranacak ve "Acaba ben Müslüman değilim" mi demek istedi gibi tevillere gidilecektir...!

Hz. Âdem'i harekete geçiren nefha-i İlahi

Doğrusunu Allah bilir fakat bu konuda akla gelen şudur: Hz. Âdem (aleyhisselam)'ın yaratılış keyfiyeti, -Kur'an'daki ayetler ve sahih hadislerin ışığında- bir balçıktan alınıp hamur veya belli bir protein çorbası şekline getirildikten sonra tahcir edilerek (katılaştırma), ardından kendisine hayat nefhedilmesi şeklinde olmuştur. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi bu, bir mucizedir. Yani tabii hadiselere bağlı böyle bir durumu izah etmemiz mümkün değildir. Evet, Hz. Âdem'in yaratılışı fevkalâdedendir. Aslında diğer yaratmalar fevkalâde değil mi? Elbette ki onlar da fevkalâdedendir; ama esbabın perdedarlığı cihetiyle bunları Allah'ın vaz ettiği kanunlar içinde belli çerçevede izah etmek mümkündür. Tohum toprağa gömülür. Hava, su ona "merhaba" deyince rüşeym başını dışarıya çıkarır. Çıkarmayabilir de ama âdet-i İlahi olarak bu böyle cereyan etmektedir. Sonra da çiçeğe, sümbüle, başağa yürür.

Hz. Âdem'in yaratılmasına gelince, o bunlardan başkadır. İskeletine hayatın nefhedilmesini Cenab-ı Hak, "Tam tesviye edip kıvamına getirdikten, ruhuna göre bir madde verip iç-dış yapısı bütünlüğünü hâsıl ettikten, daha doğrusu potansiyel olarak ahsen-i takvime mazhar kıldıktan sonra kendi ruhumdan ona nefhettim." (Hicr, 15/29) anlamlarına gelen ifadelerle anlatmaktadır. Ruh, her şeyi kemale erdiren, terbiye edip olgunluğa ulaştıran ilahi bir kanun u emridir. (Bkz. İsra Suresi, 17/85) Hz. Âdem'e nefhedilen ruh, yine Rabbinden ona bir emir olarak gelmiştir. -Hâşâ- Cenab-ı Hak için bir ağız, bu ağızda bir nefes mülahaza etmek ve sonra Hz. Âdem'e nefeslenince Hz. Âdem hayata mazhar oldu şeklinde düşünmek tecsimdir (Cenab-ı Hakk'ı bir cisme benzetmek) dolayısıyla da dalalettir. Hayatın nasıl nefhedildiğinin mecazi manaları da vardır. Bunlar müteşabihattır ve biz onların hakikatını idrak edemeyiz. Allah'ı idrak edemiyoruz ki, icraatını idrak edelim. Bildiğimiz tek bir şey vardır: Cenab-ı Hak, harikulâdeden yarattığı Hz. Âdem'e, nezd-i uluhiyetinde bulunan harikulâde bir ruhu, harikulâde bir keyfiyet ile intikal ettirmiştir.

Hâsılı, Hz. Âdem öyle anlaşılmaktadır ki, "Ve nefahtü fihi min rûhî - Ona Kendi ruhumdan nefhettim." (Hicr, 15/29) ayetinde anlatılan bir harikulâde teveccühle mutasavver kaderî bir formattan makdûrî bir keyfiyete yönlendirilmiştir.

Not: Bu metinler Hocaefendi'nin yetmişli yıllarda cami cemaatinin sorularına verdiği cevaplardan derlenmiştir.

ÖZETLE

1 - Kur'an'da, Hz. Âdem'in yaratılışı ile alakalı ayetler, tahlil edilecek olursa Hz. Âdem'in yaratıldığı yerde son şekliyle yaratılmış ve kendisine hayat nefhedilmiş olduğu anlaşılacaktır.

2 - İhtimal, Hz. Âdem'in yaratıldığı balçık, yeryüzünün her tarafındaki çeşitli elementlerin pek çoğundan alınmıştı. Bir protein çorbası yapılarak Hz. Âdem'in iskeleti bununla şekillendirilmişti.zaman

Hiç Böyle NAMAZ Kıldınız mı?

namaz kılmak namaz

Şüphesiz ‘NAMAZ’ dinimizin direği ve Rabbimizin huzurunda olduğumuz ‘an’, Peki Namazımızı Rabbimize layık bir şekilde mi eda ediyoruz? Yani huşû ile namazımızı kılabiliyormuyuz? Eğer bu soruların cevabı hayır ise yada Rabbimize layık daha da güzel bir NAMAZ kılmak için lütfen bu yazımızdaki maddeleri o ‘an’da uygulayın ve bundan önceki kıldığınız namazlar ile bu son namazınızı bir kıyaslayın.

Ama önce huşû kavramını ve ayetler ile nasıl Rabbimize layık bir namaz kılabiliriz onları dile getirelim. Huşû kelimesi; tevazu, alçak gönüllülük, Hakk’a boyun eğmek, korku ve sevgiden meydana gelen edebli bir hal anlamlarına gelmektedir.

ALLAH’ın (c.c) sonsuz güç ve kudret sahibi olduğunu bilen bir insan, O’nun her şeyden haberdar olduğunu bilir. Her nerede olursa olsun Rabbına karşı derinden saygı duyar. İşte huşu, bu derin anlayışın bir sonucudur.

Yüce Rabbimiz ALLAH, Kuran-ı Kerim’de namazın sadece şekilden ibaret olmadığı ve onun ruhunun kavranması gerektiği belirtilirken:

‘Onlar ki, namazlarında derin saygı içindedirler.’ (Mü’minûn Sûresi, 2) demiştir.

Yine Yüce ve Aziz olan Rabbimiz, bizlere namazın manevi boyutuna inmeyerek, yani O’nu görmüyormuş gibi namaz kılanlar, gösteriş ve desinler diye namaz kılanlar ile kıldığı namazı O’na layık olarak kılmaya çalışmayanlar için ‘Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarını ciddiye almazlar.’ (Maûn Sûresi, 4-5) buyurmuşlardır.

Peki kıldığımız namazlarda nasıl huşû ile kılabiliriz? Bu sorunun cevabı tıpkı 5 vakit namaz gibi aşağıdaki 5 maddede saklı! Tabi bu 5 maddeyi uygulamadan hem maddi hemde manevi namazın tüm şartlarını yerine getirdiğinizi varsayıyorum.

- Kuşkusuz kıldığımız namazlarda şeytan bize her türlü vesveseyi vermek için çalışır ve kıldığımız namazlarda hiç bir şekilde sevap kazanmadan ibadetimizi engellemeye çalışır. Bu nedenden dolayı namazdan önce:

Bu engeli kaldırmak için ihlas-felak-nas sürelerini anlamlarını düşünerek okumalıyız, hatta ayetel kürsi’yide okumakta fayda vardır. Çünkü bu 3 sure bizleri şeytandan koruyan surelerdir. Kişinin ihtiyacına göre 2 veya 3 defa okunmalıdır.

- ALLAH’ın verdiği nimetler karşısında, kendi hata, kusur ve günahlarımızı hatırlamak. Bugüne kadar yapmış olduğumuz günahları düşünürsek hesap günü geldiğinde göreceğimiz muameleyi anlarız.

- ve en önemlisi Namaza başlamadan önce (yani tekbir almadan önce) ölümü hatırlayıp, son namazımız gibi kılmalıyız. Yani artık ölüm meleği Azrail(a.s) gelmiş arkamızda bizim son namazımızı kılmamızı beklediğini düşünün!!!

- ALLAH’a onu gözlerin ile görüyormuşsun gibi ibadet et! Eğer bunu yapamıyorsan en azından şunu bilki O, seni görmektedir!

- Elimizden geldiğince okuduğumuz surelerin anlamlarını bilerek kalpten okumak. En önemliside Fatiha Suresi’ni anlamını bilerek kalpten okumak!

Çünkü denilir ki:’Kalpten çıkan söz, kalbe girer ama dilden çıkan söz kulağı aşmaz.’

Şimdi gelin hadi bu 5 maddeyi uygulayarak namazımızı eda edin ve hiç böyle namaz kılmadığınızı görün...

Herşeyin en doğrusunu şüphesiz ALLAH bilir, Rabbim yar ve yardımcımız olsun!KAYNAK

İnandığı gibi yaşamayan, yaşadığı gibi inanmaya başlar!!!

Zuhruf Suresi, 36-37.Ayet Kim Rahmân'ı zikretmekten gafil olursa, yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz. Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyarlar da onlar, kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.

Eğer Müslüman İslamiyet'i yaşamazsa, yaşanan batıl hayat tarzlarından birine tabi olurlar. (Zuhruf Suresi, 36-37.Ayet)

İnandığı gibi yaşamayan, yaşadığı gibi inanmaya başlar!!!

En güzel kulluk nedir?

İnsanin en temel sorusu "En güzel kulluk nedir?" sorusu olacak.

Zikir olacak! Allah'ın insana şah damarından daha yakın olduğunun idrakı olacak... Kalb yoğrulacak bu birliktelik idraki ile...

"Kalb, ancak Allah'ı zikrederek mutmain olur" buyruluyor Kuran'da... Kalbî açlığın gıdası Rahman'ı anmak... Eksiklik duygularının tedavisi... Yaraların sarılması O'nun la... "Ya şafi" diye diye kalb sağlığına kavuşacak insanoğlu...

Çağ iletişim çağı. İnsan, binlerce kablo ile bağlandı birbirine... Bu çağda iletişimsiz kalana şaşılır.

Aç kalbini ey insan!

Bağlan Rabbine!

Bir damlacık sudan, senin için gözler yaratan, gönüller yaratan Rabbine aç kalbini...

Bırak gururu, kurtul dağınıklıktan, topla zihnini, gönlüne yük olan şeyleri at, varoluşun sırrına er,

gel Rabbine!

Dön Rabbine!

Rıza ile yoğur gönlünü...

Rabbin rıza iklimine gir. Kullar arasına gir.

Bütün dünyalarda cennetlerin olsun.

Rahim olan, Kerim olan Rabbine karşı aldanmanın zamanı mı?

 Peygamber Efendimizde şöyle buyuruyor :

  

"ALLAH katında en sevimli kullar; ALLAH’I zikretmek için güneş, ay ve gölgeyi gözetenlerdir."

Doğadan ALLAH Yazıları

Doğada meydana gelen ilginç olaylardan fotoğraf karelerine yansıyan mucize olaylar...

RESİMLERİN BÜYÜK HALİ İÇİN RESİMLERİN ÜZERİNE TIKLAYINIZ

Yumurtada Allah Yazısı Uzaydan Allah Yazısı Koyunda Allah Yazısı Erciyes Dağındaki Allah Yazısı elde allah yazısı denizde Allah Yazısı Bulutta Allah Yazısı Balıkta Allah Yazısı balda Allah yazısı Ağaçlardan Lailahe İllallah Muhammeden Resulallah Yazısı

66 sayısının sırrı

666 sayısını bilmeyen yoktur. Şimdi de 66'nın sırrı konuşuluyor.

Ebcet hesabını bilirsiniz. Hurifiyatçıların kullandığı bu yöntemde rakamlar harflerle ifade edilir ve her kelimenin rakamsal değeri üzerinden hesaplar yapılarak, dünyanın halleri çözülmeye çalışılır.

İşin ucu Kabala'ya kadar gidiyor..

Ebced hesasına göre;

A harfi 1, L harfi 30, H harfi 4 değerindedir. Bu heseba göre 66 rakamını görebilmek için harfler alt alta geldiğinde bakın ortaya ne çıkıyor?

A -------- 1

L ------- 30

L ------- 30

A--------- 1

H -------- 4

----------- 66

"Hadi işi altmışaltıya bağladın" ifadesi de işi Allah'a havale ettin anlamında kullanılıyor...

Çekim Gücü ve Hareket

 

uzay1 universe_evren evren_5 evren

81 Tekvir Suresi 15-16

15. Hayır o sinenlere yemin ederim.

16. Akarak yuvalarına girenlere.

Bu ayetlerin anlamlarını daha iyi anlamak için önce ayetlerde geçen kelimelerin Arapça anlamlarını inceleyelim. 15. ayette "sinenler" diye çevirdiğimiz kelimenin Arapça'sı "hunnes"tir. "Hunnes"e "akışın tersi, pusma, büzülme, sinme, gerilemek" anlamları verilmektedir.

16. ayette "yuvalarına girenlere" diye çevirdiğimiz deyim ise Arapça "kunnes"tir. "Kunnes"e "belli güzergah, yuvaya girme, hareket halindeki cismin yuvası" anlamları verilmektedir. 16. ayetteki "akış"ı ise "cereyan" kökünden türeyen "cariye" kelimesi karşılamaktadır.

Çekim gücünü bilimsel platformda ilk tarif eden Isaac Newton (16421727) oldu.

Bilimin birçok kanunuyla her an içiçe yaşarız. çekim yasası, hareket yasaları, termodinamik kanunlar her an hayatımızın içindedir. Yemek yerken, tuvaletimizi yaparken çekim kanunları rol oynar. Uzaya çıkan astronotlar Uzay'da yemek yerlerken, tuvaletlerini yaparlarken ancak özel tertibatlar, önlemler sayesinde Dünya yerçekimine göre yaratılmış bedenlerinin Dünya dışındaki ihtiyaçlarını karşılarlar.

Bilim adamlarının bilimsel buluşları, olmayanın keşfi değil, olanın açıklamasını yapmaktır. Çekim gücü Evren'de zaten vardır, fakat çekim gücünün tarif edilmesi, matematiksel formüllerle ortaya konması ilk Isaac Newton(16421727)'a nasip olmuştur. Newton Evren'deki çekim yasasıyla Allah'ın her şeyi yarattığını, yıldızlara, Dünya'ya, Ay'a düzen koyduğunu açıklamış, insanların Dünya'nın üzerinde durmasının rastgele bir şekilde değil, fakat Allah'ın maddeye koyduğu çekim gücü sayesinde olduğunu göstermiştir.

Allah'ın Evren'i hassas dengelerle yarattığını Isaac Newton şu sözleriyle açıklamaktadır: "Güneş'ten, gezegenlerden ve kuyruklu yıldızlardan oluşan bu çok hassas sistem sadece akıl ve güç sahibi bir Varlık'ın amacından ve hakimiyetinden kaynaklanabilir...O, bunların hepsini yönetmektedir ve bu egemenliği dolayısıyladır ki O'na 'üstün Kuvvet Sahibi Efendimiz' denir."

EVRENSEL MATEMATİK

Kuran'da Allah'ın her şeyi bir ölçü ile yarattığı geçer. Herşeyin ölçü ile yaratıldığı iddiası evrene matematiğin hakim olması anlamına gelir. çünkü ölçü konulan ölçülebilir, düzenlidir, matematiksel olarak ifade edilebilir. Newton, Kepler ve Galileo'nun çalışmalarını düzeltti, dakikleştirdi ve maddi Evren'in matematiksel olarak açıklanabileceği yönündeki kuşku ile yaklaşılan görüşü ispatladı. Fiziksel Evren'in ince ölçülerle yürüyen yasalarla işlediği böylece anlaşıldı.

Bilim ancak 1700'lü yıllarda çekim gücünün önemini fark etmiştir. Allah Evren'deki yaratışlarında kullandığı çekim yasasına, kitabı Kuranı Kerim'de 600'lü yıllarda işaret etmiştir. Bu bölümün başında bahsettiğimiz ayetler incelenirse bu ayetlerin çekim gücüne, çekim ile hareket arasındaki dengeye işaret ettikleri anlaşılır. Gerek atomun çekirdeği, gerek gezegenlerin ortasındaki Güneş sinmiş, büzülmüş bir halde bulunmakta, atomdaki çekirdek elektronları, Güneş sistemindeki Güneş ise gezegenleri kendi içine çekerek onları da sindirmeye, büzdürmeye çalışmaktadır. Biz bu güce çekim, yerçekimi diyoruz. Merkezdeki sinmiş çekirdekler, Güneş'ler etraflarındaki elektronları, gezegenleri kendileriyle birleştirmek, bütünleştirmek isteyerek, onları da büzmeye, kendileri gibi sindirmeye yönelik kuvvet uygularlar. Böylelikle Tekvir suresi 15. ayette geçen "Hunnes" kelimesinin çekim gücünü ifade ettiği hiçbir zorlama yapılmadan anlaşılmaktadır.(Unutulmamalıdır ki Kuran'ın indiği dönemde insanlar yerçekiminin varlığından haberdar olmadıkları için terim olarak "yerçekimi" kelimesi yoktu. Kuran yerçekimini tarif için yerçekiminin fonksiyonu olan "Hunnes" [merkeze doğru çekilme, büzülme, sinme] kelimesini kullanıp bu güce dikkat çeker.)

Atomun çekirdeğinin çekimine rağmen elektronlar çekirdeğe yapışmaz. Güneş'in çekimine rağmen de gezegenler Güneş'e yapışmaz. Elektronları çekirdeğe yapışmaktan, gezegenleri Güneş'e yapışmaktan kurtaran elektronların ve gezegenlerin hareketidir. Tekvir suresi 16. ayette geçen "cariye" kelimesi "akışı, hareketi" ifade eder ki çekimden kurtulmayı sağlayan unsuru ifade etmesi bakımından bu önemlidir. Galaksilerden atomlara kadar tüm yapılar çekim kuvvetine karşı hareketin merkezkaç kuvveti oluşturmasıyla var olabilmektedir.

"Hunnes"e yani büzüşmeye, çekime yönelik kuvvete karşılık elektronlar, gezegenler çekirdeğe, Güneş'e yapışsalardı Evren'de ne bir gezegen, ne bir Güneş sistemi, ne yörüngeler, ne canlılık, ne de bu ihtişam var olurdu. "Cariye"ye göre yani "harekete, akışa" göre elektronlar, gezegenler Evren'e rastgele dağılsalar, çekimden (Hunnes'ten) tamamen kurtulsalardı, yine ne galaksiler, ne hayvanlar, ne bitkiler, ne renkler, ne de biz var olurduk. Bu iki ayrı oluşum sayesinde elektronlar kendi yuvalarında, yörüngelerinde, gezegenler kendi yuvalarında, yörüngelerinde hareket ederler. Bu yuvada olmayı da 16. ayetteki "Kunnes" kelimesi mucizevi bir şekilde ifade etmektedir. Kuran yerçekimindeki merkeze çekişi "Hunnes" kelimesiyle, bu çekimden kurtulmayı sağlayan hareket unsurunu "cereyan" kelimesiyle ve her iki unsur sayesinde oluşan yörüngede olmayı "Kunnes" kelimesiyle anlatır. Böylece Kuran, yerçekimiyle ilgili terminolojinin var olmadığı bir dönemde, yerçekimine bağlı oluşumları açıklamıştır.

ATOMLARDAN YILDIZLARA HEP HARİKULADELİK

Daha önce de gördüğümüz gibi Kuran'ın bazı ayetlerinde Allah bazı yaratılışlara, olaylara dikkat çekmek için olaylar üzerine yemin etmiştir. Bu bölümde incelediğimiz ayetlerdeki yemin edilen unsurlar hem Allah'ın Evren'deki mükemmel yaratışlarını, hem de Kuran'ın ifadelerinin mucizeliğini bir kez daha inattan arınmış zihinlere göstermektedir.

Vücudumuzda sayamayacağımız kadar çok sayıdaki atomların çekirdeklerindeki protonlar çekim gücü uygulamakta, elektronlar ise hareketleriyle bu çekimden kaçmakta, fakat yörüngelerini de aşmamaktadır. Atomun içindeki bu oluşumlar nükleer çekirdek kuvvetiyle, atomdaki elektriksel kuvvetle uyumlu bir şekilde sürekli faaliyet içindedir. Bir sandalyeye oturduğumuzda "ben" dediğimiz vücudumuzun atomları sandalyeyle karışsa, yere uzandığımızda vücudumuzun atomları yerle karışsa, "ben" dediğimiz atom topluluğu olan varlıktan eser kalır mıydı? Ya oturduğumuz sandalyenin elektronları ile vücudumuzun elektronları çarpışıp bir karmaşa çıksa, ya da yere uzandığımızda yerdeki atomların çekirdeklerindeki çekim gücü, vücudumuzdaki atomları karıştırsaydı var olabilir miydik? Tabi ki hayır. Varlığımızdan ne eser kalırdı, ne de var olabilirdik. Varlığımız hem çekimlerin, hem hareketlerin, hem diğer kuvvetlerin ayrı ayrı yaratılmalarıyla, hem de tüm bu kuvvetlerin mükemmel bir uyumla beraber faaliyet göstermeleriyle mümkün olmaktadır.

Yoktan ortaya çıkan kuvvetler, bu kuvvetlerle yaratılan harikulade atomlar, harikulade yıldızlar, harikulade yaratılışlar. Herşey bize Allah'ı hatırlatıyor...

En çok kullandığımız iki Salevat

ahzab suresi 56 ayet Allah ve melekleri, Peygamber'e çok salevât getirirler. Ey müminler! Siz de ona salevât getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin. (Ahzâb Sûresi, 56. Ayet)

Tebrik, tezkiye, duâ, Peygamberimiz (s.a.s)'e yapılan duâ, istiğfar, rahmet gibi anlamlara gelen bir terim, salavât. "Belirli vakitlerde, Kur'an'da emredildiği tarzda ve Hz. Peygamberin tarif ettiği şekilde yapılan ibadettir. Salât'ın çoğulu salavât gelir. Türkçede daha çok Hz. Peygamber'e yapılan duâ mânâsında kullanılır.

En çok kullandığımız iki Salevat ve anlamları:

S.A.V (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Allah'ın selamı O'nun üzerine olsun demektir.

Allahumme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed (a.s.m)

Manası: Allahım! (peygamberimiz) Hz.Muhammed'e ve aline (evladu iyaline) rahmet eyle.

Bir Kalpte Beş Sevgi

Peygamber Efendimiz (S.A.V) Hz. Ali (k.v.); ye bir gün şu suali sormuşlar:

- "Ya Ali! ALLAH’ı seviyor musun?"

- "Şüphesiz Ya Resulullah!"

- "Peki Beni seviyor musun?"

- "Evet Ya Resulullah!"

- "Peki Eşini seviyor musun?"

- "Evet Ya Resulullah!"

- " Peki Çocuklarını seviyor musun?"

- "Evet Ya Resulullah!"

- "Peki Kalp bir ; muhabbet beş... Bu beş muhabbeti bir kalbte nasıl sığdırıyorsun?"

Sorusuna karşı Hz. Ali cevap veremediler. Sonra bu meseleyi zevce-i muhteremeleri Hz. Fatımatu-z Zehra (r. anha)ya açtıklarında Fatıma Validemiz cevaben,

- "Ya Ali Babama git ve deki: Kişi;

ALLAHı aklı ve ruhu ile sever,

Peygamberizi sevmek imandan,

Evladı sevmek tabiattan (şefkatten),

Zevceyi (eşini) sevmek muhabbettendir."

Hz. Ali (k.v.) bu doğru cevabı Peygamber Efendimiz (S.A.V)e arz ettiklerinde Resul-u Ekrem Efendimiz (S.A.V) bu cevabın kendisinden olmadığını işareten,

"Bu meyve (cevap) ancak bir nübüvvet ağacındandır" buyurdular.

Allah'ın 99 ismini zikretmek insana huzur veriyor

Sağlıklı yaşam, doğal tıp, doğru beslenme, obezite, stres gibi konularda gelir seviyesi yüksek kesime danışmanlık yapan Dr. Ender Saraç, Allah'ın 99 ismini yani Esmaü'l-Hüsna'yı zikretmenin insana huzur verdiğini söylüyor.

Merhametsizlere 'Er Rahim' ve 'Er Rahman', aşırı sinirlilere 'El Halim', yaşamında sevgi ve muhabbeti az olanlara 'Ya Vedud', nereye gideceğini bilemeyenlere 'El Hadi', sıkıntı içinde olanlara 'El Vekil' ismini zikretmelerini tavsiye eden Saraç, "Allah'ın isimlerini zikretmek, meditasyon ve diğer enerji teknikleri gibi pozitif enerji verebilecek etkili bir yöntem. Bu doğru olarak yapıldığında insanın içinde eksik olan enerjileri tamamlar, zarar veren enerjileri de törpüler ve kişiyi rahatlatır. Esmaü'l-Hüsna ile yapılan zikir, beynin bazı merkezlerinde birtakım enerjileri daha çok aktive eder. Zikirden elde edilecek maddi ve manevi güç, diğer insanların acılarını hafifletmek, topluma daha yararlı olmak için kullanılmalı." diyor.

Dr. Ender Saraç, hepimizin bildiği gibi uzman bir hekim. Sağlıklı yaşam, doğal tıp, doğru beslenme, obezite, stres gibi konularda gelir seviyesi üst düzey grubuna yıllardan beri hizmet veriyor. Mısır'ın piramitlerinden Hindistan'ın aşramlarına, Kâbe-i Muazzama'dan Vatikan'daki Katolik kiliselerine kadar birçok yerde araştırmalar yapan Saraç, Doğu kökenli yoga, meditasyon, reiki gibi enerji tekniklerini incelemiş ve deneyimlemiş bir doktor. Bugüne kadar 100 bine yakın hasta bakan, birçok kitap yazan, kitapları çok satan bir yazar aynı zamanda. Ender Saraç kısa bir süre önce "Ruhsal Gelişimimiz ve Kader" adı altında bir kitap piyasaya çıkardı ve kitabında Allah'ın 99 ismi Esmaü'l-Hüsna'yı zikretmenin bir enerji tekniği olduğunu söyleyerek bütün dikkatleri üzerine çekti. Saraç, kitabında Esmaü'l-Hüsna'nın insanın ruhsal gelişimine nasıl katkıda bulunduğunu yazıyor. Kendini biraz katı ve merhametsiz hissedenlere "Er Rahim" ve "Er Rahman", aşırı sinirli olanlara "El Halim", yaşamında sevgi ve muhabbet az olanlara "Ya Vedud", nereye gideceğini bilemeyenlere "El Hadi", içinden çıkılamayan bir durum karşısında "El Vekil" ismini zikretmelerini söylüyor.

Ayrıca her burcun etkilendiği isimlerin neler olduğunu anlatıyor. Mesela İkizler burcunun baskın isimleri; Es Semi, Eş Şehid, El Mukaddim, El Basir. Tıp fakültesinden yeni mezun olduğunda doktorluğun sadece 'reçete yaz, tahlil iste' gibi eylemlerden ibaret olmadığını düşünerek araştırmaya başlayan Saraç, "Başka bir derinliği vardır diye hissediyor, hatta biliyordum. Ama çok gençtim, yeterince bilgim yoktu. Bu nedenle adını koyamıyordum." diyor. Saraç, 18 yıllık bir çalışmanın ürünü olan kitabı için, "İçimde uyanan ve tecrübelerimle geldiğim noktanın kaleme dökülmüş halidir." yorumunu yapıyor. Saraç, kitabının ne dini ne de siyasi bir çalışma olmadığını söyleyerek aslında akılda soru işareti bırakıyor. Çünkü bir Müslüman için esmaları zikretmenin ilk amacı Allah'ın rızasını kazanmak. "Zikri ve esmaları dinden bağımsız bir şey gibi insanlara sunmak doğru mu?" sorumuza şöyle açıklık getiriyor: "Dinden soyutlamıyorum. Bu evrensel bir bilgidir. İnsanlığa yararlı olabilecek enerji inanç sistemimizde var. Bırakın pek çok insan bunların tadını alsın. Şifasını, nurunu öğrensin. Ondan sonra seçimi kendi yapsın. Pek çok insanın ulaşamayacağı ve giremeyeceği yerlere belirli bir anlatım tekniğiyle ben girdim. Bu kitap Türk toplumuna iyi bir hizmettir. İnsanlara hissedebileceği ve anlayacağı dilden ikram yapmak lazım. Sonuçta ben de bazı şeyleri nasıl yapacağımı hissediyorum." diyor. Ender Saraç, yoga, meditasyon gibi Batı toplumlarında çok popüler olan tüm enerji tekniklerini denemiş hastalarının, "En büyük teknik nedir?" sorusuna, "Kalben tam teslim olarak yaşamak." cevabını veriyor.

Ayete'l-Kürsî'nin koruyucu etkisi bilimsel olarak ispatlanacak Ender Saraç, artık dünyada her şeyin bilimsel ve teknik şeylerle açıklandığını ve bunun aslında en ileri teknolojinin kaynağı olan El Alîm esmasının tecellisi olduğunu belirtiyor. Saraç, "Ayete'l-Kürsî, Felak ve Nas sûreleri okunduğunda insanın aurasının kalınlaştığı yani insanın korunduğu, çok kısa süre içinde birtakım ince aletlerle tespit edilecek. Nazar diye bir enerji olduğu ve nazara karşı bazı sûrelerle korunmanın insanın aurasını genişlettiği bilimsel olarak açıklanacak." diyor.

Ender Saraç'a göre;

* İnsanoğluna indirilmiş en son ve bir üst modeli gelmeyecek tek yazılım programı Kur'an-ı Kerim. Kur'an'da insana şifa verecek pek çok bilgi var.

* Zikir, meditasyon ve diğer enerji teknikleri gibi pozitif enerji verebilecek etkili bir yöntem.

* Zikir doğru olarak yapıldığında insanın içinde eksik olan enerjileri tamamlar, keskin olup zarar veren enerjileri de törpüler ve kişiyi rahatlatır.

* Esmaü'l-Hüsna ile yapılan zikir, beynin bazı merkezlerinde birtakım enerjileri daha çok aktive ediyor.

* Zikirden elde edilecek maddi ve manevi güç, diğer insanların acılarını hafifletmek, topluma daha yararlı olmak için kullanılmalı.

* Toplumda herkes enerji emen bireyler olarak yaşıyor. Ortadaki kaptan herkes emmek istiyor. Kimsenin kaba verecek malzemesi yok.

* Kur'an'da söylendiği gibi insanların kalpleri mühürlü. Yani kalp şakraları kapalı. Bu nedenle 40 gün El Basid esması zikredilebilir. Bu zikir kalbi açar, rahatlatır, genişletir.

* "O kadın benle evlensin, bu adam beni boşasın, çok zengin olayım, şu işi ben kapayım" gibi egomuzu savunmak ve ön plana çıkarmak için korkunç bir şekilde ben merkezli enerji harcanıyor. Ego merkezli yaşamayı bırakıp, tam teslimiyet haline geçildiğinde beyin enerji tasarrufu yapıyor ve o zaman bütün istekler oluyor.

* Bizim inanç sistemimizin kökü sevgi. Toplumda gerilim yaratan değil, toplumda daha olumlu enerjiler veren insanların oranı arttıkça Batı'ya bile meditasyon ve reikilerden çok daha güzel şeyler sunacağız.

Ender Saraç kimdir?

Sağlıklı yaşam, diyet, stres ve obezite konusundaki başarıları ile ün kazanan Saraç, Ege Tıp Fakültesi'nden 1984'te mezun oldu. Yurtiçi ve dışında pek çok sağlık programına katıldı. 1994'ten beri Levent'teki Hay Güzellik Merkezi'nde üst gelir grubuna hizmet veriyor.

Allahın 99 İsmi

Er Rahman - Dünyada tüm mahlukata merhamet eden.

Er Rahim - Ahirette yalnız müminlere merhamet eden.

El Melik - Mülk ve saltanatı devamlı olan.

El Kuddus - Her türlü noksanlık ve ayıplardan beri olan.

Es Selam - Tüm afet ve kederlerden salim olan.

El Mümin - Emniyet veren.

El Müheymin - Her şeyi gözetip koruyan.

El Aziz - Her şeye galip.

El Cebbar - Kulların hallerini ve ihtiyaçlarını düzelten.

El Mütekebbir - Azamet ve ululuk sahibi.

El Halık - Yaratıp takdir eden.

El Bari - Yokdan var eden.

El Musavvir - Bütün varlıklara şekil veren.

El Gaffar - Kullarının ayıplarını örtücü.

El Kahhar - her şeye her istediğini yapan.

El Vehhab - Sonsuz niğmetleri sunan.

Er Rezzak - Rızıklandıran.

El Fettah - Zorlukları kolaylaştıran.

El Alim - Her şeyi bilen.

El Kaabid - Dilediğine rızkı sıkan, daraltan.

El Basıt - Dilediğine rızkı açan.

El Hafid - İman etmiyenleri bedbaht eden.

Er Rafi - İyileri yücelten.

El Müizz - Dilediğini aziz kılan.

El Müzzil - Dilediğini hor ve hakir kılan.

Es Semi - Her şeyi işiten.

El Basir - Her şeyi gören.

El Hakem - Gerçek hakim

El Adl - Gerçek adalet sahibi.

El Latif - Lütf eden.

El Habir - Her şeyden haberdar olan.

El Halim - Ceza vermekte acele etmeyen.

El Azim - Hakiki ve mutlak büyük.

El Gafur - Günahları af eden.

Eş Şekur - Şükürleri karşılıksız bırakmaz.

El Aliyy - En yüce olan.

El Kebir - Her hususta en büyük olan.

El Hafiz - Gerçek koruyan.

El Mukit - Bedeni ve ruhi rızıkları ulaştıran.

El Hasib - Her şeyi bilip hesap gören.

El Celil - Yücelik sahibi, büyük olan.

El Kerim - Karşılıksız ve inayetsiz veren.

Er Rakib - Gözeten, koruyan ve denetleyen.

El Mucib - Duaları kabul eden.

El Vasi - Kudreti, ilmi, rahmeti sonsuz.

El Hakim - Hikmet ile yaratan/yapan.

El Vedüd - İyi kullarını seven.

El Mecid - Şanı yüce, kadri büyük.

El Bais - Peygamber gönderen.

Eş Şehid - Her yerde ve zamanda hazır.

El Hakk - Varlığı hiç değişmeden duran.

El Vekil - Kullarının işlerini düzelten, yöneten.

El Kaviyy - Tam ve kamil kudret sahibi.

El Metin - Çok sağlam.

El Veliyy - Dost ve yardım edici.

El Hamid - Övgü ve senaya layık.

El Muhsi - İlmi ile her şeyin adedini sayısını bilen.

El Mübdi - Yokdan var eden.

El Müid - Ölümden sonra dirilten.

El Muhyi - Var edip hayat veren.

El Mümit - Öldüren yok eden.

El Hayy - Ezeli/ebedi hayat ile dirilten ve hayat veren.

El Kayyum - Daima mevcut olan.

El Vacid - Gani olup her istediğine her an sahip olan.

El Macid - Kadr ve şanı büyük, sonsuz cömert.

El Vahid - Tek, dengi/ortağı, benzeri olmayan.

Es Samed - Her yaratılanın muhtaç olduğu.

El Kaadir - Sonsuz/hadsiz hüküm sahibi.

El Muktedir - Tüm kuvvet ve kudreti yöneten.

El Mukaddim - İstediğini ileri geçiren.

El Muahhir - İstediğini geride bırakan.

El Evvel - İlk.

El Ahir - Son.

Ez Zahir - Her surette tecelli eden.

El Batın - Yarattıkları tarafından görünmeyen.

El Vali - Her şeyi tek başına tedbir ve idare eden.

El Müsteali - Noksanlıklardan Münezzeh.

El Berr - Yarattıklarına gereken nimetleri bahş eden.

Et Tevvab - Tevbeleri kabul eden.

El Müntekim - hak eden suçluları cezalandıran.

El Afüvv - Çok af edici.

Er Rauf - Esirgeyen, merhamet eden.

Malikül Mülk - Mülkün Sahibi.

Zülcelali Velikram - Yüce olan ikram sahibi.

El Muksit - Bütün işleridenk ve yerliyerinde yapan.

El Cami - Dilediğince toplayan, bir araya getiren.

El Ğaniyy - Zenginliğinin hududu/ölçüsü olmayan.

El Muğni - Dilediğini zengin kılan.

El Mani - Şerri defeden/bir şeyin olmasına mani olan.

El Darr - Elem ve zarar verici şeyleri daraltan.

En Nafi - Faydalı şeyleri yaratan.

En Nur - Yol gösteren, aydınlatan.

El Hadi - Hidayeti yaratıp lütfeden.

El Bedi - Hayret verici şekilde alemleri yokdan var eden.

El Baki - Daim olan.

El Varis - Hakiki malik/sahibi olan.

Er Reşad - Doğru yolu gösteren.

Es Sabur - Sabırlı olan

Tövbesi Kabul Olan Genç

ankebut 7 İman edip iyi işler yapanların (geçmiş) kötülüklerini elbette örteriz ve onlara, yaptıklarının daha güzeli ile karşılık veririz.

(Ankebût Sûresi, 7. Ayet)

Hata işlemeye müsait bir şekilde yaratılan insan, beşeri özellikleri sebebiyle, zaman zaman kusur ve hatalar işleyebilir. Ancak, farkına vardığı zaman hemen ALLAH'tan af dilemesi gerekir. ALLAH, hatasının farkına varıp kendisine yönelen kimsenin hatalarını örter.

Tövbesi Kabul Olan Genç

Allahü  teâlâ,  peygamberi  Musa  aleyhisselâma hitap edip: (Ey Musa! Filân mahallede, bizim dostlarımızdan biri vefat etti. Git onun işini gör. Sen gitmezsen, bizim rahmetimiz onun işini görür) buyurdu. Hazreti Musa, emir olunduğu mahalleye gitti. Oradakilere:

- Bu gece, burada, Allahü teâlânın dostlarından biri vefat etti mi? diye sorunca:

- Ey Allahın peygamberi! Allahü teâlânın dostlarından hiç kimse vefat etmedi. Ama, filân evde zamanını kötülüklerle geçiren fâsık bir genç öldü. Fışkının çokluğundan, hiç kimse onu defnetmeye yanaşmıyor, dediler. Musa aleyhisselâm:

Ben onu arıyorum, buyurdu. Gösterdiler. Hazret-i Musa, o eve girdi. Rahmet meleklerini gördü. Ayakta durup, ellerinde rahmet tabakları olup, Allahü teâlânın rahmet ve lütfunu saçıyorlardı. Hazret-i Musa, yalvararak münacaat etti:

- Ey Rabbim! Sen buyurdun ki, O "Benim dostumdur." İnsanlar ise fâsık olduğuna şahitlik ediyorlar. Hikmeti nedir? Allahü teâlâ: (Ey Musa! insanların onun için fâsık demeleri doğrudur. Ama, günahından haberleri var, tövbesinden haberleri yok. Benim bu kulum, seher vakti, toprağa yuvarlandı ve tövbe etti. Bizim huzurumuza sığındı. Ben ki, Allah'ım! Onun sözünü ve tövbesini kabul ettim. Ona rahmet ettim ki, bu dergâhın ümitsizlik kapısı olmadığı anlaşılsın!) buyurdu.

İmanın Şartları