Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Haberiniz Olsun

7 tane "abdullah gül" etiketli yazı bulundu "abdullah gül" tagli diger ogeler resimler , videolar

Gül'e kızmadan önce Sezer'in affettiği teröristleri hatırlayalım!..

 

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, eski başbakanlardan Necmettin Erbakan'ı 'sürekli hastalık' sebebiyle affetmesi bazı kesimlerce eleştiri konusu oldu.

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in af uygulamalarını gündeme getirirken Erbakan'ın kurmayları, Gül'ü eleştiren çevrelerin o dönem sessiz kaldığına dikkat çekiyor. Başbakanlık yapmış, 82 yaşındaki bir ismin affedilmesine tepki gösterenlerin Sezer döneminde cezaevinden çıktıktan sonra terör eylemlerine katılan DHKP-C militanlarını görmezden geldiği hatırlatılıyor. Edinilen bilgilere göre, Sezer 2001'de 15 mahkûmu affetti. Bunlardan ikisi küçük yaştaki çocuklara tecavüzden, biri ise PKK üyeliğinden ceza almıştı. 2002'de affedilen 100'e yakın mahkûmun büyük bölümü yasadışı örgüt mensubuydu. Sezer, 2003'te sağlık gerekçesiyle 123 mahkûmun cezasını kaldırdı. Bunlardan 38'i DHKP-C ve Dev-Sol örgütü mensubu, 18'i TKP-ML TİKKO, 3'ü de PKK üyesi olmaktan cezaevindeydi. Daha sonraki yıllarda da benzer bir tablo ortaya çıkarken, bu durum devlet kurumlarının raporlarına da yansıdı.

 

82 yaşındaki Erbakan'ın affedilmesi, ilginç bir tartışmayı beraberinde getirdi. CHP'nin başını çektiği çevreler, Gül'ün anayasal yetkisini kullanmasını kıyasıya eleştiriyor. Ancak aynı kesimler Sezer'in yasadışı örgüt mensuplarına yönelik tasarrufuna sessiz kalmıştı. Erbakan'ın hukukçu kurmaylarından Şeref Malkoç, bu durumu çifte standart olarak değerlendirdi. "Toplumun vicdanı bunları değerlendirir." diyen Malkoç, Cumhurbaşkanı'nın af yetkisinin eleştirilmesini doğru bulmuyor: "Sayın Cumhurbaşkanı Anayasa'nın verdiği takdir yetkisini kullanabilir. Bu konular üzerinde yorum yapılamaması gerekir. Bir defa millet olarak devletimizin başında olan kim olursa olsun itibar etmişizdir. Bizim devlet millet geleneğimizde bu var. Şu anki cumhurbaşkanına da af yetkisi verilmiş. Bu yetkisi kullanırken hangi prosedürlere uyacağı da belli. Bunun dışında bu tartışmalar doğru değil. Türkiye'de her şey tartışma konusu oluyor. Bunu doğru bulmuyorum."

 

10. Cumhurbaşkanı Sezer'in af yetkisini kullanma yönündeki kararları incelendiğinde çarpıcı bilgiler göze çarpıyor. Sezer, 16 Mayıs 2000'den 23 Mart 2007 tarihine kadar 260 mahkûmu affetti. Bunların çoğunluğunu cezaevlerindeki açlık grevleri sonrasında 'Wernicke Korsakoff' hastalığına yakalananlar oluşturuyor. Sezer, ilk af yetkisini ise böbrek yetmezliği bulunan eroin kaçakçısı Mehmet Demir için kullandı. Eski cumhurbaşkanı, aynı yıl iki uyuşturucu kaçakçısının cezasını kaldırdı. 2000 yılında affedilen mahkumlardan üçü cinayetten, ikisi silah bulundurmaktan biri de kaza ile ölüme sebebiyet vermekten cezaevindeydi. Affedilen teröristlerin bir kısmı dağa çıkarak faaliyetlerine devam etti. Bu durum devlet kurumlarının raporlarına da yansıdı.

 

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer 2001'de 15 mahkumu affetti. Bunlardan ikisi küçük yaştaki çocuklara tecavüzden ceza almıştı, biri ise PKK üyesiydi. Cezaevlerinde yaşanan açlık grevlerinin ardından affedilenlerin sayısında büyük artış oldu. Cumhurbaşkanı Sezer, 2002'de 100'e yakın mahkumun serbest bırakılmasını sağladı. Bunların büyük bölümü ise yasadışı örgüt mensuplarıydı. 2003'te 123 hükümlü sağlık gerekçesiyle salıverildi. Bunlardan 38'i DHKP-C ve Dev-Sol örgütü mensubu, 18´i ise TKP-ML TİKKO örgütü üyesi olmaktan cezaevindeydi. Mahkumların diğer örgüt üyelerine dağılımı şöyle: TİKB (14), THKP (4) TKİH (1) DHP (1) PKK (3) TKEP (2) TDKP (2) BELİRSİZ (10)

 

2004'te TKP-ML üyesi Semiral Yılmaz ve Hüseyin Yıldırım'ın da aralarında bulunduğu 9 mahkum yine aynı gerekçeyle affedildi. Sezer'in 2005'te cezasını kaldırdığı İbrahim Ayhan Özgül, yasadışı Dev-Sol örgütü üyesiydi. Sezer´in 2006'da affettiği Mustafa Ablaş ise eşini öldürmekten mahkumdu.

 

İşte Sezer'in serbest bıraktığı mahkumlar ve örgütleri

 

İlhan Demirel (Yasadışı örgüt), Yaşar Demircan (Dev-Sol), Ramazan Çiçek (Anayasal düzeni yıkmak), Metin Günay (TİKB/GK), Atilla Selçuk (Anayasal düzeni yıkmak), Barış Kaya, Suat Karabulut (Dev-Sol), Ümit Kanlı, Gülseven Öztürk (DHKP-C), Fatma Güzel, Ergün Bütüner (TKP-ML), Barış Yıldırım (DHKP-C), Hakkı Şeker (DHKP-C), Nuray Gezici (Dev-Sol), Tamer Çadırcı, Ulaş Göktaş (DHKP-C), Mesut Avcı, Madımak Özen (DHKP-C), Ayten Eren (DHKP-C), Özgül Dede (DHKP-C), Yüksel Doğan (PKK), Murat Candar (TİKB/GK), Mustafa Genç, Ayla Özcan, İbrahim Tekin, Semra Askeri, Mehmet Şahin (DHKP-C),Gülperi Özen (DHKP-C), Haydar Baran (TKİP-Ekim) M.Erkan Çetin (Dev-Sol), Hatun An, Hakan Baran, Yılmaz Babatümgöz (MLKP), Resul Ayaz (MLKP/K), Zeynel Yıldız, Nazan Yılmaz (DHKP-C), Hasan Çebe (TİKB) Ertuğral Kaya (DHKP-C), Mete Yalçın (TİKB), Barış Gönülşen (TİKB), Esmehan Ekinci (TİKB), Mehmet Acettin (MLKP), Mehmet Leylek (MLKP), Erol Altıokka (TİKB) Ercan Uçuk (TKP/ML-TİKKO), Ali Şahmo (TKP/ML-TİKKO), Gürban Hızmay (DHKP-C), Sadık Yılmaz (MLKP/K), Aydan Odabaş (DHKP-C), Petek Türkmen (TİKB), Haydar Özbilgin (MLKP), Muharrem Kurşun (MLKP), Leyla Alp (DHKP-C), Sedat Felek (TKP/ML-TİKKO), Şudaman Kamancı (Ekim), Ali Haydar Geckin (TKP/ML-TİKKO), Gamze Bayram (DHKP-C), Sibel Horasan (Dev-Sol), Hüseyin Ali Günay (TKP/ML), Erdal Arıkan, Suzan Baran (TKP/ML-TİKKO), Namık Kemal Bektaş (MLKP), Nuray Özçelik (TİKB), Hülya Türüç (TİKB), Mahmut Yücel (TKP/ML-TİKKO), Ömer Ünal (TİKB), İsmet Sınağ (DHKP-C), Makbule Akdeniz (TİKB), Cem Şahin (DHKP-C), İnayet Günenç (TİKB)

 

KİM KAÇ KİŞİYİ AFFETTİ?

 

Kenan Evren: 27

 

Süleyman Demirel: 100

 

Turgut Özal: 21

 

Ahmet Necdet Sezer: 260

Cumhurbaşkanı Gül Necmettin Erbakan'ın kalan cezasını kaldırdı

erbakan  

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, kapatılan RP'nin eski Genel Başkanı Necmettin Erbakan'ın kalan cezasını kaldırdı. 

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, kapatılan Refah Partisi'nin eski Genel Başkanı Necmettin Erbakan'ın kalan hapis cezasını "sürekli hastalık" nedeniyle kaldırdı. Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan yazılı açıklamada, şunlar kaydedildi: "Hastanelerce sürekli hastalıkları belirlenen ve bunlara ilişkin raporları Adli Tıp Kurumu 3. Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından değerlendirilerek muayenesi yapılan Necmettin Erbakan'ın sağlık durumunun mahkumiyetinin devam etmesine izin vermediği yolunda anılan kurulca rapor düzenlenmesi ve dosyanın Adalet Bakanlığınca 15 Ağustos 2008 tarihinde Cumhurbaşkanlığına intikal ettirilmesi üzerine Sayın Cumhurbaşkanımız, Adli Tıp Raporunda ifade edilen durumun Anayasa'nın 104. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde sözü edilen 'sürekli hastalık' kapsamında olduğunu dikkate alarak, ilgilinin kalan hapis cezasını, söz konusu madde uyarınca kaldırmışlardır."

Necmettin Erbakan'ın 2 yıl 4 aylık hapis cezası, 26 Mayıs 2008'de Altınoluk'taki konutunda infaz edilmeye başlanmıştı. AA

21 Üniversiteye Yeni Rektör

 

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, görev süresi yarın dolacak 21 üniversitenin rektörlerini atadı.

Rektörler Belli Oldu

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, görev süresi yarın dolacak 21 üniversitenin rektörlerini atadı. Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi’nden yapılan açıklamaya göre 21 üniversitenin yeni rektörleri şu isimlerden oluştu:

-Akdeniz Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. İsrafil Kurtcephe

-Ankara Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Cemal Taluğ

-Atatürk Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Hikmet Koçak

-Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Kadri Özçaldıran

-Cumhuriyet Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. İlyas Dökmetaş

-Çukurova Üniversitesi Rektörlüğüne yeniden Prof. Dr. Alper Akınoğlu

-Dicle Üniversitesi Rektörlüğüne, Prof. Dr. Ayşegül Jale Saraç

-Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Mehmet Füzün

-Ege Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Candeğer Yılmaz

-Erciyes Üniversitesi Rektörlüğüne Hasan Fahrettin Keleştemur

-Fırat Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Ahmet Feyzi Bingöl

-Gazi Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Rıza Ayhan

-Gaziantep Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. M. Yavuz Coşkun

-İnönü Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Cemil Çelik

-İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Muhammed Şahin

-Karadeniz Teknik Üniversitesi Rektörlüğüne yeniden Prof. Dr. İbrahim Özen

-Ondokuz Mayıs Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Hüseyin Akan

-Orta Doğu Teknik Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Ahmet Acar

-Trakya Üniversitesi Rektörlüğüne, yeniden Prof. Dr. Enver Duran

-Uludağ Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Medet Mete Cengiz

-Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. İsmail Yüksek

Cumhurbaşkanı Gül, yeni atadığı rektörlere ilişkin mesajında ise şöyle dedi: “Ülkelerin ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel gelişimlerinde büyük rolü bulunan üniversiteler, bilim merkezi olmalarının yanında, kalkınma ve gelişmenin lokomotifidirler. Bilgi ve teknoloji üretiminin yapıldığı, tüm düşüncelerin özgürce ifade edildiği evrensel kurumlar olan üniversitelerimizden beklentilerimiz büyüktür.

Üniversitelerimizin kendi aralarında olduğu gibi dünyanın saygın üniversiteleriyle de bilimsel çalışmada bir rekabet ve yarış içerisine girmeleri büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda Avrupa Birliği ile müzakere sürecinde Yükseköğretim Kurulu tarafından hazırlanan ve geleceğe dönük projeksiyonlar sunan Strateji Belgesi'ni önemsiyorum. Üniversitelerimizin Strateji Belgesi'ne uygun olarak yükseköğretim alanında Avrupa Birliği standartlarının yakalanması, bilimsel seviyenin yükseltilmesi ve araştırma-geliştirme alanında dünya ile yarışacak bir düzeye ulaşılması amacıyla daha fazla çaba göstermeleri gerektiğini düşünüyorum. Bu duygularla yeni atanan rektörlerimizi kutluyor, kendilerine ve halen görevlerini yürüten üniversite yöneticilerine başarılar diliyorum."

Başsavcı: Cumhurbaşkanı dokunulmazdır, yargılanamaz

Abdullah Gül-1  Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 'kayıp trilyon' davasında Cumhurbaşkanı Gül hakkında soruşturmaya gerek olmadığını belirtti. Demokratik rejimlerde devlet başkanlarının dokunulmaz olduğunu belirten Başsavcılık, Anayasa'ya göre cumhurbaşkanının vatana ihanet dışında yargılanamayacağını vurguladı.

Türkiye, bir süredir Yüksek Mahkeme'nin Anayasa'ya rağmen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül hakkındaki davayı kabul etmesini tartışıyor. Ancak dün, yargıdan mesaj niteliğinde bir karar çıktı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Gül'ün cumhurbaşkanlığına seçilmesinin ardından yeniden gündeme gelen 'Kayıp Trilyon' davasıyla ilgili yargılanamayacağına hükmetti. Başsavcılığın kararında, Anayasa'nın 105. maddesine göre, cumhurbaşkanlarının 'vatana ihanet' suçu haricinde yargılanmasının mümkün olmadığı vurgulandı. Mevcut anayasal sistem gereğince, iddia olunan eylemlerin kanıt ve unsurları tartışılmaksızın, yasal imkansızlık sebebiyle soruşturma yapılmasına gerek olmadığı belirtildi.

Hukukçulara göre bu karar, Anayasa Mahkemesi'nin Gül hakkında verdiği yargılama hükmünün hukuka aykırılığını gösteriyor. Aynı zamanda, AK Parti hakkındaki davanın siyasî olduğunu ortaya koyuyor. Anayasa Mahkemesi, kendi kuruluş kanununa göre, parti kapatma davalarını 'ceza yargılaması' olarak görüyor. Bu sebeple yargılama aşamalarında Ceza Muhakemeleri Kanunu usul hükümleri uygulanıyor. Ancak AK Parti davasında ceza usul hükümleri farklı uygulandı. Gül hakkında, Anayasa'ya aykırı şekilde siyasî yasak talebiyle yargılama kararı verildi. Yargıtay Başsavcılığı, Gül'ün Dışişleri Bakanlığı ve milletvekilliği dönemindeki konuşmaları ile bazı genelgelerini gerekçe göstererek siyaset yasağı talep etmiş, Anayasa Mahkemesi de bu talebi yerinde bulmuştu. Gül'ün yargılanmasına Yüksek Mahkeme'nin 4 üyesi karşı çıktı.

Hukukçular da, Anayasa'nın 105. maddesini hatırlatarak, cumhurbaşkanının ancak 'vatana ihanet'ten dolayı TBMM'nin üçte birinin teklifi, dörtte üçünün oyuyla yargılanabileceğini kaydetti. İddianamenin bu yüzden iade edilebileceği dile getirildi. İddianamede Anayasa'nın 105. maddesinden bahsedilmezken, 'parti üyeliğinden ayrılanların fiil ve söylemleri de partiye isnat edilebilir' görüşü savunuldu.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın takipsizlik kararında, cumhurbaşkanının, seçilmeden önce işlemiş olduğu kişisel suçlardan dolayı Anayasa ve TBMM İç Tüzüğü'nde bir düzenleme bulunmadığı hatırlatıldı. Demokratik rejimlerde devlet başkanının dokunulmazlığının kabul gören bir imtiyaz şeklinde oluştuğu ifade edildi. Yüksek Mahkeme'nin görev ve yetkilerini düzenleyen Anayasa'nın 148. maddesine de dikkat çekildi. Anayasa Mahkemesi'nin görevleri arasında yer alan Yüce Divan'ın cumhurbaşkanını yalnızca 'vatana ihanet' suçlamasıyla yargılayabileceği, kişisel suçlardan yargılama yapamayacağı hatırlatıldı. Anayasal sistem içerisinde cumhurbaşkanının 'vatana ihanet' haricinde kalan bir suçtan dolayı yargılama merciinin de düzenlenmemiş olduğu vurgulandı.

'Kayıp Trilyon'dan yargılansaydı, beraat edecekti

'Kayıp trilyon' olarak bilinen dava, Refah Partisi'ne (RP) 1997'de verilen Hazine yardımının 1 trilyon liraya yakın kısmının sahte belgelerle harcanmış gibi gösterildiği iddiasıyla açılmıştı. RP Genel Başkanı Necmettin Erbakan ve partinin mali işlerinden sorumlu yöneticileri yargılama neticesinde çeşitli hapis cezaları aldı. O dönemde partinin genel başkan yardımcısı olan Abdullah Gül yargılansa bile partinin mali işleriyle ilgili bir görevi olmadığı için beraat edecekti. Aynı davada Şevket Kazan, Ahmet Tekdal, Recai Kutan, Oğuzhan Asiltürk gibi parti yöneticileri beraat etmişti.

Abdullah Gül Kimdir?

 

Hayrunisa Abdullah Gül- Hayrunisa Abdullah Gül Abdullah Gül-Necmeddin Erbakan Abdullah Gül Gençlik Abdullah Gül-1 Abdullah Gül recep tayyip erdoğan

Türkiye Cumhuriyeti'nin 11'inci cumhurbaşkanı Abdullah Gül bir Cumhuriyet Bayramı'nda Türkiye'nin çok partili demokrasiyle tanıştığı 1950'nin 29 Ekim'inde Kayseri'de doğdu.

Gül, dünyaya gözünü açtığı şehir olmanın ötesinde tüm yaşamında önemli bir yer işgal edecek Kayseri'de büyüdü, ülkenin geleceğine ilişkin ilk fikirlerini yine Kayseri'de oluşturdu.

Ahmet Hamdi Bey ve Adeviye Hanım'ın üstüne titrediği Abdullah Gül, 1973'te Milli Selamet Partisi'nden milletvekili adayı olan babası sebebiyle siyasete hiç uzak kalmadı.

Abdullah Gül, Türk siyasetine, edebiyatına, sanatına birçok isim yetiştiren Kayseri Lisesi'nden mezun oldu. Bu yıllar Gül'ün fikir dünyasının tohumlarının atıldığı dönem oldu.

Ailesinden din eğitimini alan, Kuran okumayı babasından öğrenen Abdullah Gül, lise yıllarında Necip Fazıl Kısakürek'in kitapları ile tanıştı, üniversite yıllarında da Necip Fazıl'ın yakınındaki isimlerden oldu. Gül, bugün Necip Fazıl'ın şiirlerini okurken duygularını saklayamıyor.

İstanbul'daki üniversite yıllarında Milli Türk Talebe Birliği'nin yönetiminde görev alan Abdullah Gül ve arkadaşlarının fotoğrafları sol gruplarca duvarlara asıldı, günlerce okula giremedi.

1980 öncesinin anarşi yıllarında şiddetten uzak durmaya çalışan Abdullah Gül, Hayrünnisa Hanım ile evlendiği Eylül 1980'de cezaevi ile tanıştı. Evlendiklerinin ilk haftasında Gül Metris Askeri Cezaevi'nin yolunu tuttu.

Suudi Arabistan yılları

Suudi Arabistan'ın Cidde kentindeki İslam Kalkınma Bankası'nda 10 yıla yakın görev yapan Gül, oğlu Ahmet Münir'in sünneti için geldiği Kayseri'de siyasete atıldı. Azmi Ateş, Recep Tayyip Erdoğan gibi arkadaşlarının ısrarı ile Kayseri 1'inci sıradan milletvekili adayı olan Gül 1991'de Meclis'e giren 38 Refah Partisi milletvekilinden biri oldu.

Kısa sürede Necmettin Erbakan'ın kurmaylarından olan ve Refah Partisi'ni dünyaya anlatma görevini üstlenen Gül, 1995 seçimlerinde birinci gelen Refah Partisi'nde bu sefer bakanlık koltuğuna oturdu.

AB muhaliflerinden biriydi

Avrupa Birliği'ne yaptığı güçlü muhalefet ile öne çıkan Gül, gölge Dışişleri Bakanı gibi çalıştı. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde de uzun yıllar Türkiye'yi temsil eden Abdullah Gül böylece İslam dünyası ile geliştirdiği yakınlığı bu sefer Avrupa ülkeleri ile kurdu.

28 Şubat'ta partisinin kapatılmasına direnen Gül, 28 Şubat'ın ardından hem Fazilet Partisi ile bir yol ayrımına gelir hem de 30 yıllık "milli görüş" çizgisinin bölünmesinin sembol ismi oldu.

Gül, 14 Mayıs 2000 tarihinde yapılan Fazilet Partisi 1'inci Olağan Genel Kurulu'nda ilk kez Erbakan'a rağmen genel başkanlığa adaylığını koydu. Seçim sonuçları kazananın Kutan olduğunu ilan etse de 633 oy olan Recai Kutan'ın karşısında 521 oyla Abdullah Gül seçimin asıl galibiydi.

Recep Tayyip Erdoğan ile Adalet ve Kalkınma Partisi'nin iki omurgasından birini oluşturan Gül, 3 Kasım 2002 seçimlerinde Erdoğan siyaset yasağı yüzünden Meclis'e giremeyince Türkiye Cumhuriyeti'nin 58'inci hükümetini kurmakla görevlendirildi.

4 aylık başbakanlık dönemi

4 aylık başbakanlığında Irak Savaşı'nı engellemeye çalışan Gül, 1 Mart 2003'te Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde oylanan, "Amerikan askerlerinin Türkiye üzerinden Irak'a girmesi"ni talep eden hükümet tezkeresinin reddinde de önemli rol oynadı.

Erdoğan'ın açık çağrısına rağmen, Başbakan olarak Gül'ün tezkereye güçlü bir şekilde sahip çıkmaması milletvekillerinin tezkere karşısında oy kullanmasının önünü açtı.

9 Mart 2003'te Siirt'te yapılan seçimlerde Recep Tayyip Erdoğan'ın milletvekili seçilmesi üzerine Gül 11 Mart'ta hükümetinin istifasını Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e verdi. Gül, Erdoğan'ın başbakanlığındaki 59'uncu hükümette Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı oldu.

Annan Planı'na açık destek verdi

Dış politikada Avrupa Birliği'nden Kıbrıs'a, Irak'tan İran'a kadar birçok konuda kritik kararlar alması gereken 59'uncu hükümetin Dışişleri Bakanı Gül yoğun bir dönem geçirdi.

Abdullah Gül ve AK Parti hükümeti Kıbrıs konusunda 20 yıllık devlet politikasını terk ederek son noktada Türk askerinin Ada'dan çekilmesini de içeren ama Kuzey Kıbrıs'ı, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurucu devleti olarak tanıyan Annan Planı'na açık destek verdi. Bu süreçte başta KKTC'nin kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş olmak üzere Türkiye içinde de birçok kesimle mücadele etmek zorunda kaldı.

Gül ve hükümetinin en başarılı olduğu alan ise bir dönem şiddetle karşı çıktıkları Avrupa Birliği üyelik sürecinde yaşandı. 10 reform paketini arka arkaya Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne getiren ve Kürtçe yayın başta olmak üzere birçok tabuyu yıkan Gül'ün dışişleri bakanlığı döneminde Türkiye, Avrupa Birliği ile müzakerelere başladı, birliğin dış kapısından üyelik için bekleme salonuna geçildi.

Cumhurbaşkanlığı seçimine doğru...

Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaştıkça da Abdullah Gül'ün ismi Çankaya ya da başbakanlık için muhtemel adaylar arasında sayılmaya başlandı. Senaryolara göre Erdoğan Köşk'e çıkarsa başbakanlık koltuğuna Gül'den başka bir alternatif yoktu.

Eğer Erdoğan Çankaya'ya çıkmazsa bu sefer Köşk'ü emanet edebileceği tek isim de 4 yıl önce başbakanlık koltuğunu tereddüt etmeden kendisine bırakan yol arkadaşı Abdullah Gül idi. Ancak her ikisinin eşinin de başlarının kapalı olması, Gül ve Erdoğan'ın muhafazakar bir geçmişten gelmeleri toplumun bazı kesimlerinde endişelere yol açtı. 

Gül için Köşk süreci 24 Nisan'da başladı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan uzun süre bir sır gibi sakladığı Köşk adayını AK Parti grubunda açıkladı. Ancak 27 Nisan'daki Cumhurbaşkanlığı oylamasına anamuhalefet CHP, Anavatan Partisi ve DYP girmedi.

Aynı günün gece yarısı Genelkurmay Başkanlığı cumhurbaşkanlığı seçim süreci ve Gül'ün adaylığına ilişkin görüşlerini internet sitesine koyduğu açıklamayla kamuoyuna duyurdu:

"Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde öne çıkan sorun, laikliğin tartışılması konusuna odaklanmış durumdadır. Bu durum, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından endişe ile izlenmektedir. Unutulmamalıdır ki, Türk Silahlı Kuvvetleri bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur."

Bu açıklama olayların yönünü değiştirdi. Anayasa Mahkemesi oylamalarda 367 vekil hazır olmadığı için seçimleri iptal etti.

Türkiye beklemediği şekilde 22 Temmuz'da genel seçimlere gitti. Meydanlarda "kendisine yapılan"ı halka şikayet eden Gül, adaylıktan çekildiğini söylemedi. Seçim sonuçlarının ardından yaptığı ilk açıklamada da, "Meydanların mesajını görmezden gelemem" diyerek adaylığının sürdüğü mesajını verdi.

Gül'ün bu mesajının ardından AK Parti yine kendi içine kapandı. Yapılan değerlendirmeler sonunda partiden Abdullah Gül dışında aday çıkmadı.

TBMM Genel Kurulu'nda bugün yapılan 3'üncü tur oylamada 339 oy olan AK Parti Kayseri Milletvekili, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Türkiye Cumhuriyeti'nin 11'inci Cumhurbaşkanı seçildi.

Bugüne kadar yurtdışında eşi ile birlikte birçok resmi toplantıya katılan ancak Türkiye'de türbana kamusal alan yasağı nedeniyle protokolde kendine yer bulamayan Hayrunnisa Gül ise şimdi Çankaya Köşkü'nün yeni ev sahibesi.

Hep kameralardan uzak durmaya çalışan ve özel hayatları ile neredeyse hiç gündeme gelmeyen Gül ailesi yeni bir kriz çıkmaz, olağanüstü bir gelişme yaşanmazsa Çankaya Köşkü'nün bundan sonraki ev sahibi olacak.

Ahmet Münir, Kübra, Mehmet Emre adlarında 3 çocuğu bulunan Gül, İngilizce ve Arapça biliyor.

Türbanın Tarihçesi

 

türban1 türban bağlama türban hayrunisa gül emine erdoğan

Bugünlerde “Türban”la yatıyoruz, “Türban”la kalkıyoruz. Türban aş oldu, iş oldu, Türkiye’nin gündemi oldu. Tek sorun Türban!

İşsizlik, sefalet, geçim derdi, yaşlılılar, aile sorunları, sağlık güvencesi, eğitim, sosyal güvenlik yasası, işçi ve memurun geçim derdi, ekonomi, bütçe açığı unutuldu, Türkiye’nin tek problemi türban oldu. Ülke olarak türbana odaklandık.

Medyanın ilk haberlerini oluşturan türban manşetlerden düşmez oldu. Hükümetin ve TBMM’nin birçok konuda yasalarda değişiklik yapması gerekirken, sadece türban için anayasada değişiklik yapacak formüller aranır hale geldi.

Kurumları karşı karşıya getiren, herkesin bir şekilde fikir sahibi olarak tartışma programlarında arzı endam ettikleri bu örtünün tarihçesi ve ilkleri;

Kamusal alanda ilk:

1950'li yıllarda kamusal alanda başını örten ilk kadın Dr. Hümeyra Ökten olmuştu. Hastaneye başını örterek gittiği için tepki alınca ayrıldı ve muayenehane açtı. Daha sonra Suudi Arabistan'a gitti .

Üniversitelerdeki ilk öğrenci:

1964 yılında İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde ilk başörtülü tıp öğrencisi Gülsen Ataseven oldu. Birincilikle üniversiteyi bitirdi.

İlk öğrenci eylemi (toplu):

1967'de Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'ndeki derslere başını örterek girmeye başlayan tek öğrenci Hatice Babacan oldu. Okul yönetimi Hatice Babacan’ı engelleyince toplu öğrenci eylemi başladı. Bu eylem Türkiye tarihinin ilk öğrenci eylemi olarak tarih sayfalarına geçti. Daha sonra Hatice Babacan üniversiteden atıldı.

Hatice Babacan; İki dönem AKP Hükümetinde bakanlık yapan (Şimdi Dışişleri Bakanı olan) Ali Babacan'ın halasıdır.

Başörtüsü yüzünden ilk hapis:

Şule Yüksel Şenler, Mehmet Şevket Eygi ile şehirleri dolaşarak kadınlara tesettür propagandası yapan Şenler "Başörtüsü saçı ve gerdanı gizlemeli” çağrısında bulundu. Kadınlar “vücut hatlarını belli etmeyen manto veya pardösü giyilmeli" ifadeleri ile tesettürün çizgilerini belirledi. Bu dönemde farklı bir şekle giren baş örtüsü "Şulebaş" adını aldı. Dönemin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, "Sokaklardaki başı kapalı hanımların öncüleri cezalarını çekecekler” ifadesi üzerine Şule Yüksel Şenler; Cumhurbaşkanına hakaretten hapse girdi.

2 ay sonra Cumhurbaşkanı affetti, ancak Şenler affı reddetti. Şenler’i örnek alan genç kızlar saçlarını onun gibi örtünce[b] "Şulebaş" kavramı daha da yayıldı.

Adliyede ilk başörtüsü:

Avukat Emine Aykenar adliye koridorlarında ilk başörtüsünü kullanan oldu. Duruşmalara başörtüsü ile girmek isteyen Aykenar protesto edildi ve 29 Nisan 1973'te Baro, Aykenar'ı avukatlıktan ihraç etti. Konuyu Danıştaya götüren Emine Aykenar davayı kaybedince bir daha avukatlık yapamadı. Milli Gazete'de yazarlığa başladı.

Başörtüsüne üniversitelerde ilk serbestlik:

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) 1982'deki kıyafet genelgesi ile başörtüsü yasaklamasına rağmen 1984'te yasağı kaldırdı. Boynu açıkta bırakan ve kulakların arkasından dolanarak bağlanılan başörtülerine müsaade edildi.

Dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren, "Türkiye’de irtica tehlikesi var" uyarısı ile 1987’de başörtüsü yeniden disiplin suçu kapsamına alınarak yasaklandı.

Bu dönemden sonra simge şeklinde bağlanan başörtüsü “Türban” adıyla anılmaya başladı.

Başörtüsüne ilk veto:

YÖK Kanunu’nda değişiklik yaparak başörtüsünün yeniden serbest bırakılmasını sağlamak amacı ile Özal (ANAP) hükümeti 1987 de "Yükseköğretim kurumlarında, dershane, laboratuar, klinik, poliklinik ve koridorlarında çağdaş kıyafet ve görünümde bulunmak zorunludur. Dini inanç sebebiyle boyun ve saçların örtü veya türbanla kapatılması serbesttir" hükmünü içeren yasayı Cumhurbaşkanı Kenan Evren "Türbanlılar tamam ama çarşaflı ve mayolular da gelirse ne olacak" diyerek yasayı veto etti.

Anayasa Mahkemesinden ilk iptal:

Özal hükümeti vetonun yaklaşık bir yıl ardından Aralık 1988’de Yükseköğretim kurumlarındaki kıyafet yasasını TBMM’den tekrar geçirdi. Cumhurbaşkanı Kenan Evren yasayı imzalamak zorunda kaldı ve Anayasa Mahkemesi’ne götürdü. Anayasa Mahkemesi, Mart 1989 da yasayı iptal etti.

Anayasa Mahkemesi iptal gerekçesini dikkate alan Özal hükümeti, 25 Ekim 1990’da YÖK’te başörtüye izin veren üçüncü kanunu çıkardı. SHP yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu, ancak talep reddedildi. Özal hükümetinin çıkardığı 2547 sayılı yasanın ek 17. maddesine göre üniversitelerde her türlü kılık ve kıyafet serbest oldu ve 1997’ye kadar bu serbestlik devam etti.

Üniversitelere kayıt yaptırmak (97-98 öğrenim yılı) için başvuran türbanlı öğrenciler kabul edilmeyince aylarca kitlesel eylemler başladı. Üniversite rektörlükleri ve Milli Eğitim Bakanlığı'nın 15 Eylül 1997 tarihinde genelge yayınlayarak türbanlı öğrencileri okullara alınmadı. Hayrünnisa Gül, fotoğrafı başörtülü olduğu için üniversiteye kaydı yapılmadığı gerekçesiyle 1998'de AİHM'e dava açtı.

AİHM'de ilk dava:

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) baş vuran Lamia Bulut ve Şenay Karaduman adlı iki öğrencinin, başörtüsü ile üniversiteye gitme isteklerini inceledi ve 3 Mayıs 1993'te iki öğrencinin talebinin aksine karar verdi. Karar özeti: Yüksek öğrenimini laik bir üniversitede yapmayı seçen bir öğrenci, bu düzenlemeleri kabul etmiş sayılır. Kısıtlama din ve vicdan özgürlüğüne bir müdahale oluşturmamaktadır, denildi.

Başbakanlık konutunda ilk türban:

Mayıs 1996’da ANAP-DYP ortaklığının bitmesi üzerine 8 Haziran 1996’da Hükümet kurma görevi Refah Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan’a verildi. 30 Haziran’da RP ile DYP arasında Refahyol adı verilen koalisyon hükümeti kuruldu. Erbakan’ın Başbakan olması ile Nermin Erbakan türbanı ile başbakanlık konutuna çıkan ilk kişi oldu. Bu süreç Haziran 1997'de Erbakan istifasına kadar devam etti.

TBMM'de ilk türban:

1999 seçimlerinden sonra FP Milletvekili seçilen Merve Kavakçı, türbanıyla Meclis'e gelerek yemin etmek istedi. DSP, MHP ve ANAP'lı milletvekilleri kürsünün önünü kapatması ile yemin etmesi engellendi. Yemin edemeyen Merve Kavakçı, FP partisinin kapatılma davasında gerekçelerinden biri oldu. FP kapatıldıktan sonra Türban konusu 2002 seçimlerine kadar unutuldu.

T.C. Devleti ile davalı ilk türbanlı Başbakan eşi:

Türban nedeniyle AİHM'e başvuranlar arasında Hayrunisa Gül de bulunuyordu. 1998'de fotoğrafı başörtülü olduğu için üniversiteye kaydı yapılmadığı gerekçesiyle AİHM'ye dava açtı,

AKP’nin Genel Başkanı olan ve 3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra hükümeti kurma yetkisini alan Abdullah Gül’ün eşi Hayrunisa Gül, Başbakanlık Konutu'na çıkan ikinci türbanlı oldu. Daha evvel AİHM'e açmış olduğu dava ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile davalı ilk türbanlı başbakan eşi oldu.

T.C. Devleti ile davalı ilk türbanlı Dışişleri Bakanı eşi:

Tayip Erdoğan’ın Başbakan olmasından sonra Dışişleri Bakanı olan Abdullah Gül’ün eşi Hayrunisa Gül bu seferde AİHM'e açmış olduğu dava sürdüğünden Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile ilk davalı Dışişleri Bakanı eşi unvanını eline geçirdi.

Hayrunisa Gül AİHM'ye açtığı davayı, eşinin Dışişleri Bakanı oldukta bir süre sonra davayı geri çekti. (02 Mart 2004)

AİHM de son türban kararı:

İstanbul Tıp Fakültesi'nde başörtüsü nedeniyle disiplin cezası alan Leyla Şahin İdare Mahkemesi'ne dava açtı. Dava reddedilince AİHM'e başvuran Leyla Şahin, 4. Daire de davayı oybirliğiyle reddedilince itiraz etti ve bunun üzerine Büyük Daire'ye başvurdu. AİHM Büyük Dairesi 11.11.2005’te kararını verdi. "Türbanın dinin kurallarından biri olduğu için takıldığı" savunmasına da şu karşılığı verdi: "Öncelik dinin değil devletin kurallarıdır..." Mahkemenin gerekçeli kararı 16 oyla kabul edildi.

Çankaya Köşkü'nde ilk türban:

22. Temmuz seçimlerinden sonra AKP tarafından aday gösterilen Abdullah Gül, 28 Ağustosta 2007 de Cumhurbaşkanı seçildi. Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olmasıyla Cumhuriyet Tarihi'nde bir ilk daha yaşandı ve türbanlı bir First Lady Çankaya Köşkü'ne çıktı.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde 58 yıldır zaman zaman gündem oluşturan, kimi zaman unutulup rafa kaldırılan, seçim dönemlerinde ısıtılıp Türkiye’nin hayati bir sorunu gibi algılanan TÜRBAN yine tarihi rolünü oynuyor. M.Şükrü ŞEKER

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın özgeçmişi

Recep_Tayyip_Erdoa  26 Şubat 1954 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Piyale Paşa ilkokulunu ve İstanbul İmam Hatip Lisesi’ni bitirdi. 1973 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve Ticari Bilimler Fakültesi’ne kaydoldu. Üniversite yılları sırasında Milli Türk Talebe Birliği'ne girdi, 1976 yılında MSP Beyoğlu Gençlik Kolu Başkanlığına ve aynı yıl MSP İstanbul İl Başkanlığına seçildi.

Erdoğan, 12 Eylül 1980 sonrasında İETT’deki görevinden ayrıldı ve bir süre özel sektörde çalıştı. 1982 yılında askerlik hizmetini yapan Erdoğan, 1983 yılında kurulan RP ile yeniden siyasi hayata döndü. Partinin 1984 yılında Beyoğlu İlçe Başkanı, 1985 yılında da İl Başkanı ve MKYK üyesi seçildiğinde 30 yaşındaydı.

1986 ara seçimlerinde milletvekili adayı, 1989 seçimlerinde de Beyoğlu ilçesinden belediye başkan adayı oldu. 1991 senesinde tekrar milletvekili adayı oldu olup mazbatasını aldıktan sonra tercihli oy sistemi nedeniyle yüksek seçim kurulu mazbatasını iptal etti. 27 Mart 1994 seçimlerine kadar RP İstanbul İl Başkanlığı görevimi sürdürdü ve bu tarihte İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı oldu.

12 Aralık 1997’de İstanbul Belediye Başkanı sıfatıyla gittiği Siirt’te okuduğu bir şiir nedeniyle yargılandı ve Diyarbakır DGM tarafından “Halkı din ve ırk farkı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmekten” mahkum edildi. 26 Mart 1999’da girdiği Pınarhisar Cezaevi’nden 24 Temmuz 1999’da tahliye edildi. Erdoğan aynı zamanda seçilme hakkını da yitirdi.  Bu süreçte başını Nazlı Ilıcak'ın çektiği gazeteciler ile Korkut Özal gibi politikacılar tarafından yeni bir parti kurması yolunda telkinlere açık oldu.

Tayyip Erdoğan, daha sonra Fazilet Partisi'nin kapatılmasının ardından bu partinin Meclis Grubunu oluşturan milletvekillerinin büyük bir kısmıyla birlikte Adalet ve Kalkınma Partisi’ni (AKP) kurarak genel başkanı oldu.

AKP, 3 Kasım 2002 seçimlerinde tek başına iktidar oldu. 3 Kasım seçimlerinde adaylığı kabul edilmeyen Erdoğan yenilenen Siirt seçimlerinde milletvekili olarak Meclis’e girdi ve Abdullah Gül’ün Başbakanlığı’ndaki 58. hükümetin istifasını sunması üzerine 59. Hükümeti kurarak Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı oldu.

AKP, 22 Temmuz 2007 seçimlerinde de 1. parti çıkmasının ardından 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından 60. hükümeti kurmakla görevlendirildi. Bir konferansta tanıştığı Emine Hanım evliliğinden Ahmet Burak, Necmeddin Bilal, Esra ve Sümeyye adlı 4 çocuğu oldu.

Web Stats Free counter and web stats