Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Haberiniz Olsun

8 tane "ak parti" etiketli yazı bulundu "ak parti" tagli diger ogeler resimler , videolar

AK Parti'nin eylemleri laikliğe aykırı değil kapatılmamalı

raportor AK Parti hakkında açılan kapatma davasında sona yaklaşılıyor. Raportör Doç. Dr. Osman Can, raporunu tamamladı. Anayasa Mahkemesi üyelerine dağıtılan raporda Can, "AK Parti kapatılmamalı." dedi.

AK Parti'nin program ve eylemlerinin laikliğe aykırı olmadığını kaydeden Can, "Anayasa'nın 68. maddesinde belirtilen laikliğe aykırı fiillerin odağı haline gelmemiştir. Anayasa ve Siyasi Partiler Kanunu'na göre kapatmayı gerektirecek sebepler oluşmamıştır." tespitinde bulundu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin, parti kapatma kararlarını İnsan Hakları Sözleşmesi'ndeki ifade ve örgütlenme özgürlüğü ilkesine aykırı bulduğuna da dikkat çekti. Can, raporunda, Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın iddianamesine, esas hakkındaki mütalaasına ve AK Parti'nin savunmalarına yer verdi. Siyasî yasak istenen 71 kişinin söz ve eylemlerini tek tek değerlendirdi.

Raportörün görüşleri üyeler açısından bağlayıcı değil. Üyelerin raporu okumasının ardından Mahkeme Başkanı Kılıç, bir toplantı günü belirleyecek. Kapatma kararı alınması için 11 üyeden 7'sinin oyu gerekiyor.

AK Parti'nin 3 Temmuz'da sözlü savunmasını yapmasının ardından gözler raportöre çevrildi. 13 gün boyunca çalışan Can, raporu dün akşam saatlerinde Anayasa Mahkemesi'ne teslim etti. Raporda, parti kapatma mevzuatıyla ilgili Anayasa, SPK ile AİHM ve AİHS hükümlerine yer verildi. Değerlendirme bölümünde kendi görüşünü açıklayan Can, AK Parti'nin faaliyetlerinin Anayasa'da güvence altına alınan düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu belirtti. 2001'de Anayasa'da parti kapatmayı zorlaştıran düzenlemeler yapıldığına dikkat çekti. Odak olma halinin somut hale getirildiğini vurguladı. Yüksek Mahkeme'nin Hak ve Özgürlükler Partisi'nin kapatılmasını reddeden kararın gerekçesinden de alıntılar yaptı. Venedik Kriterleri'ne atıf yapan Can, partilerin ancak şiddeti savunma veya politik bir araç olarak kullanmaları durumunda kapatılabileceğine işaret etti. Rapordaki bazı ayrıntılar şöyle:

İfade özgürlüğü ağır yara alır

AK Parti'nin, söylem ve eylemleri, demokratik yaşam için 'açık ve yakın tehlike' oluşturmamaktadır. Partilere kapatma yaptırımının uygulanması halinde örgütlenme ve ifade özgürlüğü ağır bir müdahaleyle karşı karşıya kalacaktır. Partinin kapatılması halinde düşünce ve ifade özgürlüğünün sınırları ciddi ölçüde daralacaktır.

Eğitim özgürlüğü düzenlemesi laikliğe aykırı değil

Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilen 10. ve 42. maddelerdeki değişiklik, eşitlik ve eğitim hakkını pekiştiren, laiklik ilkesine aykırı olmayan bir düzenlemedir. Benzer değişiklik teklifleri partiler tarafından verilmiş, pek çok parti, üniversitelerde uygulanan kılık kıyafet yasağının kaldırılması gerektiğini savunmuştur. TBMM'nin yasama faaliyeti kapsamındaki değişiklik, kapatma gerekçesi olamaz. Partilerin ülke sorunlarına ilişkin farklı çözüm önerileri getirmesi, demokratik siyasi yaşamda üstlendikleri işlevin doğal sonucudur.

Cumhurbaşkanı yargılanamaz

Anayasa'nın 105. maddesine göre cumhurbaşkanı, 'vatana ihanet' suçu dışında yargılanamaz. Cumhurbaşkanı'na herhangi bir siyasi yasak verilmesi Anayasa'nın 'cumhurbaşkanının yargılanamayacağı' ilkesine aykırı olacaktır. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün dışişleri bakanlığı döneminde Türk okullarıyla ilgili gönderdiği genelge laikliğe aykırı değildir. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, Fethullah Gülen'in söz konusu iddiadan beraat ettiğine ilişkin karar vermiştir. Yargıtay tarafından da onanan karar Gül yönünden laikliğe aykırı eylem olduğu iddiasını ortadan kaldırmıştır. Gülen hakkındaki ceza davasında verilen beraat kararı Gül yönünden bir güvencedir.

Avrupa'da kapatma yok

Avrupa'da 50 yılda Almanya'da iki, İspanya'da bir parti olmak üzere sadece üç parti kapatıldı. Kapatılan bu partiler de terörle ilişkiliydi ve diktatörlüğü savunuyordu. Anayasa ve yasalarda siyasî partilerin varlıklarını sürdürmeleri esas, kapatılmaları ise istisna tutulmuştur.

Kılıç: YAŞ toplantısı bizi ilgilendirmiyor

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, AK Parti hakkındaki kapatma davasında kritik sürece girildiğini belirterek, önemli uyarılarda bulundu. Basın mensuplarından üyeleri rahat bırakmalarını isteyen Kılıç, Yüksek Askeri Şûra (YAŞ) toplantısının da mahkemeyi ilgilendirmediğini söyledi. Haşim Kılıç, Doç. Dr. Osman Can'ın hazırladığı raporu üyelere dağıttıktan sonra gazetecilere açıklamalarda bulundu. Raporların mahkeme için bağlayıcı olmadığını, çalışmaları hızlandırıcı nitelikte belgeler olduğunu söyledi. Üyelerin, Yargıtay Başsavcılığı'nın mütalaası ve AK Parti'nin savunmasından sonra çalışmaya başladığını belirten Kılıç, şöyle devam etti: "Arkadaşlarımızın çalışma temposu ve biçimi önümüzdeki süreci tayin edecektir. Bu süreç içinde arkadaşlarla konuşacağız, uygun olan zamanda gündemi verip müzakerelere geçeceğiz." Üyelerin bu süreçte rahatsız edilmemesini isteyen Kılıç, "Lütfen mahkemeyi rahat bırakın ve bu süreci sağlıklı bir şekilde tamamlayalım." dedi. Kılıç, bir gazetecinin sorusu üzerine, davayı görüşecekleri günü, arkadaşlarıyla görüştükten sonra belirleyeceğini kaydetti. "YAŞ toplantısının sonucu beklenecek mi?" sorusuna da Kılıç, "Onlar bizi ilgilendirmiyor. Biz kendi programımıza, çalışma hızımıza göre gündemimizi belirleyeceğiz." cevabını verdi.

İşte AK Parti'nin üç klasörlük 'esas' savunması

    AK Parti yetkilileri Dengir Mir Mehmet Fırat, Sadullah Ergin ve Bekir Bozdağ, parti hakkındaki kapatma davasında hakkındaki esas savunmasını Anayasa Mahkemesi'ne sundu.

    AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat ile AK Parti Grup Başkan Vekilleri Sadullah Ergin ve Bekir Bozdağ, partinin esas hakkındaki savunmasını saat 16.45'te Anayasa Mahkemesi'ne getirdi.

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın 30 Mayısta verdiği esas hakkındaki görüşünün ardından 1 ay içinde esas hakkındaki savunmasını vermesi gereken AK Parti, yasal sürenin dolmasına 13 gün kala savunmasını Yüksek mahkemeye sundu.

    Bundan sonra belirlenecek bir tarihte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Yalçınkaya sözlü açıklama, AK Parti yetkilileri de sözlü savunma yapacak.

    Bu sürecin ardından, davaya ilişkin bilgi, belgeleri toplayacak Anayasa Mahkemesi raportörü, esas hakkındaki raporunu hazırlayacak. Bu işlemler sürerken, gerek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı gerekse davalı AK Parti ek delil veya yazılı ek savunma verebilecek.

    Raporun, Anayasa Mahkemesi'nin 11 üyesine dağıtılmasının ardından, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç toplantı günü belirleyecek. Üyeler, belirlenen günde bir araya gelerek kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacak.

    AK Parti hakkındaki kapatma davasını 11 kişiden oluşan Anayasa Mahkemesi Heyeti karara bağlayacak. Asıl üyelerden herhangi birinin bulunmaması veya emekliye ayrılması durumunda 4 yedek üyeden en kıdemlileri heyete katılacak.

    Anayasa'ya göre bir siyasi partinin kapatılmasına karar verilebilmesi için nitelikli çoğunluğun oyu aranacak. Buna göre, kapatma kararı için Anayasa Mahkemesi'nin 11 asıl üyesinin en az 7'sinin oyu gerekecek.

    Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 69. maddesine göre, ''temelli kapatma'' yerine, dava konusu fiillerin ağırlığına göre ''Hazine yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakma'' kararı da verebilecek.

    » AK Parti'nin savunmasını indirmek için tıklayın «

    Fırat: Savunma 402 sayfadan oluşuyor

    AK Parti hakkında açılan kapatma davasına ilişkin esas savunmasını veren Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat kısa bir açıklama yaptı.

    Fırat:

    Başsavcı tarafından daha önce açılan kapatma davasının devamı olarak esas hakkındaki iddianameye karşı söyleyeceklerimizi Anayasa Mahkemesi'ne sunduk.

    3 klasörden oluşuyor. 5 klasör de ekleri bulunuyor. 3 temel klasörün 1. klasörü partinin temel söyleyeceklerini. 2. klasörde Genel Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın esas hakkındaki mütaalaya cevabı. 3. klasör ise diğer 70 kişi hakkındaki savunmalarla ilgilidir. Bunun toplam saysafıs 402 sayfadır.

    1. klasör 92. sayfadır. Savunmamızla ilgili tamamı cd olarak basına verildi. Ancak diğer detayları öğrenmek için AK Parti'nin internet sitesinde yer alıyor. Söyleyeceklerim bundan ibaret. Teşekkür ediyorum.

    Ulaşılması kolaylık olsun diye internet sitemizden ulaşabilirsiniz.

    Bizim karar vereceğimiz konu değil. Anayasa Mahkemesi'nin vereceği karardır. Tahmin ediyorum ki yarın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na iletilir. Bundan sonra Yargıtay Başsavcısı dinlenir. Daha sonra gün verilir. Bizden sözlü savunma istenir.

    Başörtüsü savunması Cumhuriyet Başsavcısının söylemleri arasında yer alan konu. Anayasa'da eşitlik üzerine yapılan düzenlemedir. Başsavcı başörtüsü düzenlemesi olarak algılayabilir.

Abdullah Gül Kimdir?

 

Hayrunisa Abdullah Gül- Hayrunisa Abdullah Gül Abdullah Gül-Necmeddin Erbakan Abdullah Gül Gençlik Abdullah Gül-1 Abdullah Gül recep tayyip erdoğan

Türkiye Cumhuriyeti'nin 11'inci cumhurbaşkanı Abdullah Gül bir Cumhuriyet Bayramı'nda Türkiye'nin çok partili demokrasiyle tanıştığı 1950'nin 29 Ekim'inde Kayseri'de doğdu.

Gül, dünyaya gözünü açtığı şehir olmanın ötesinde tüm yaşamında önemli bir yer işgal edecek Kayseri'de büyüdü, ülkenin geleceğine ilişkin ilk fikirlerini yine Kayseri'de oluşturdu.

Ahmet Hamdi Bey ve Adeviye Hanım'ın üstüne titrediği Abdullah Gül, 1973'te Milli Selamet Partisi'nden milletvekili adayı olan babası sebebiyle siyasete hiç uzak kalmadı.

Abdullah Gül, Türk siyasetine, edebiyatına, sanatına birçok isim yetiştiren Kayseri Lisesi'nden mezun oldu. Bu yıllar Gül'ün fikir dünyasının tohumlarının atıldığı dönem oldu.

Ailesinden din eğitimini alan, Kuran okumayı babasından öğrenen Abdullah Gül, lise yıllarında Necip Fazıl Kısakürek'in kitapları ile tanıştı, üniversite yıllarında da Necip Fazıl'ın yakınındaki isimlerden oldu. Gül, bugün Necip Fazıl'ın şiirlerini okurken duygularını saklayamıyor.

İstanbul'daki üniversite yıllarında Milli Türk Talebe Birliği'nin yönetiminde görev alan Abdullah Gül ve arkadaşlarının fotoğrafları sol gruplarca duvarlara asıldı, günlerce okula giremedi.

1980 öncesinin anarşi yıllarında şiddetten uzak durmaya çalışan Abdullah Gül, Hayrünnisa Hanım ile evlendiği Eylül 1980'de cezaevi ile tanıştı. Evlendiklerinin ilk haftasında Gül Metris Askeri Cezaevi'nin yolunu tuttu.

Suudi Arabistan yılları

Suudi Arabistan'ın Cidde kentindeki İslam Kalkınma Bankası'nda 10 yıla yakın görev yapan Gül, oğlu Ahmet Münir'in sünneti için geldiği Kayseri'de siyasete atıldı. Azmi Ateş, Recep Tayyip Erdoğan gibi arkadaşlarının ısrarı ile Kayseri 1'inci sıradan milletvekili adayı olan Gül 1991'de Meclis'e giren 38 Refah Partisi milletvekilinden biri oldu.

Kısa sürede Necmettin Erbakan'ın kurmaylarından olan ve Refah Partisi'ni dünyaya anlatma görevini üstlenen Gül, 1995 seçimlerinde birinci gelen Refah Partisi'nde bu sefer bakanlık koltuğuna oturdu.

AB muhaliflerinden biriydi

Avrupa Birliği'ne yaptığı güçlü muhalefet ile öne çıkan Gül, gölge Dışişleri Bakanı gibi çalıştı. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde de uzun yıllar Türkiye'yi temsil eden Abdullah Gül böylece İslam dünyası ile geliştirdiği yakınlığı bu sefer Avrupa ülkeleri ile kurdu.

28 Şubat'ta partisinin kapatılmasına direnen Gül, 28 Şubat'ın ardından hem Fazilet Partisi ile bir yol ayrımına gelir hem de 30 yıllık "milli görüş" çizgisinin bölünmesinin sembol ismi oldu.

Gül, 14 Mayıs 2000 tarihinde yapılan Fazilet Partisi 1'inci Olağan Genel Kurulu'nda ilk kez Erbakan'a rağmen genel başkanlığa adaylığını koydu. Seçim sonuçları kazananın Kutan olduğunu ilan etse de 633 oy olan Recai Kutan'ın karşısında 521 oyla Abdullah Gül seçimin asıl galibiydi.

Recep Tayyip Erdoğan ile Adalet ve Kalkınma Partisi'nin iki omurgasından birini oluşturan Gül, 3 Kasım 2002 seçimlerinde Erdoğan siyaset yasağı yüzünden Meclis'e giremeyince Türkiye Cumhuriyeti'nin 58'inci hükümetini kurmakla görevlendirildi.

4 aylık başbakanlık dönemi

4 aylık başbakanlığında Irak Savaşı'nı engellemeye çalışan Gül, 1 Mart 2003'te Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde oylanan, "Amerikan askerlerinin Türkiye üzerinden Irak'a girmesi"ni talep eden hükümet tezkeresinin reddinde de önemli rol oynadı.

Erdoğan'ın açık çağrısına rağmen, Başbakan olarak Gül'ün tezkereye güçlü bir şekilde sahip çıkmaması milletvekillerinin tezkere karşısında oy kullanmasının önünü açtı.

9 Mart 2003'te Siirt'te yapılan seçimlerde Recep Tayyip Erdoğan'ın milletvekili seçilmesi üzerine Gül 11 Mart'ta hükümetinin istifasını Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e verdi. Gül, Erdoğan'ın başbakanlığındaki 59'uncu hükümette Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı oldu.

Annan Planı'na açık destek verdi

Dış politikada Avrupa Birliği'nden Kıbrıs'a, Irak'tan İran'a kadar birçok konuda kritik kararlar alması gereken 59'uncu hükümetin Dışişleri Bakanı Gül yoğun bir dönem geçirdi.

Abdullah Gül ve AK Parti hükümeti Kıbrıs konusunda 20 yıllık devlet politikasını terk ederek son noktada Türk askerinin Ada'dan çekilmesini de içeren ama Kuzey Kıbrıs'ı, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurucu devleti olarak tanıyan Annan Planı'na açık destek verdi. Bu süreçte başta KKTC'nin kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş olmak üzere Türkiye içinde de birçok kesimle mücadele etmek zorunda kaldı.

Gül ve hükümetinin en başarılı olduğu alan ise bir dönem şiddetle karşı çıktıkları Avrupa Birliği üyelik sürecinde yaşandı. 10 reform paketini arka arkaya Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne getiren ve Kürtçe yayın başta olmak üzere birçok tabuyu yıkan Gül'ün dışişleri bakanlığı döneminde Türkiye, Avrupa Birliği ile müzakerelere başladı, birliğin dış kapısından üyelik için bekleme salonuna geçildi.

Cumhurbaşkanlığı seçimine doğru...

Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaştıkça da Abdullah Gül'ün ismi Çankaya ya da başbakanlık için muhtemel adaylar arasında sayılmaya başlandı. Senaryolara göre Erdoğan Köşk'e çıkarsa başbakanlık koltuğuna Gül'den başka bir alternatif yoktu.

Eğer Erdoğan Çankaya'ya çıkmazsa bu sefer Köşk'ü emanet edebileceği tek isim de 4 yıl önce başbakanlık koltuğunu tereddüt etmeden kendisine bırakan yol arkadaşı Abdullah Gül idi. Ancak her ikisinin eşinin de başlarının kapalı olması, Gül ve Erdoğan'ın muhafazakar bir geçmişten gelmeleri toplumun bazı kesimlerinde endişelere yol açtı. 

Gül için Köşk süreci 24 Nisan'da başladı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan uzun süre bir sır gibi sakladığı Köşk adayını AK Parti grubunda açıkladı. Ancak 27 Nisan'daki Cumhurbaşkanlığı oylamasına anamuhalefet CHP, Anavatan Partisi ve DYP girmedi.

Aynı günün gece yarısı Genelkurmay Başkanlığı cumhurbaşkanlığı seçim süreci ve Gül'ün adaylığına ilişkin görüşlerini internet sitesine koyduğu açıklamayla kamuoyuna duyurdu:

"Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde öne çıkan sorun, laikliğin tartışılması konusuna odaklanmış durumdadır. Bu durum, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından endişe ile izlenmektedir. Unutulmamalıdır ki, Türk Silahlı Kuvvetleri bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur."

Bu açıklama olayların yönünü değiştirdi. Anayasa Mahkemesi oylamalarda 367 vekil hazır olmadığı için seçimleri iptal etti.

Türkiye beklemediği şekilde 22 Temmuz'da genel seçimlere gitti. Meydanlarda "kendisine yapılan"ı halka şikayet eden Gül, adaylıktan çekildiğini söylemedi. Seçim sonuçlarının ardından yaptığı ilk açıklamada da, "Meydanların mesajını görmezden gelemem" diyerek adaylığının sürdüğü mesajını verdi.

Gül'ün bu mesajının ardından AK Parti yine kendi içine kapandı. Yapılan değerlendirmeler sonunda partiden Abdullah Gül dışında aday çıkmadı.

TBMM Genel Kurulu'nda bugün yapılan 3'üncü tur oylamada 339 oy olan AK Parti Kayseri Milletvekili, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Türkiye Cumhuriyeti'nin 11'inci Cumhurbaşkanı seçildi.

Bugüne kadar yurtdışında eşi ile birlikte birçok resmi toplantıya katılan ancak Türkiye'de türbana kamusal alan yasağı nedeniyle protokolde kendine yer bulamayan Hayrunnisa Gül ise şimdi Çankaya Köşkü'nün yeni ev sahibesi.

Hep kameralardan uzak durmaya çalışan ve özel hayatları ile neredeyse hiç gündeme gelmeyen Gül ailesi yeni bir kriz çıkmaz, olağanüstü bir gelişme yaşanmazsa Çankaya Köşkü'nün bundan sonraki ev sahibi olacak.

Ahmet Münir, Kübra, Mehmet Emre adlarında 3 çocuğu bulunan Gül, İngilizce ve Arapça biliyor.

İşte Başbakanın Beklenen Konuşması

recep tayyip erdoğan Bu Meclis hiçbir vesayeti kabul etmedi, etmeyecek-Kimse kendisini yasa koyucu yerine koyamaz-'Ben yaptım oldu' anlayışını demokrasi kaldırmaz-Meclis iradesine ipotek koymak milli iradeye tavır almaktır-Anayasaya dayanmayan kararlar anlam taşımaz-Yargı yanlış yaparsa nereden döner?

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''İstiklalimizin sembolü olan bu Meclis bugüne kadar hiçbir vesayeti, hiçbir gölgeyi kabul etmedi, bundan böyle de kabul etmeyecektir'' dedi.

Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısına, ''Burası, Türkiye Büyük Millet Meclisi. Türk milletinin, 70 milyon vatandaşımın iradesinin tecelli ettiği kutlu çatı. 'Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir' ilkesi 23 Nisan 1920'de burada hayat buldu'' sözleriyle başladı.

Kurtuluş Savaşını yöneten, Cumhuriyeti kuran iradenin burada şekillendiğini kaydeden Erdoğan, şunları söyledi:

''İstiklalimizin sembolü olan bu Meclis bugüne kadar hiçbir vesayeti, hiçbir gölgeyi kabul etmedi, bundan böyle de kabul etmeyecektir. Zira bu Meclis, hür iradesiyle bu aziz milletin kurtuluş destanını yazdı. Evet, burası milletimizin evidir, harim-i ismetidir (kutsal ocağıdır). Bu evin 70 milyon sahibi vardır.

Bu çatının altında bu ülkenin hiçbir vatandaşı unutulmaksızın, ihmal edilmeksizin, hiç bir ayrıma tabi tutulmaksızın herkesin hukuku savunulur, korunur; herkesin iradesi burada temsil edilir. Bu ülkenin izzeti için, bu milletin şerefi için aklı selimin, sağduyunun yolundan ayrılmadan, metanetle ve vakarla bir ve bütün olarak milletimizin hukukunu ilelebet koruyacağız, milletimizin iradesini hakkıyla temsil edeceğiz, birliğini, beraberliğini savunacağız bu çatının altında.

Bunu hep birlikte yapacağız. Kendimizi geri çekmeden, başkalarını da dışlamadan milli irademize, müşterek hukukumuza her birlikte sahip çıkacağız. Milletimizle aynı üslubu kullanacağız, milletimizle aynı vefa ve kader çizgisinde yürüyeceğiz.

Ne milletimizin bir adım ilerisinde olacağız ne milletimizden bir adım geride kalacağız. Hiç şüphesiz, milletimizin istisnasız tamamı adaletten yanadır, hakkaniyetten yanadır.

Siz, saygıdeğer milletvekillerini de bu milletin emanetine sadakatle sahip çıktığınız için yürekten kutluyorum.''

-''ÜLKE BİRLİĞİ, DEMOKRASİ İÇİN...''-

Başbakan konuşmasının bu bölümünde diğer partilere de seslenerek, şöyle konuştu:

''Yeri gelmişken, burada yalnızca kendi grubumuzu değil, yalnızca AK Parti'ye oy verenleri değil; bu ülke için, bu toplumun düzeni için, bu ülkenin birliği için, demokrasi için, adalet için, refah ve huzur için hakkaniyetten ayrılmayan,daima vicdanının sesine kulak veren diğer parti gruplarını ve kişileri de bu millet kürsüsünden aynı duyguyla anıyorum, aynı samimiyetle selamlıyorum.

Unutmayalım, sorunlarımızın hiçbiri ama hiçbiri çözümsüz değildir. Arızi olaylar, dönemsel sorunlar istikametimizi çeviremez. Zira, biz konjonktüre göre, özellikle esen rüzgarlara göre yönümüzü belirlemiyoruz. Bu istikamet milletindir, sizindir, bu siyaset milletindir, bunu böyle bilin. Rotamızı da milletimiz belirlemiştir.

Bizler burada, milletimizin tarihi yürüyüşüne ortaklık ediyor, milletimizle beraber yürüyoruz. Milletimizin umutlarını, rüyalarını, özlemlerini temsil ediyoruz. Milletimiz kendi ülkesinde, kendi bayrağı altında, kendi devletini yönetenlerden adalet istiyor, demokrasi istiyor. Ne bir eksik, ne bir fazla; adalet ve demokrasi...''

-''MİLLETİN BAŞARISI''-

Hiçbir zaman bulundukları makam ve mevkileri kendi mülkü zannetmediklerini, zannetmeyeceklerini vurgulayan başbakan Erdoğan, ''3 Kasım seçimini kazandığımız gün de 28 Mart seçimlerini kazandığımız gün de 22 Temmuz seçimlerinin akşamı da biz, kendimiz ilan ettik ve dedik ki: Bu başarı milletimizin başarısıdır. Milletimizin bu başarısı asla başımızı döndürmeyecek'' diye konuştu.

Erdoğan, bugün de aynı şeyleri söylediklerinin ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Diyoruz ki: Bize oy versin-vermesin istisnasız, bütün vatandaşlarımızın hukukunu koruyacağız. Bütün vatandaşlarımızın emanetini, emanetimiz bileceğiz. Bu sözlerimizi siyaseten söylenmiş sözler olarak görenler, hissiyatımızı paylaşmayanlar pekala olabilir, olacaktır.

Çoğulcu demokrasinin gereği de zaten farklılıklarımızın ahenk içinde bir arada olmasıdır. İşte bakın, 6 yıla yakın zamandır iktidarımızın icraatı ortadadır. Hükümetimiz döneminde milletimizin, ülkemizin, devletimizin zarar göreceği yanlış adım atmamaya gayret ettik, aksine Türkiye bir kaostan çıkarılmış, emniyete kavuşmuş, güven ve istikrarı yakalamıştır.

Evet, yürüyüşümüz milletimizle birlikte devam ediyor, devam edecek. Dün de sorunlarımız vardı, bugün de sorunlarımız var. Evet ama, şu kısacık hayatımızda bile gölgelerin üstümüze geldiği en sıkışık, en zor zamanlarda güneşin doğuşuna binlerce kez şahit olduk.

Ümitlerimizi taze tutmak, heyecanımızı diri tutmak zorundayız. Zor zamanlarda defalarca sınanan bu milletin aklına, vicdanına, sağduyusuna güveniyoruz, güveneceğiz. Bu güven zemininde siyaset yapıyoruz, bu güven esasında milletimizin ufkunu açmaya çalışıyoruz.''

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Türkiye'de esas mesele, siyasetin alanını daraltmaktan medet uman, erkler arasında 'yetki çatışması' çıkarmak için her vesileyi fırsat bilen bir anlayışın yine siyasetin içinde hala var olmasıdır'' dedi.

Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, özellikle ''ana muhalefet partisinin, siyaseti içeriden kuşatmaya, bu yüce Meclisi içeriden zayıflatmaya yönelik girişimleri ve gayretleri'' olduğunu ifade etti. Erdoğan, şunları söyledi:

''Bunu milletimiz çok iyi biliyor. Herkes 'Meclisin yasama yetkileri daraltılıyor' derken, bir tek CHP sözcülerinden, 'Meclisin yetkilerini aştığı' iddiasını duyarsınız. Başkasından duyamazsınız. Ve bunu da yargının bağımsızlığını savunur görünerek yapıyorlar. Oysa geçen yıl bu zamanları hatırlayın. O zaman da onların istediği yönde karar vermezse 'Türkiye'nin çatışma ortamına sürükleneceğini' söyleyerek Yüksek Mahkemeyi tehdit ediyorlardı. Dün Yüksek Mahkemeye yönelttikleri söylemlerin hedefinde bugün, yasama yetkilerini kullanmaktan başka bir şey yapmayan bu Yüce Meclis var.

Dün mahkemeye söylediklerinin benzerlerini bugün Meclis'e söylüyorlar.

Peki bu CHP sözcüleri ne istiyor? Ben size söyleyeyim; Anayasamızda yetki sınırları açıkça çizilen yasama ve yargı erklerini karşı karşıya getirmek istiyorlar. Erkler arasında hiç yeri yokken, Türkiye'nin çözüm bekleyen ağır meseleleri varken, uyum ve ahenk içinde birlikte çalışmaları gerekirken, bir yetki çatışması meydana getirmek istiyorlar.

Bunu yaparken siyasetin ülke meselelerine çözüm üretme kabiliyetinin kırılması, yargı kurumlarının güven kaybetmesi, Meclisin etkisiz hale getirilmesi, demokrasinin zaafa uğraması onları ilgilendirmiyor.

CHP'nin milletvekili dokunulmazlığı talebinin altında yatan da budur değerli arkadaşlarım. Türkiye'nin demokrasi tarihi ne yazık ki rakiplerine kuyu kazmaya çalışırken, kendi bindiği dalı da kesen siyasi aktörlerle doludur. Gelenekselleşen bu kuyu kazma siyaseti yüzünden siyasi kutuplaşma ve gerilimin ağır bedeli her zaman bu aziz millete ödettirilmiştir.''

-''SINAVDAN GEÇİYORUZ''-

Erdoğan, siyasi rekabette meşruiyet çizgisini aşmanın, yapıcı değil yıkıcı siyaset tarzı yürütmenin, ne Türkiye'ye ne siyaset kurumuna ne de bunu yapan siyasetçilere bugüne kadar hiç bir şey kazandırmadığını bildirerek, ''Bugün de böyle bir sınavdan geçiyoruz. Kuşkusuz her şey milletimizin gözü önünde cereyan ediyor. Bu millet, bugünlerin de çetelesini gün gün tutuyor'' dedi.

CHP'nin ''millete karşı, demokrasiye karşı, evrensel hukuka karşı siyaset yürüttüğünü, bunun da ülkeyi tahrip ettiğini'' ileri süren Erdoğan, şöyle devam etti:

''Bütün demokratik açılımları, korku siyasetiyle durdurma çabası Türkiye'ye ciddi zararlar veriyor. Bu gölge oyunları, bu korku siyaseti, halkımızın ekmeğini, aşını büyütmez, büyütmüyor, ülkemizin itibarını yükseltmez, yükseltmiyor. Böyle korku ve vehimlerden beslenen hiçbir siyaset özgürlüğü, adaleti getirmez, getirmiyor.

İdeolojik hukuk yorumlarıyla, TBMM'nin iradesini bloke etmeyi 'muhalefet' zannetmek, doğrudan doğruya halkın taleplerine, milli iradeye açıkça tavır almaktır, objektif hukuk kurallarını sabote etmektir.

Türkiye Cumhuriyeti'nin temel hukuk kaynağı Anayasadır. Her kurum, kişi veya kurul, Anayasa zemininde ve Anayasa'dan aldığı meşruiyet çerçevesinde faaliyette bulunabilir.

Anayasaya aykırılık, temel hukuk metnine ve Cumhuriyetin temel esaslarına aykırılık demektir.

Anayasanın 6. maddesi bakınız ne diyor: Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.

Anayasanın 11. maddesi bakın ne diyor: Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.

İşte bu yüzden her işlem, her karar, her uygulama Anayasaya ve yasalara uygun olmalıdır. Anayasaya dayanmayan, kaynağını, gücünü Anayasadan almayan hiçbir karar, anlam taşımayacağı gibi, Anayasanın vermediği hiçbir yetki de kullanılamaz.

Anayasanın 148. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi, Anayasa değişikliklerini sadece şekil bakımından inceler ve denetler.

Geçen hafta Anayasa Mahkemesinden çıkan karar, Anayasanın bu hükümleri açısından tabiatıyla kamuoyunda tartışılmaktadır. Öyle anlaşılıyor ki daha da tartışılacak, değerlendirilecektir.''

-1982 ANAYASASI-

Erdoğan, 1982 Anayasasını yıllardır herkesin tartıştığını, eleştirdiğini hatırlatarak, ''Ama neticede 1982 Anayasası, şu an yürürlüktedir ve herkes için bağlayıcıdır. İster beğenelim, ister beğenmeyelim'' diye konuştu.

''Anayasada bu hükümler yokmuş gibi davranmak, daha büyük bir soruna, bir sistem yetmezliği sorununa yol açar'' uyarısında bulunan Erdoğan, şunları söyledi:

''Türkiye'nin ne sistem yetmezliği ne de erkler arasında yetki çatışması yaşamaya tahammülü yoktur. Bunu herkes bilmelidir. Anayasayı gözardı ederek, Anayasal kuralları görmezden gelerek hareket etmemiz söz konusu olamaz.

Bu yüzden ben tüm arkadaşlarıma sık sık Anayasa kitapçığını okumalarını tavsiye ediyorum. Anayasasının 6. maddesi egemenliği, 7. maddesi yasama yetkisini, 148. maddesi Anayasa Mahkemesinin görevlerini tanımlıyor.

Bunları hepimiz ideolojik gözlüklerle değil, evrensel hukukun ışığında okumalıyız ki uygulamalarımız Anayasaya uygun olsun. 6. maddeye göre 'Egemenlik, Kayıtsız Şartsız Milletindir'. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.

Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz.

7. maddeye göre, yasama yetkisi Türk Milleti adına TBMM'ye verilmiştir. Bu yetki hiç bir surette devredilemez.

87. maddeye göre, TBMM'nin görev ve yetkileri, kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmaktır. Kanun koyma yetkisi münhasıran, yani sadece ve sadece seçilmiş meclislere aittir.

Anayasa tarafından verilen bu yetkiyi kimse Yüce Meclisimizden alamaz. Kimse kendini yasa koyucu yerine koyamaz. Aynı şekilde anayasamıza göre, TBMM de yasama yetkisini devredemez. Bu hak ve yetki, TBMM'ye verilmemiştir.''

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''(Ben yaptım, oldu) anlayışı, demokratik hukuk devletlerinin kimyasını bozar. Demokrasilerde rejimi korumak ancak hukuk içinde, hukukun üstünlüğü ilkesine, anayasanın bağlayıcılığına sadık kalmakla mümkündür. CHP'nin, yasama ile yargı erkleri arasında inatla, ısrarla yetki çatışması çıkarma gayretleri, bizi bu noktaya getirmiştir'' dedi.

Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, 'ben yaptım, oldu' anlayışını demokratik rejimler kaldıramayacağını vurgulayarak, şunları söyledi:

''Hükümetler yaptığında da kaldırmaz, yasa koyucu yaptığında da kaldırmaz. Yargı yaptığında hiç kaldırmaz. 'Ben yaptım, oldu' anlayışı, demokratik hukuk devletlerinin kimyasını bozar. Demokrasilerde rejimi korumak ancak hukuk içinde, hukukun üstünlüğü ilkesine, Anayasanın bağlayıcılığına sadık kalmakla mümkündür.

Yasama organı yanlış yaptığında yargıdan döner. Olmadı, önüne sandık geldiği gün, milletten döner. Yürütme yanlış yaptığında yine yargıdan döner. Olmadı, günü geldiğinde bizzat milletin kendisinden döner. Peki yargı erki yanlış yaptığında nereden döner? Bu soruların kamuoyunda tartışıldığını görüyoruz.

Bu durumun baş müsebbibi de bana göre CHP'dir, CHP'nin muhalefet zihniyetidir. Kimsenin, ama hiç kimsenin, yargı kurumunu böyle bir tartışmanın tarafı ve muhatabı haline getirmeye hakkı yoktur.

CHP'nin, yasama ile yargı erkleri arasında inatla, ısrarla yetki çatışması çıkarma gayretleri, bizi bu noktaya getirmiştir. Sadece yasama ve yürütmenin yanlış yapabileceği düşünülen, sadece yasama ve yürütmenin eleştirilebildiği bir sisteme demokrasi demek mümkün müdür? Bunu soruyoruz. Demokratik sistemlerde denetim dışı bir güç olmaz. Elbette yasama faaliyeti de, yürütmenin karar ve işlemleri de denetime tabi olacaktır. Biz bunun aksini savunmuyoruz. Zira demokratik rejimler, hesap verebilirlik, şeffaflık, açıklık rejimleridir. Esasen demokrasinin, insanlığın ulaştığı en ideal yönetim biçimi olarak kabul edilmesinin sebebi de budur.''

-KUVVETLER AYRILIĞI-

Erdoğan, Türkiye'deki gibi parlamenter demokrasilerde kuvvetler ayrılığının esas olduğunu ifade ederek, bütün erklerin yetki ve sorumluluklarının açıkça Anayasada belirtildiğini söyledi.

Hiçbir kurumun kendisini Anayasanın üzerinde göremeyeceğini, hiçbir kurumun kendisine diğer kuvvetlerin üzerinde bir güç vehmedemeyeceğini vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:

''Demokratik hukuk sistemimizde, kaynağını Anayasadan ya da yasalardan almayan hiçbir yetki millet adına kullanılamaz. Kuvvetler ayrılığı prensibine dayanan parlamenter demokrasimizin sağlıklı çalışması, erklerin uyum ve ahenk içinde, Anayasada belirlenen görev ve yetki sınırlarına riayet etmesiyle mümkündür.

Erkler arasında 'yetki aşımı' söz konusu olmamalıdır. Hukuk sistemimiz, göz göre göre, anayasamızda sınırları açıkça çizildiği halde erkler arasında bir 'yetki karmaşasına sürüklenirse, bundan Türkiye zararlı çıkar, herkes zararlı çıkar. Hukukun üstünlüğünü, anayasanın mutlak bağlayıcılığını, anayasal kurumlarımızı tartışmaya açacak işlerden herkes kaçınmalıdır. Kimse bundan fayda ummasın.

Türkiye'yi derhal, hep birlikte sürüklenmek istendiğimiz böyle bir 'yetki çatışması' ortamından çıkarmak zorundayız.

Anayasa Mahkemesi de bir an önce 10 ve 42. maddelerle ilgili kararı noktasında, şimdi ben bunu da Anayasa diliyle ifade ediyorum ki bana göre değil. Bütün bilgilerine, ilmine inandığım kişilerle de yaptığım müzakerelerde şunu gördüm; bu da büyük bir talihsizlik. Anayasa Mahkemesi adına talihsizlik. Anayasanın ve bunun bilimsel olarak izahını bize yapmak zorundadırlar. Türkiye, teamüllerle idare edilemez hakkında hüküm oldukça...

Nedir bu? Anayasanın 153. maddesinde belirtildiği gibi, aslında iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz. Bunu, Tayyip Erdoğan söylemiyor, Anayasa söylüyor. Şimdi bu da tartışılıyor, tartışılmak durumunda.''

-''VATANDAŞ BANA SORUYOR''-

''Peki niçin gerekçeler ortaya konmadan bir iptal kararı açıklanır?'' diye soran Erdoğan, ''Şimdi bunu bana vatandaş soruyor. Neden acaba, bunun altında ne var, ne bekleniyor? Çünkü, bu ülke zaman kaybediyor. Gerekçesini görmek istiyor'' dedi.

Yüksek Mahkemenin kararının hangi anayasal gerekçelere dayandırıldığı konusunda kamuoyunun mutlaka aydınlatılmaya, ikna ve tatmin edilmeye ihtiyacı olduğunu kaydeden Erdoğan, şöyle konuştu:

''O zaman neydi acelemiz? Gerekçeleri de hazırlansaydı onunla birlikte açıklansaydı. Anayasa bunu düşünerek bu kararı buraya koymuş. Onun için Anayasa bunu hükme bağlamış.

Anayasanın 148. maddesinde açıkça yapılamayacağı yazılı olduğu halde, hangi gerekçeyle bir anayasa değişikliğinin esastan görüşülerek karara bağlandığı hususu mutlaka açıklığa kavuşturulmalıdır.

Bu yüce Meclisin çatısı altında bulunan bütün siyasi partiler de sağduyu ve sorumluluk bilinciyle gereken değerlendirmeleri yapmak durumundadır.

Yazılı veya görsel medyanın fiskos gazetelerinden veyahutta kulisten duyduğu şeylerle bu ülkeyi yönetebilir miyiz? Soruyorum, Allah aşkına... Onun bilmem nerede medya mensubu varmış, onun bilmem nerede ne bağlantısı varmış, onun bilmem nerede ne görüntüleri varmış, o, onunla görüşüyormuş, bu, bununla görüşüyormuş, içeriden aldıkları bilmem ne haberle...

Beyler, ülke yönetiyoruz ülke, millet yönetiyoruz millet. Oyuncak değil. Bu, ne iktidar ne de muhalefet meselesidir. Bu, tek başına ne şu, ne de bu siyasi partinin meselesidir. Bu mesele, Anayasamızda sadece TBMM'ye verilen yasama yetkisi tekelinin korunması, Anayasanın bağlayıcılığına ve hukukun üstünlüğüne sadık kalınması meselesidir. Bizim derdimiz bu.

Bu, sadece yasama organının da meselesi değildir. Bizzat yasama faaliyetlerinin Anayasaya uygunluğunu denetlemekle görevli Anayasa Mahkemesinin de meselesidir.''

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''AK Parti hükümeti olarak sorumlu davranmaya, sağduyuyla hareket etmeye, yalnızca ve yalnızca milletimizin çıkarlarını korumaya devam edeceğiz. Demokrasiden, hukuktan, adaletten ayrılmadan millete hizmet yolunda kararlı adımlarla ilerlemeye devam edeceğiz'' dedi.

Partisinin grup toplantısında konuşan Erdoğan, gündemdeki konulara değindi. Demokrasilerin, açıklık rejimleri olduğunu belirten Erdoğan, kamusal yetkiyi kullanan her kişi ve kurumun eleştiriye de denetime de açık olduğunu, açık olmak durumunda olduğunu kaydetti.

Erdoğan, ''Yasama organı, denetime tabidir. Yürütme, denetime tabidir. Hem milletin denetimine tabidirler, hem de yargısal denetime tabidirler. Doğrudan milletten aldıkları temsil yetkisiyle görev yapan yasama ve yürütme organları, kamuoyunda en ağır eleştirilere tabi tutulurken, yargı organlarının kararlarından dolayı eleştiri dışı tutulması beklenemez. Bu da Anayasada hükme bağlanmıştır'' diye konuştu.

Her kurumun, karar ve işlemlerinin sonuçlarından mesul olduğunu, bu sorumluluğu taşımak durumunda olduğunu anlatan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bunun aksi, ancak kamu yetkisi kullananların layüsel olduğu, başına buyruk, keyfi davrandığı kapalı dikta rejimlerinde söz konusu olabilir. Hukuk devletlerinde Anayasa, herkesi bağlar. En evvel de bana göre, yargı kurumlarını bağlar. Bütün kişi ve kurumlar, hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı olmak durumundadır. Mesele, Anayasa hepimiz için bağlayıcı mıdır, değil midir meselesidir. Hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı kalmak, bu ilkeler çerçevesinde yaşatmak ve korumak, herkesten önce yargı mensuplarının görevidir. Hukuk, hepimizin güvencesi olmak durumundadır. Unutmayalım ki hukuka güveni korumak, hukukun üstünlüğünü korumak demektir. Bunun için herkes, ama öncelikle de yargı organları gereken dikkat ve özeni göstermelidir.''

-''HER TÜRLÜ KEYFİLİĞE KAPALI...''-

Anayasal düzeni ve kuralları başta siyasi partiler olmak üzere tüm kişi ve kurumların gözetmesi gereğine işaret eden Erdoğan, şunları kaydetti:

''Biliyoruz ki hukuk devletinin temeli her türlü keyfiliğe kapalı olmasıdır. Demokratik hukuk sisteminin işleyişini ciddi şekilde zedeleyecek olan her türlü girişim, milletimizin yüreğinde telafisi zor yaralar açacaktır. Milletimizin vicdanında, gönlünde, aklında karşılık bulmayan her işlem, toplumda tartışmalı bir konu olarak kalacaktır. Anayasa Mahkemesi gibi önemli bir kurumu yıpratmaktan, tartışmalı hale getirmekten, imajını zedelemekten özenle sakınmak durumundayız. Bu konuda özen göstermesi gerekenler sadece bizler değiliz. Her kişi ve kurum, işlem ve kararlarında Anayasaya sadık kalarak bu özeni göstermelidir. Kurumları yıpratmamak konusunda da kuralları esnetmemek konusunda da en yüksek duyarlılığı göstermek zorundayız. Aksi halde bundan Cumhuriyetimiz zarar görür, demokrasimiz zarar görür ve tüm Türkiye zarar görür. Milli egemenliği de kuvvetler ayrımını da Anayasaya ve temel hukuk devleti normlarına uygunluğu da demokrasi ve laikliği de aynı önemde görerek korumak durumundayız.''

Cumhuriyetin hiçbir niteliğinin, Anayasanın hiçbir maddesinin diğerinden daha önemsiz olmadığını vurgulayan Başbakan Erdoğan, ''Eğer Cumhuriyetimizin nitelikleri arasında ayrım yaparsak, Anayasanın maddelerinden bazılarını gözardı edersek, kurum ve kuralları aynı hassasiyetle koruyamazsak, en büyük kötülüğü ülkemize, milletimize yapmış oluruz. Bu yüzden sorumlu davranmak, sağduyulu olmak, sistemimizi sağlıklı şekilde işletmek durumundayız. Unutmayalım ki yasama da yargı da bu millet için var. Ne yasamanın ne de yargının yıpranmasına, yıpratılmasına razı oluruz. Her ikisini de güçlendirmek hepimizin ortak sorumluluğudur'' dedi.

-''5.5 YIL ÖNCE NASIL BİR TÜRKİYE...''-

Başbakan Erdoğan, her zaman milletin refahını, ülkenin itibarını artırmayı amaçladıklarını belirterek, çalışanların emeklerinin karşılığını alması, esnafın, çiftçinin alın terinin, göz nurunun karşılığını almasını hedeflediklerini söyledi.

Gayelerinin Türkiye'yi muasır medeniyetler seviyesinin üstene çıkarmak için gece gündüz demeden çalışmak olduğunu anlatan Erdoğan, ''Bütün parametreler açık, net ortada. İşte, 5.5 yıl önce nasıl bir Türkiye, 5.5 yıl sonra nasıl bir Türkiye...Bütün bunlarla birlikte istikrarlı bir ekonomi, güven ortamında kararlılıkla ilerleyen, büyüyen bir ekonomi oldu'' diye konuştu.

Mayıs ayında ihracatın, aylık bazda 12,3 milyar dolar olarak gerçekleştiğine dikkati çeken Erdoğan, bu rakamın, Cumhuriyet tarihi boyunca bugüne kadar aylık bazda ulaşılan en yüksek rakam olduğunu söyledi. Başbakan Erdoğan, şu anda geriye dönük 12 aylık ihracatın 120,6 milyar dolar seviyesine yükselmiş durumda olduğunu kaydetti.

-''YAPTIKLARIMIZI KABUL EDEMEYENLERE 'BİZ' DİYEMEM Kİ...''-

Göreve geldikleri 2002 yılında, Türkiye'nin yıllık toplam ihracatının, 79 yılda 36 milyar dolar seviyesinde bulunduğunu, bugün gelinen noktanın 121 milyar dolar olduğuna işaret eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bütün bunlar, 79 senede 36 milyar dolar iken, 5 yılda bunun üzerine 85 milyar dolar ilave eden bir iktidar işbaşında. Bu iktidarın bütün bu gayretine rağmen, bunları hayal bile edemeyenler, lütfen bu gerçeklerle oturup kalksınlar. Bu seviyeleri ulaşılamaz görenler vardı, bir zamanlar. 2002 yılında biz 100 milyar dolar ihracat dediğimizde, buna hayal diyenler oldu. Türkiye bugün, onların hayallerinin bile ulaşamadığı seviyelere ulaştı. Bu rakamların bazıları için hiçbir anlam ifade etmediğini biliyoruz. Türkiye 121 milyar dolar ihracat yapmış ya da hiç yapmamış bunlar umurunda değil. Türkiye, 26. büyük ekonomiyken 17. büyük ekonomi durumuna gelmiş, bunların umurunda değil. Bunların derdi başka...Şimdi sormaya başladılar; 'Niye Başbakan biz ve onlar diyor' Ya, tanımlayacağım tabii...Evet, biz bunları bunları yaptık, ama bizim bu yaptıklarımızı kabul edemeyenlere ben, biz diyemem ki...'Onlar' diyeceğim tabii. Onlar. Çünkü bu çalışmayı, bu performansı yakalamak, onların karı olmadı. Onlar bu ülkede iktidar da oldular; tek başına iktidar da oldular, koalisyon ortakları olarak da oldular. Ama benim ülkemi nereye getirdikleri, bizim ülkemizi nereye getirdikleri çok açık, net ortada. Unutmayın o delikli paralara muhtaç olduğumuz zamanları.''

-''İSTİKRARA ÇOMAK SOKMANIN PEŞİNDELER''-

Erdoğan, Türkiye'nin ihracatı süratle yükselen bir ülke olduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü.

''Bunların, bütün gemilerini her hal ve şart altında yürüten tabii ki tuzu kurular için hiçbir mana taşımadığını da biliriz. Onun için sürekli engel çıkarmanın gayreti içerisinde olduklarını de biliyoruz. Onun için sürekli istikrara çomak sokmanın peşinde bunlar. Onun için ülkeyi karamsarlığa itmenin, moralleri bozmanın çabası içindeler. Onlara kalırsa Türkiye'nin etrafına duvar örecekler; hammadde girmesin, ürün çıkmasın, uluslararası yatırımcı gelmesin, bizim girişimcimiz hiçbir yere gitmesin. Onların mantığı bu...İşte, bizden önceki iktidarı da gördük. 'Yabancı, yabancı, yabancı' derken, IMF'den borç alanlar belliydi, dünyanın parasını borçlandılar IMF'ye....IMF'den biz devraldığımız zaman ne kadar borçla devraldığımız ortada, 23.5 milyar dolar borçla devraldık. Şimdi son geldiğimiz nokta, 6.9 milyar dolara kadar düştük. Son yapılan anlaşmayla artık işi bağlıyoruz ve 9 küsur milyar dolardayız. Buraya kadar iş düştü. Ancak bu rakamlar onlar için yine anlam taşımıyor. Merkez Bankamız; devraldığımızda 23.5 milyar dolardı döviz rezervi, şimdi 77 milyar doları aştı. Buraya geldik. Bunlar durup dururken olmadı ki... Güçlenen bir Türkiye var. Eğer bu durumumuz olmamış olsaydı dünyadaki bu gelişen krizler unutmayın bizi de ciddi manada vururdu.''

İfade ettiği rakamların birileri için anlam taşımasa da yoksullar, ülkenin geleceği, genç nesiller, küresel ölçekte güçlü, ağırlığı ve itibarı olan bir Türkiye için anlam taşıdığını ifade eden Başbakan Erdoğan, ''Bunu dert edinen bizler için, AK Parti için anlam taşır. Bu rakamlar istikrar, güven, refah, kalkınma için anlam taşıyor. Hiç kimsenin, ama hiç kimsenin bu rakamlara, bu sevindirici göstergelere kastetmeye hakkı olamaz. Hiç kimsenin Türkiye'nin kalkınmasına, Türkiye'nin büyümesine kastetme hakkı yoktur'' dedi.

-''VEBALİNİ KİMSE TAŞIYAMAZ''-

Dün petrol fiyatının yeni zirve yaptığını, varilinin yaklaşık 139 dolara kadar yükseldiğini, kendileri göreve geldiğinde 22 dolar olduğunu hatırlatan Erdoğan, şunları kaydetti:

''Bakınız şu rakam, nereden nereye geldi? Yaklaşık bire altı bir katlama var. İki de bir önümüze çıkıp, 'Cari açık' diyorlar. Gel, sadece şu petrolün fiyatlarındaki artışı bir masaya yatır. İnsan sahibi olarak bu hesabı yap. Biz bu ihtiyacımızı petrol kuyularımız var da oradan temin etmiyoruz ki bunların hepsini biz dışarıdan ithal ediyoruz. Yoksa ithal etmeyip zatıallerinin Enerji Bakanlığında olduğu gibi bu ülkede petrol kuyrukları mı yapalım? Yani karanlık bir Türkiye mi ülkede yine tesis edelim? Bu ülke artık karanlık olmayacak, aydınlık bir Türkiye'yi kuruyoruz. Şartlarımızı sonuna kadar zorluyoruz. Milletçe bu aradaki farkı birlikte paylaşıyoruz. 5 yıl elektriğe zam yapmayan bir iktidar, ama bu kadar artış karşısında elektriğe şu son yılda yaptığımız zamanlar sebebiyle, -ki bunu artık tamamen otomatiğe bağlıyoruz- Bu otomatikle dünyada ne kadar etkilenirse o kadar buraya yansıyacak. Bu şekilde bunu sürdürüyoruz.

Örneğin benzin fiyatlarının hükümetle yakından uzaktan alakası yok, bunu tamamen kendi borsası belirliyor. Kendi borsası belirlediği halde ne yazık ki muhalefet burada da dürüst davranmıyor. Çıkıyor, 'Hükümet benzine zam yaptı' diyor. Bu firmaların sahibi artık Hükümet değil. Bunlar tamamıyla kendi borsasında fiyatını belirler hala geldi. Devamlı bunları devlet sübvanse etsin, bu mantıkla yürüdüler. Bu mantıkla bu ülkede milletimize dünyanın paralarını ödettiler. Şimdi böyle bir konjonktürde Türkiye'nin önüne yeni sorunlar çıkarmanın vebalini hiç kimse taşıyamaz. Artan faizlerin hesabını kimse veremez. Artan faiz yoluyla Türkiye'ye bedel ödetmeye hiç ama hiç kimsenin hakkı olamaz. Bu bedel çiftçinin, esnafın, çalışanların, işçinin, memurun cebinden ödeniyor. Milletim bunu görsün, milletim bunu çok iyi değerlendirsin. AK Parti hükümeti olarak sorumlu davranmaya, sağduyuyla hareket etmeye, yalnızca ve yalnızca milletimizin çıkarlarını korumaya devam edeceğiz. Demokrasiden, hukuktan, adaletten ayrılmadan millete hizmet yolunda kararlı adımlarla ilerlemeye devam edeceğiz.''

Başbakan Erdoğan'ın konuşması, milletvekilleri ve dinleyiciler tarafından sık sık ayağa kalkılarak alkışlandı.

Meclis'e 'mahkeme kararını askıya alma' yetkisi verilsin

CHP'nin talebine uyan Anayasa Mahkemesi'nin eğitim hakkıyla ilgili düzenlemeyi iptal etmesi üzerine başlayan tartışma yeni bir boyut kazandı.

Anayasa'nın açıkça ihlal edildiğini belirten TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya, kararın Meclis tarafından askıya alınmasını önerdi. İyimaya'nın öneri taslağına göre Parlamento, üye tam sayısının üçte birinin (184) yazılı teklifi ve beşte üçünün (330) gizli oyu ile Anayasa Mahkemesi'nin iptal ve yürürlüğü durdurma kararlarını askıya alabilecek. Bunun için, mahkemeden çıkan neticenin Anayasa'ya açıkça aykırı olması, dürüst yorum ilkeleri ile bağdaştırılamaması, temel normun birden fazla anlam içermesi veya kanun koyucu gibi davranılması hallerinden birinin gerçekleşmesi şartı aranacak.

Ahmet İyimaya, siyasi kulisleri dalgalandıran teklifini dün yazılı açıklamayla duyurdu. AK Partili vekil, anayasa değişikliklerinin esastan iptal etmesinin Türkiye'de var olan Anayasa Mahkemesi krizini bütün boyutları ile somut şekilde görünür kıldığını ifade etti. Mahkeme'nin Anayasa'yı açıkça ihlal ettiğini kaydeden İyimaya, Anayasa'nın TBMM'ye tanıdığı, "Tali kurucu iktidar yetkisi''nin, Yüksek Mahkeme'nin son kararı ile pratikte sona erdiğinin altını çizdi. Bu yüzden Meclis'in kararı askıya alma hakkı doğduğunu vurgulayan İyimaya, şu görüşü dile getirdi: "Krizin asli muhatabı, iktidarı ve muhalefeti ile siyaset kurumudur. Siyaset kurumunun ortak bir refleks geliştirmesi, suçlayıcı demeçlerle yetinmemesi; demokratik ve anayasal sorumluluğunun kaçınılmaz gereğidir. Tanımlanan görev tarifleri içinde egemenlik (yasama-yargı) çatışması, kabul edilebilir ve makul bir durum olarak nitelenemez. Aynı anayasa ve adalet vatanında yaşayan sorumlu bir kişi olarak, çözüm yolunda geliştirdiğim bir öneriyi, 'askıya alıcı veto'yu kamuoyu ile paylaşıyorum.''

Veto için beşte üç çoğunluk

İyimaya'nın gündeme getirdiği "askıya alıcı veto" önerisine göre TBMM, üye tam sayısının en az üçte birinin yazılı teklifi ve beşte üçünün gizli oyu ile Anayasa Mahkemesi'nin iptal ve itiraz davalarına ilişkin kararları ile yürürlüğü durdurma kararlarını askıya alabilecek.

Askıya almak için, kararın Anayasa'ya açıkça aykırı olması, dürüst yorum ilkeleri ile bağdaştırılamaması, temel normun birden fazla anlam içermesi yahut kararda kanun ya da anayasa koyucu gibi davranılmış olması hallerinden birinin gerçekleşmesi şart olacak.

Milletvekillerinin özlük hakları ile Anayasa'nın ikinci kısmının ikinci ve dördüncü bölümlerinde ve usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalarda yer alan temel hak ve hürriyetlerin geliştirilmesine ilişkin Anayasa Mahkemesi kararları askıya alınamayacak.

Askıya alma kararı, Anayasa Mahkemesi kararını bütün hüküm ve sonuçları ile ortadan kaldıracak.

Kararın üzerinden 5 yıl geçmedikçe, Anayasa Mahkemesi aynı kuralı yeniden denetleyemeyecek.

Siyaset kurumu, krize karşı ortak tavır geliştirmeli

TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya, gazetecilerin sorularını cevaplandırırken, "Türkiye'de gerilim mi var, yoksa Anayasa Mahkemesi kararıyla oluşan bir kriz mi var?" sorusunun iyi analiz edilmesini istedi. İyimaay, siyaset kurumunun, birbirlerini suçlayıcı değil, var olan krizi doğru teşhis ederek, 'ortak refleks' olacak bir tavır geliştirmesini istedi: "Nihai tahlilde siyaset kurumunun 'kurucu iktidar yetkisinin' sona ereceği kurgu ve çözümler karşısında siyaset kurumunun anlamlı, gelecek dönemleri de kuşatacak rasyonel çözümler geliştirmesi gerekiyor." TBMM'de gazetecilerin sorularını cevaplayan Ahmet İyimaya, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın bugünkü grup toplantısında Türkiye'nin şartlarına göre en anlamlı konuşmasını yapacağını, en anlamlı mesajları vereceğini söyledi. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin gündeme getirdiği, "AK Parti klonlansın" önerisini de değerlendiren İyimaya, şöyle konuştu: "Klonlamanın pek şık bir üslup olmadığını düşünüyorum. Eğer milletin sandıktaki oylarını yok edemiyorsanız, onun temsilcisi olan partileri, şiddet dışı veya başka bir yöntemle yok etmeye çalışmanız son derece ilkel, aynen 'Vanditçe'dir. Bu ilkelliktir. Siyasi partiler şiddete başvurmuşlarsa kapatılabilir, ancak onun dışındaki öç almadır."

Anayasa Mahkemesi Türbana Üniversite Yolunu Açan Düzenlemeyi İptal Etti

anayasa mahkemesi Anayasa Mahkemesi, başörtüsünün üniversitelerde serbest bırakılmasına ilişkin anayasa değişikliğini iptal etti ve yürürlüğünü durdurdu.

Mahkeme CHP'nin talebine uydu, hukukçular isyanda

Köşk seçimlerindeki 367 kararıyla tartışma doğuran Anayasa Mahkemesi, hukukçuları ayağa kaldıran yeni bir karara imza attı. CHP'nin talebine uyarak, Meclis'in 411 oyla kabul ettiği anayasa değişikliğini şekil yerine esastan görüşen Yüksek Mahkeme, 9'a 2 oyçokluğuyla düzenlemeyi iptal etti.

Anayasa Mahkemesi, dün yeni bir tartışmalı karara imza attı. Anayasa'nın 14. maddesindeki açık hükme rağmen, şekille yetinmeyerek anayasa değişikliğini esastan inceleyen Yüksek Mahkeme, eğitim-öğretim eşitliğiyle ilgili düzenlemeyi iptal etti. CHP'nin talebini uygun bulan mahkeme, değişikliğin yürürlüğünü de durdurdu. Karar, alışılmışın dışında basın toplantısı yerine 3 satırlık yazılı bir açıklamayla duyuruldu. Borsa kapandıktan sonra gazetecilere verilen bildiride şöyle denildi: ''9 Şubat 2008 günlü 5735 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın bazı maddelerinde değişiklik yapılmasına dair kanunun 1. ve 2. maddeleri, Anayasa'nın 2., 4. ve 148. maddeleri gözetilerek iptal edilmiştir. Ayrıca yürürlüğü de durdurulmuştur."

Mahkeme, 9'a 2 oyçokluğuyla verdiği kararda, ilk kez bir Anayasa değişikliğini esas yönünden iptal ederken, kendi içtihatlarına aykırı davrandı. Artık, Meclis'in çıkartacağı bütün anayasa değişiklikleri içerik denetimine tabi tutulabilecek. Meclis'in Anayasa değiştirmesi neredeyse imkansız hale geldi. Başkan Haşim Kılıç ile Sacit Adalı'nın muhalefet ettiği karar, AK Parti hakkındaki kapatma davasını da yakından ilgilendiriyor. İptal edilen düzenlemeler iddianamenin en önemli gerekçesini oluşturuyordu. Mahkeme çıkışında gazetecilerin sorularını cevaplayan Kılıç, "Verilen kararlar bir kısım insanımızı sevindireceği gibi bir kısım insanımızı da üzebilecektir. Bu, ülkede birliği, beraberliği ve birlikte yaşama azmini ortadan kaldırmamalı." dedi.

Anayasa Mahkemesi, üniversitelerde eğitim özgürlüğünün önündeki yasakları kaldıran Anayasa değişikliğini iptal etti. Mahkeme, 9'a 2 oyçokluğuyla verdiği kararda düzenlemenin yürürlüğünü de durdurdu. 1982 Anayasası'nın yürürlüğe girmesinin ardından ilk kez bir Anayasa değişikliği esas yönünden iptal edilirken, Mahkeme kendi içtihatlarına aykırı davrandı. Kararın sonuçlarının, cumhurbaşkanlığı seçimi sürecindeki tartışmalı 367 kararından daha ağır olacağı belirtiliyor. Buna göre, Meclis'in çıkartacağı bütün anayasa değişiklikleri içerik (esas) denetimine tutularak, iptal edilebilecek.

10 ve 42. maddelerdeki değişikliği laiklikle ilgili 2. maddeye aykırı bulan Mahkeme, yasa koyucu gibi davranarak yetki alanını genişletti. Sadece, şekil yönünden denetleyebildiği anayasa değişikliklerini esas yönünden de denetleme yetkisini kendi kararıyla aldı. Mahkeme, bunu yaparken Anayasa'nın 4. maddesine dayandı. 'Değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez' hükmüyle korunan 2. maddeyle ilgili teklif verilmesini 148. maddeyle düzenlenen 'şekil' şartlarına aykırılık saydı. Böylece, şekilden esas denetimine gitti. Karar, AK Parti hakkındaki kapatma davasını da yakından ilgilendiriyor. İddianamede, söz konusu anayasa değişikliği kapatma talebinin en önemli gerekçesini oluşturuyor.

Mahkeme üyeleri, dün sabah saatlerinde CHP ve DSP'nin anayasa değişikliklerinin 'iptali veya yok hükmünde kabul edilmesi ve yürürlüğünün durdurulması" istemiyle açtığı davayı neticelendirmek için toplandı. Türkiye'nin merakla beklediği karar 17.20'de geldi. Yaklaşık 8 saat süren toplantının ardından Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt, teamüllerin aksine basının karşısına çıkmadı. Karar yazılı açıklamayla duyuruldu. Açıklamada, şöyle denildi: "9.9.2008 günlü, 5735 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın bazı maddelerinde değişiklik yapılmasına dair kanunun 1 ve 2. maddeleri, Anayasa'nın 2, 4 ve 148. maddeleri gözetilerek iptal edilmiştir. Ayrıca yürürlüğü de durdurulmuştur..."

Mahkeme, tartışmalı kararı 9'a 2 oyçokluğuyla verdi. Mahkeme Başkanı Haşim Kılıç ile üye Sacit Adalı karara muhalefet etti. Başkan Vekili Paksüt ile üyeler Fulya Kantarcıoğlu, Zehra Ayla Perktaş, Necmi Özler, Serruh Kaleli, Serdar Özgüldür, Ahmet Akyalçın, Mehmet Erten ve Şevket Apalak, iptal yönünde oy kullandı. Bu üyelerin çoğu, eski Cumhurbaşkanı Sezer tarafından atanmıştı.

Mahkeme, Anayasa'nın 148. maddesinde anayasa değişikliklerinin denetimiyle ilgili 'teklif ve oylama çoğunluğu ve ivedilikle görüşülemeyeceği' şeklinde sıralanan şekil denetiminin sınırlarını genişletti. Meclis'in bundan sonra çıkaracağı anayasa değişikliklerini değiştirilmesi teklif edilemeyecek 1., 2. ve 3. maddelere aykırı bularak iptal edebilecek. Mahkeme, anayasa değişikliğini 'cumhuriyet, toplum huzuru, adalet anlayışı, insan hakları, Atatürk milliyetçiliği, demokrasi, laiklik, sosyal hukuk devleti' ilkelerine aykırılıktan iptal etmenin yolunu açtı. Son kararla Raportör Osman Can'ın 'Mahkemenin esasa giremeyeceği' yönündeki raporu da dikkate alınmadı.

Kılıç ve Adalı özgürlüğü savundu

Alınan bilgilere göre toplantıda, raportörün raporunun okunmasının ardından üyeler tek tek görüşlerini açıkladı. Anayasa değişikliğinin iptali yönünde oy kullanan üyeler, laiklik ilkesinin dolaylı şekilde zedelendiğini savundu. Düzenlemenin, değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddelerle ilgili olduğunu ileri sürerek iptal yönünde oy kullandı. Karara muhalefet eden Kılıç ve Adalı ise, değişikliğin laiklik ilkesine aykırı olmadığını, eğitim ve öğrenim özgürlüğünü pekiştirdiğini ifade etti. İki üye Anayasa'nın 148. maddesinin anayasa değişikliklerinin şekil denetimi konusunda sınırlı yetki verdiğine de dikkat çekti.

Kararın dayandığı anayasa maddeleri

Madde 2: Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.

Madde 4: Anayasa'nın 1'inci maddesindeki devletin şeklinin cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2'nci maddesindeki cumhuriyetin nitelikleri ve 3'üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.

Madde 148: Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün Anayasa'ya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler.

411 oyla kabul edilmişti

Anayasa'nın 10. maddesinin 4. fıkrası değişti: Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır.

Anayasa'nın 42. maddesinin 1 ve 2. fıkrası değişti, yeni fıkra eklendi: Kimse, kanunda açıkça yazılı olmayan hiçbir sebeple eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. Öğrenim hakkının kapsamı ve kullanılmasının sınırları kanunla tespit edilir ve düzenlenir. Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir.

Meclis'e müdahale edildi