Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Haberiniz Olsun

4 tane "şehit" etiketli yazı bulundu "şehit" tagli diger ogeler resimler , videolar

Ağır yaralı polisler, sürekli Kelime-i Şehadet getirdi

kahraman polisler ABD Başkonsolosluğu'nda meydana gelen silahlı saldırının ardından olay yerine gelen 112 Acil Servis kurtarma ekipleri, yaralılara müdahale anını anlattı.

Ekipler, şehit olan ağır yaralı polislerin hastaneye taşınırken sürekli Kelime-i Şehadet getirdiklerini söyledi. Star TV ana habere konuşan Acil Servis ekipleri, teröristlerin, kendileri olay yerine vardıklarında ölmüş olduklarını anlattı. Hemen yaralı polislere müdahale ettiklerini söyleyen sağlıkçılar, hastaneye taşınan ancak yaşamını yitiren polislerin ambulansta sürekli Kelime-i Şehadet getirdiklerini ve silahlarını ellerinden bırakmadıklarını aktardı. Bu arada saldırıda şehit olan polislerin, yaralanıp yere düşmelerine rağmen çatışmaya devam ettikleri belirtildi. İstanbul Valisi Muammer Güler, yaralı polis memurları Osman Dağlı ve Ferit Özcan'ı hastanede ziyaret etti. Güler, "Osman Dağlı dirseğinden yaralı. Bizzat çatışmanın içinden çıkan bir yaralımız. Kahramanca da görevini yaptı." dedi.

Yaşanmış Gerçek bir Olay Hocalı Katliamı 25 Şubat 1972 +18

 

hocalı katliamı (3) hocalı katliamı (2) hocalı katliamı (1) hocalı katliamı

Resimlere bakmak sakıncalı olabilir 

Elleri bir ağaca arkadan bağlanan hamile bir kadının başına dikilmiş olan iki Ermeni yazı tura atıyordu. Bu kanlı kumarı yaklaşık 100 yıl önce Anadolu toprağında Kars'ta Ağrı'da Van'da Erzurum'da da ataları oynamıştı.Onlardan duymuşlardı.

Karnı burnunda zavallı bir Azeri kadının doğumu oldukça yakın görünüyordu. Çaresiz kadın bir hazan yaprağı gibi titriyordu.

Elbiseleri yırtık, ayakları çıplaktı...Ermenilerin uzun boylu olanı elindeki AK-47 model Rus yapımı otomatik tüfeğinin namlusuna monte edilen seyyar kasaturayı çıkartırken, diğeri elindeki demir parayı havaya attı

:-Akçik, manç?..

(Kızmı, oğlan mı?)

-Akçik...

(Kız)

Bu cevap üzerine 'oğlan' diyerek bahse giren Ermeni, elindeki kasatura ile hamile kadının karnını bir hamlede yarıp çocuğu çıkarttı.Kan bürümüş gözleri bebeğin kasıklarına kilitlendi.

-Tun şahetsar,ınger...

(Sen kazandın, yoldaş)

-Yes şahetsapayts ays bubrikı inç bes bidigişdana...

(Ben kazandım ama bu bebek nasıl beslenecek?)

-Mayrigı bedge gişdatsine.

(Annesi besleyecek elbette)

Bunun üzerine daha kısa boylu olan Ermeni, bir hamlede kasaturaya geçirdiği bebeği annesinin göğsüne yapıştırdı:

-Mayrig yerahayin zizdur.

(Çocuğa meme ver)

Aynı dakikalarda Hocalı'nın başka bir semtinde tek kale futbol maçı hazırlığı vardı. İki kesik Azeri kadın başını kale direği yapmışlar, top arayışına girmişlerdi.Başı tıraşlı bir çocuk bulup getirdiklerinde ise Ermeni çeteci sevinçle bağırdı:

-Asixn ma/,çimi yev bızdıge, aveg gındırnadabidi. Gıdıresek...

(Bu hem saçsız hem de küçük, iyi yuvarlanır. Kopartın...)

Aynı anda çocuğun gövdesi bir tarafa,başı da orta yere düşmüştü...

Ermeniler zafer naraları! atarak, kanlı postalları ile kesik çocuk başına vurarak kanlı bir kaleye gol atmaya çalışıyordu.

Bu iki olay Hocalı'da bundan çok değil yalnızca 14 yıl önce yaşandı. Her iki olay da ermeni çetecilerin katliamlarına bizzat şahit olan görgü tanıklarının anlatımlarıdır.

Ne yazık ki 26 Şubat 1992 günü binlerce Azeri türlü yöntemlerle vahşice katledilmiştir. Ajanslar,katliam haberini bütün dünyaya hızla geçerken, arşı titreten ağır bir vahşet yaşanan Hocalı halkından geri kalanlar ise çaresizlik içinde kıvranıyordu.

Türkiye'de büyük bir dehşet uyandıran katliama ilişkin ilk görüntüler ise TRT aracılığı ile duyurulmuştu. Bütün olanları batılı gazeteciler, özellikle de New York Times belgeledi.

26 Şubat'ta güçlü silahlarla donatılmış Ermenistan silahlı kuvvetleri ile Hankendi'nde konuşlanmış bulunan Albay Zarvigarov komutasındaki 366'ncı Rus Motorize Alayı, Hocalı'ya saldırarak tarihin en vahşî katliamlarından birini yaptılar.

26 Şubat! gecesi Rus motorize alayının tanklarından açılan top ve roket saldırıları ile Hocalı Havaalanı kullanılamaz hâle getirilerek kentin dış dünya ile ilişkisi de tamamen kesildi.

Savunmasız kalan kente giren Rus destekli Ermeni askerleri, çocuk, yaşlı, kadın, bebek demeden birçok insanımızı vahşîce katlettiler. Ermenilerin işgal ettikleri Hocalı'da dehşet verici olaylar yaşandı.

Canlı canlı insanların kafa derilerini yüzdüler,

Sağ olarak ele geçirdiklerini ise sistematik bir işkenceye ve tıbbî deneylere tâbi tutarak, insanlık dışı muamelelere maruz bıraktılar.

Hızar ve testereler ile diri diri insanların kol ve bacaklarını kestiler.

Genç kızların önce saçlarını,sonra da kafa derilerini yüzdüler.

Babanın gözü önünde evladını, evladın gözü önünde babayı kurşunlara dizdiler.

Kesik kafaları sepetlere doldurdular.

Peki neydi bu düşmanlık?

Ermenistan'daki okul duvarlarında asılan haritalarda Türkiye'nin 12 ili yer almaktayken, Ermenistan'ın bayrağında Türkiye hudutları içindeki Ağrı Dağı'nın resmi varken, Ermenistan Millî Marşı'nda 'Topraklarımız işgal altında, bu toprakları azat etmek için ölün,öldürün' denmekteyken, başkaca bir neden aramaya zaten gerek yok sanırım.

Dağlık Karabağ Bölgesi'nde bulunan Hocalı'ya, eski Sovyet İttifakı Silahlı kuvvetleri'ne ait 366. Alay'ın desteği ile Ermeni Sılahlı Kuvvetleri tarafından düzenlenen saldırılar sonucu 613 Azerbaycan Türk'ünün hayatını kaybettiği resmî olarak açıklandı. Ancak kayıp sayısının bu rakamların çok çok üstünde olduğu bilinmektedir.

56 hamile kadın karnı yarılmış durumda bulunmuştur.

Bu alçak saldırıda 487 kişi ağır yaralanırken, 1275 kişi ise rehin alınmış, geri kalan nüfus da bin bir zorlukla canını kurtarmış ancak bu olayın tahribatından ruhları ve hafızaları asla bir daha kurtulamamıştır.

Şahitlerin anlattıklarını dinleyenler önce kulaklarına inanamadı.!

Fakat katliam sonrası Hocalı'ya girdiklerinde ise, görgü tanıklarının abartmadığını kısa sürede anladılar. Hocalı'da katliam bölgesini gezen Fransız gazeteci Jean-Yves Junet'nin gördükleri karşısında söyledikleri, katliamın boyutunu da anlatıyordu:

'Pek çok savaş hikâyesi dinledim. Faşistlerin zulmünü işittim, ama Hocalı'daki gibi bir vahşete umarım kimse tanık olmaz' Peki 26 Şubat 1992 günü yaşanan bu katliamın emrini kim vermişti; Ermenistan Devlet Başkanı sıfatını taşıyan Robert Koçaryan denilen kirli katilden başkası değildi. Yaptığı terör faaliyetlerinin oranı nispetinde terfi eden Taşnaksutyun örgütü liderlerinden Robert Koçaryan, 20 Mart 1996'da Ermenistan Başbakanı oldu.

Karabağ'da barış istediği için aşırı milliyetçilerin tepkisine daha fazla direnemeyen Levon Ter Petrosyan istifa edince de 30 Mart 1998 yılında ondan boşalan Devlet Başkanlığı koltuğuna,'Hocalı Katliam'mı' baş sorumlusu olan azılı terörist Robert Koçaryan oturdu.

Ermeniler Türk hamile kadınlarına tecavüz edip karnını hamile olduğu halde taş ile doldurup öldürmüşler ve küçük Türk kızlarına tecavüz edip öldürmüşlerdi.

Ülkemizde sadece 1 ermeni öldürüldü diye yürüyüş yaptılar ve o kadar araştırdılar ama hiç bir insan kalkıp ta bu masum insanlara işkence edilip öldürüldükleri için yürüyüş yapmadı..............

Yazıklar olsun ......

İncelemek isterseniz ek kaynak http://tr.wikipedia.org/wiki/Hocal%C4%B1_katliam%C4%B1 Konu ile diğer kaynaklar wikipedia da da mevcut. Konunun doğruluğu dikkatinizi çekebilir.

Başka bir kaynak  Hocalı Katliamı

Hocaali Katliamı (25-26 Şubat 1992)

1991 yılında Azerbaycan Parlamentosu'nun halktan gelen baskılar karşısında Dağlık Karabağ'ın özerk bölge statüsünü ilga etmesine karşılık Dağlık Karabağ Parlamentosu bir referandum düzenleyerek cevap vermiştir. Çoğunluğu Ermenilerin oluşturduğu bölgede referandum sonucunda Dağlık Karabağ Parlamentosu bağımsızlığını ilan etmiştir. 1992'de Sovyet birlikleri de bölgeden çekilmiştir.

Hocalı'da gerçekleştirilen katliama giden süreçte, Ermenileri Rusların desteklediği yönünde ciddi bulgular bulunmaktadır. Ermeni gönüllülerden oluşan silahlı gruplar Karabağ'a yerleştirilmiştir. Ardından Gorbaçov, 25 Temmuz 1990'da yayımladığı bir kanun ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kanunları dahilinde olmayan silahlı grupların kurulmasını yasaklamış ve kanunsuz olarak saklanan silahlara el konulmasını sağlamıştır. Bu kanunla birlikte Azerbaycan'ın bütün bölgelerinde av silahları da dahil olmak üzere silahlar toplanmış, Dağlık Karabağ'da ise bu görev Rus askerleri tarafından yerine getirilmiştir.

1990 yılının Ağustos ve Eylül aylarında Ermeniler saldırılarını doğrudan Azerilere yöneltmeye başlamışlar, otobüs baskınları, yol kesme gibi terör eylemlerine kalkışmışlardır. 1990 yılı başlarında yaklaşık 186 bin Azeri, Ermenistan'dan Azerbaycan'a gitmeye zorlanmıştır. Ekim 1991'de ilk Azeri köyü Ermenilerce ele geçirilmiştir. Hocalı Katliamı, Rus askerlerinin desteğiyle 25–26 Şubat 1992'de Hocalı'ya ulaşan Ermeni kuvvetlerince gerçekleştirilmiştir. Rusya olaylarla ilgisinin olmadığını iddia etse de, Rus ordusuna ait 366. alayın 1991'in sonbaharından beri Ermenilerin safında savaştığı, alaydan kaçan dört askerce doğrulanmıştır.

10 bin nüfuslu Hocalı'da olaylar sırasında yaklaşık 3.000 Azeri bulunmaktaydı. Saldırıda ölenler hakkında verilen resmi rakam 613 kişi olmakla birlikte, katledilen toplam Azeri sayısının 1.300 kişi olduğu söylenmektedir. Saldırılar sırasında Hocalı'da yaşayan Ahıska Türkleri de evlerinde yakılarak öldürülmüştür. Kadın, çocuk ve yaşlılar da dahil olmak üzere siviller katledilmiştir. Katliamın ilk gecesinde sekiz aile bütün fertleriyle öldürülmüş, 700'den fazla çocuk anne ya da babasını kaybetmiştir. Yaralılar ise 1.000'in üzerindedir.

Katliama tanık olan bir gazeteci, yaşananları şu şekilde aktarmaktadır:"Dağlık Karabağ'ın Hocalı kentinin düşüşünü bir gün boyunca yaşadım. Görüntülerle belgeledim ve video çekimleriyle bir günde 1.300 Azerbaycan Türk'ünün Ermeni çetecilerce öldürülüşünü bütün dünyaya duyurdum. Hocalı katliamı anlatılamaz bir vahşetti. Azerbaycan yönetimi ve Cumhurbaşkanı Ayaz Mütellibov, olayı dört gün boyunca kamuoyundan gizlemeye çalıştılar. Bütün Azerbaycan şok olmuştu. Ermeni bıçaklarından, kurşunlarından kurtulmayı başaranlar; kadınlar, çocuklar, ihtiyarlar karlı dağlarda tipi altında Agdam'a gelmeyi başardıklarında çoğunun ayakları donmuştu. Bazılarının ayakları ise kangrenden dolayı kesilmişti. Ermeniler vahşetin her türlüsünü sanki ibret olsun, örnek olsun diye yapmışlardı. İhtiyar dedelerin, yaşlı anaların yüzleri jiletlerle doğranmış, genç kadınların göğüsleri peynir gibi kesilmiş, bebeklerin kafa derileri yüzülmüştü. Hocalı ile Agdam arasındaki 12 kilometrelik orman boyunca cesetler dizilmişti."

Gelişmelere seyirci kalan BM ve Batılı devletler, Ermenilerin yaptıkları katliamlara ve işgal hareketlerine ciddi bir tepki göstermemişlerdir. Ermenilerin Mayıs 1992'de Nahçıvan'a saldırmalarından sonra Türkiye 1921 Kars Anlaşması çerçevesinde bölgeyi korumak için askerî müdahalede bulunabileceğini açıklamıştır. Uluslararası toplum, ancak Ermenilerin nüfusu 60 binden fazla olan Kelbecer'e saldırmasıyla harekete geçti. BMGK, 822 sayılı kararı ile Ermeni kuvvetlerinin işgal altındaki topraklardan çekilmesini istedi, ancak bu sonuç vermedi. Kararın ardından AGİT bünyesinde arabuluculuk çalışmaları başlatıldı. 1994 yılında iki taraf arasında ateşkes ilan edilmiştir. Savaş sonrası çözüme kavuşturulamayan bir diğer sorun da, ülke içerisinde yerinden edilen ya da sığınmacı durumuna düşen bir milyon civarı Azeri'dir. Bunların büyük bir çoğunluğu Azerbaycan sınırları dahilinde yaşamaktadırlar. Azerbaycan nüfusunun %10'undan fazlası ülke içinde yerinden edilmiş sığınmacılardan oluşmaktadır ki bu, kişi başına dünyada yerinden edilmiş en büyük nüfus hareketlerinden biri anlamına gelmektedir. Bu insanlar hâlâ Ermenilerce işgal edilen topraklarda bulunan evlerine geri dönmeyi beklemektedirler. Azerbaycan Cumhuriyeti'nde yaşadığı yeri terk etmek zorunda kalan veya başka ülkelerden Azerbaycan'a gelen Azerbaycan vatandaşları, Azerbaycan hükümeti tarafından "göçkün" olarak adlandırılmaktadır. Sorunlarına hâlâ kalıcı çözümler bulunamayan göçkünler; mesken, iş, yiyecek, sağlık, eğitim ve can güvenliği gibi birçok sorunla karşı karşıyadırlar. Bu kişiler Bakü ve çevresinde, zor koşullar altında yaşam mücadelesi vermektedirler.

Çanakkale Zaferi'nin futbolcu kahramanları

 

Çanakkale Zaferi'nin futbolcu kahramanları (3) Çanakkale Zaferi'nin futbolcu kahramanları (2) Çanakkale Zaferi'nin futbolcu kahramanları (1) Çanakkale Zaferi'nin futbolcu kahramanları

İşte Çanakkale Savaşı’nda şehit olan, yaralanan ve esir düşen futbolcuların çarpıcı hikayeleri Gazeteci-Yazar Ali Sami Alkış, Çanakkale Savaşı’nda düşmanla mücadeleleri sırasında şehit olan, yaralanan ve esir düşen futbolcuların çarpıcı hikayelerini kaleme aldığı kitapta anlattı.

Yarımada yayınevinden çıkan “Çanakkale’de Şehit Düşen Futbolcular Yedi Kandilli Avize” adlı kitapta, Çanakkale Cephesi’nde Galatasaray’ın 23, Fenerbahçe’nin 5 ve Beşiktaş’ın da 2 futbolcusunun şehit olduğu belirtiliyor.

1. Dünya Savaşı sırasında ise Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Ankaragücü’nün toplam 70 futbolcusunun, çeşitli cephelerde şehit düştüğü ifade ediliyor.

Galatasaray’da kayıtların düzenli tutulması nedeniyle şehit futbolcu sayısının fazla gözüktüğü, Beşiktaş’a ait kayıtların işgal yıllarında kulübün Rumlar tarafından yağmalanması sırasında, Fenerbahçe’ye ait kayıtların ise kulüp binasında çıkan yangında tahrip olduğu belirtiliyor.

Çanakkale’de şehit olan, yaralanan ve esir düşen futbolcu sayısının belirlenenden çok fazla olduğu, ancak kaynak yetersizliği nedeniyle şehit futbolcu sayısının tespitinin mümkün olmadığı, mevcut kaynakların ise genelde Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş’a ait olduğu vurgulanıyor.

Ankara, İzmir, Bursa, Trabzon gibi kentlerde bulunan kulüplerde oynayan futbolcuların da savaşa katıldığı, ancak kayıt tutulmadığı için isimlerinin ve sayılarının tespit edilemediği ifade ediliyor.

MAÇA BEKLENİRKEN ŞEHİT OLDUĞU HABERİ GELDİ

1. Dünya Savaşı sırasında futbolcuların yeşil sahalar ile savaş alanı arasında gidip geldiklerinin anlatıldığı kitapta, Çanakkale’nin ardından Fransızlarla savaşmak için Niğde’ye giden Fenerbahçeli Arif’in hazin hikayesi şöyle:

“Fenerbahçe, 1919-1920 sezonuna iddialı girmek istiyordu. Bunun için, ilk kez sahaya çıkacakları Idmanyurdu maçında, sağ bekleri Istihkam Subayı Mülazımıevvel Arif’in mutlaka oynamasını istiyorlardı.

Ulukışla’da bulunan kaptanları için, kumandanlıktan izin aldılar. Arif’in oynamasını sağlama almışlardı. O mutlaka gelmeliydi. Gelecekti. Fakat onun yerine kara haberi geldi. Arif Ulukışla’dan Niğde’ye giderken tam kalbine aldığı bir kurşunla şehit oldu.”

Arif’in şehit olduğu haberinin ardından Fenerbahçe’nin İdmanyurdu karşılamasına, şehide saygı olsun diye 10 kişiyle çıktığı, şehit Arif’in 2 numaralı formasının ise saha kenarına bırakılan bir sandalyeye asıldığı kaydediliyor.

Karşılaşmanın ise sahaya 10 kişiyle çıkan Fenerbahçe’nin 11-0 üstünlüğüyle sonuçlandığı belirtiliyor.

GALATASARAYLI İNGİLİZ KÖKENLİ FUTBOLCU…

Hindistan’da, İslamiyeti seçen Spancer ve Sarah Robenson adlı İngiliz karı-kocanın Müslümanlara olan yaklaşımlardan dolayı İngiltere ve Hindistan’da yaşayamayacaklarını anlamaları üzerine İstanbul’a göç ettikleri anlatılıyor.

Abdullah ve Fatma isimlerini alan İngiliz çiftin 3 erkek çocuğundan Ahmet ve Abdurrahman’ın Galatasaray’da top oynadığı ve şampiyonluklar yaşadıkları ifade ediliyor.

1. Dünya Savaşı sırasında düşman saldırılarını artırınca Galatasaray’ın forveti Abdurrahman ile diğer kardeşi Yakup’un cepheye gitmek için izin istediği baba Abdullah Robenson’un, “Bakın evlatlarım. Burası bizim vatanımız oldu. Gitmenize üzülürüz; ama gururumuz her zaman acımızdan büyük olur” dediği kaydediliyor.

Gönüllüler ordusuna katılarak Çanakkale’ye giden Robenson kardeşlerden Abdurrahman’ın kısa bir süre sonra gönderildiği Kafkas Cephesi’nde donarak şehit olduğu ifade ediliyor.

Yakup Robenson’un ise Çanakkale’nin ardından gittiği Bağdat Cephesi’nde bir İngiliz’in silahından çıkan kurşunla şehit olduğu belirtiliyor.

Robenson ailesinin sağ kalan tek çocukları Ahmet’in ise yıllar sonra Galatasaray’a başkan olduğu vurgulanıyor.

DESTANLAŞAN 27. ALAY’DA ŞEHİT OLDU

Çanakkale Savaşı sırasında Beşiktaş’ın yıldız futbolcularından olan kaptan Kazım’ın, düşman işgaline karşı cepheye gittiği ve kendisini tanıyan bir komutanın “emir erim ol” önerisini, “Ben sporcuyum. Diğerlerine göre daha zinde ve atik biriyim. Cephede daha çok işe yararım” diyerek geri çevirdiği belirtiliyor.

Anzaklara karşı destanlaşan 27. Alay’da mücadele veren Kazım’ın savaş sırasında sırtına isabet eden bir gülle ile Çanakkale’de şehit düştüğü kaydediliyor.

Kazım’ın cebinden çıkan kanlı kağıt parçasındaki şiirin ise daha sonra marş haline getirilerek maçlarda, törenlerde söylendiği ifade ediliyor.

ASKERDEN KAÇMAK İSTEYEN FUTBOLCULAR…

1. Dünya Savaşı sırasında vatan savunması için yediden yetmişe herkesin gönüllü olarak askere yazıldığı, ancak cepheye gitmek istemeyen futbolcuların askerlikten muaf tutulan İttihat ve Terakki Partisi’nin elindeki Altınordu Kulübü’ne gittiğine dikkat çekiliyor.

Askere gitmek istemeyen dönemin ünlü futbolcularından otomobil Nuri de Fenerbahçe Başkanı Hamit Hüsnü’nün “Bir gün seni kendi ellerimle orduya teslim edeceğim” demesi üzerine takımdaki 6 arkadaşını yanına alarak Altınordu Kulübü’ne geçtiği, böylece askere gitmekten kurtulduğu belirtiliyor.

O dönem bütün kulüplerin futbolcuları askere alınırken, sadece Altınordu Kulübü’ndeki futbolcuların vatani görevden muaf tutulması ise çarpıcı bir şekilde anlatılıyor.

Savaşa giden futbolcuların şehit düşmesi ya da gazi olması nedeniyle kulüplerin tamamen tükendiği dönemlerin olduğu, hatta savaşın en şiddetli zamanında Fenerbahçe’nin 3, Galatasaray’ın 2 ve Beşiktaş’ın ise sadece 1 futbolcusunun kaldığı ifade ediliyor.

Kayıpların ardından ise kulüplerin 15-16 yaşlarındaki çocuklardan takım oluşturularak karşılaşmalara çıktığı belirtiliyor.

Web Stats Free counter and web stats