Blog nedir? . . . Kendine blog oluştur ;)

Haberiniz Olsun

Yazılar arşiv 05.2008 Other entries in 2008-05 resimler , videolar

Esnafa müjde...Vergi muafiyeti geliyor

Ayakkabı tamircisi, berber gibi küçük esnaf vergi yerine harç ödeyecek. Harç miktarı asgari ücrete göre belirlenecek ve nüfusu az olan illerde düşük tutulacak, büyükşehirlerde yüksek olacak.

Berber, ayakkabı tamircisi gibi küçük esnafa vergi muafiyeti geliyor. Basit usulde vergilemeye tabi yaklaşık 800 bin esnaf bölgelerinin nüfus kriterlerine göre kademelendirilecek.

Vergi ödemeyecek olan esnaf kademelerine göre belli bir miktar harç ödeyecek. Böylece Ankara'daki esnafla Adana'daki esnafın harç miktarı aynı olmayacak. Harç miktarlarının belirlenmesinde de asgari ücret esas alınacak. Ayrıca "belge teşviki" adı verilen sistemle tedarikçisinden fiş alan esnaf bu harcamaların yüzde 2 ya da 3'ünü harçtan düşecek.

Referans Gazetesi'nin haberine göre Vergi Konseyi'nin yaklaşık 2 yıldır üzerinde çalıştığı Gelir Vergisi reformunun rapor çalışması tamamlandı, maddelerin yazımına geçildi. Taslak, Maliye Bakanlığı'na ay sonunda gönderilecek. Bakanlık öneriler üzerinde tekrar bir değerlendirme yapacak. Reformun yasalaşma sürecinin 2009 yılını bulması bekleniyor. Bu çerçevede getirilen önerilerden biri yaklaşık 800 bin mükellefi ilgilendiren basit usule tabi esnafın vergileme sistemini değiştiriyor. Buna göre öncelikle küçük esnaf sınıflandırılacak. Oturduğu bölgenin nüfus kriterine göre bir kademelendirme yapılacak. Bu kademelendirmenin daha çok Maliye Bakanlığı'nda şekillendirilmesi bekleniyor.

İlk öneriye göre 2 binin altındaki nüfusa sahip yerlerde küçük esnafa vergi muafiyeti getirilecek. Burada alış ve satışına göre de bir kıstas belirlenebileceği belirtiliyor. Küçük esnaf vergi vermeyecek ama yıllık olarak bir harç ödeyecek. Bu harcın yarısı da bu bölgelerde alınmayacak. Yani örneğin 200 YTL'lik bir harç belirlenecekse bunun 100 YTL'si de bu bölgelerde alınmayacak. Ama irtibatın kesilmemesi için, yılın belli bir ayında gelip vergi dairesine "ben faaliyetteyim" diye beyanda bulunacak. Kademelendirmede asgari ücretin esas alınması bekleniyor.

İlk etaptaki esnaftan sonra yukarıya doğru yani nüfus arttıkça alınan harç miktarı da yükselecek. İlk etap bölgede diyelim ki asgari ücretin yarısı alınıyorsa, bir üst kademede asgari ücret, daha sonraki kademede asgari ücretin bir katı, büyükşehirlerde de asgari ücretin iki katı gibi harç alınacak. Ama Kızılay'da bir berberin vergilendirilmesinin belki de bu sistem dışında normal vergilendirilmesi yani gerçek usulde vergilendirilmesi gündeme gelebilecek.

FİŞ TOPLAYANA HARÇ İNDİRİMİ

Yeni modelde "belge teşviki" modelinin hayata geçirilmesi planlanıyor. Model; "Küçük esnaf yaptığı satıştan dolayı belge yani fiş-fatura kesmesin ama kullandığı malzemeyi alırken fiş alsın" esasına dayanacak. Yani ayakkabı tamircisine gidildiğinde gelen müşteriye fiş kesmeyecek ama tamir için başkalarından deriyi, ipliği, köseleyi alırken fiş alacak. Esnaf bu fişleri biriktirecek ve ödeyeceği harç üzerinden yine yüzde 2 ya da 3'lük bir indirim hakkı elde edecek. Böylece fiş toplama açısından da teşvik edici bir mekanizma oluşturulmaya çalışılacak.

Basit usulde vergileme sisteminde ticari kazanç; bir hesap dönemi içinde elde edilen hasılat ile giderler ve satılan malların alış bedelleri arasındaki müspet farktan oluşuyor. Bu fark yapılan faaliyetle ilgili olarak Vergi Usul Kanunu (VUK) hükümlerine göre alınması ve verilmesi mecburi olan alış ve giderler ile hasılatlara ilişkin belgelerde yazılı tutarlara göre hesaplanıyor ve bu suretle tespit ve beyan olunan kazanç üzerinden vergi ödeniyor.

• Yeni yazıları e-posta ile almak için mail adresinizi girin:

Suda boğulana nasıl müdahale edilir?

ilk yardım2 ilk yardım1 boğulma

Kurtaralım derken ölüyor ve öldürüyoruz

Türkiye'de havaların aniden ısınmasıyla birlikte boğulma vakaları da artış gösterdi. Her yıl yaşanan facialardan ders alınmayınca vatandaşlar serinlemek uğruna can vermeye başladı.

Önceki gün Burdur'da bir gölette üç lise öğrencisinin boğularak ölmesi ise bilinçsiz kurtarma çalışmalarını yeniden gündeme getirdi. Aslında 8 genç arasında boğulma tehlikesi yaşayan sadece Çağlar Ocak'tı. Diğer iki öğrenci, arkadaşlarını kurtarmak için girdikleri suda ölmüştü.

Geçen yıl da Şanlıurfa'nın Hilvan ilçesinde 6 yaşındaki Esra'yı kurtarmak için suya atlayan 6 amca çocuğu aynı şekilde can vermişti. Bu olayların çoğu, yüzme bilmediği halde suya girenler ile ilkyardım eğitimi almadan kurtarma çalışmasına girenlerin başına geliyor.

Uzmanlar, suda müdahale eğitimi almamış bir kişinin, yüzme bilse dahi çırpınan mağdura yardım etmemesi gerektiğini söylüyor. Aksi halde suda çırpınan kişi kendisini kurtarmak isteyene sarılarak birlikte boğulmalarına sebep olabilir.

Medline Acil Yardım Akademisi Müdürü Dr. Bülent Dik, Türk halkının yardım etmeyi çok sevdiğini ifade ederken, yanlış müdahalenin daha kötü sonuçlandığını hatırlatıyor. Dr. Dik, boğulma olayları ve ilkyardım hakkında şunları anlatıyor: "Boğulmalarda ilkyardımın temel amacı, akciğerlere hava girmesini sağlamaktır.

İlkyardıma mümkün olduğunca zaman geçirmeden başlanmalıdır. Kazazede sudan çıkarılır çıkarılmaz, solunum yolları temizlenmeli, başı iyice arkaya yatırılarak alt çenesi iki elle kavranıp aşağıya ve geriye çekilmeli, bu arada ağzı açık tutmalı, ağızdan ağza yapay solunum uygulanmalı ve göğüs kafesine düzenli aralıklarla bastırarak kapalı kalp masajı yapılmalıdır."

Gelişmiş ülkelerde ilköğretim çağından itibaren ilkyardımın ders olarak okutulduğunu belirten Bülent Dik, Türk insanının kazalar karşısında çok bilinçsiz olduğunu vurguluyor.

Yanlış müdahalenin sakatlıklara sebep olduğunu kaydeden Dik, şu uyarıda bulunuyor: "Çok sık yaşanan trafik kazalarında araçta sıkışan veya boynu kırılan kazazedenin bilincini kontrol etmek için yüzü tokatlanıyor. Kesinlikle yanlış olan bu müdahale, kişinin ömür boyu sakat kalmasına neden olabiliyor. En sık karşılaşılan diğer bir yanlış, kalp krizi geçiren birine ısrarla kalp masajı yapmak."

Her yıl bin kişi suda can veriyor bogulma

Türkiye Yüzme Antrenörleri Derneği Başkanı Serhat Çetinkaya, Türkiye'de yılda ortalama bin kişinin boğulduğunu söyledi. Çetinkaya, boğulmaya en fazla maruz kalanların 'az yüzme biliyorum' diyenler olduğunu kaydetti. Yaz aylarının yeni başlamasına rağmen yaklaşık 50 kişinin boğulduğunu dile getiren Çetinkaya, yüzme bilenlerin bile, gölet, kum ocağı gibi balçıklı sulardan kaçınmasını istiyor. Yüzme Antrenörleri Derneği Başkanı, 'ayaklarımı sokayım' diyenlerin yavaş yavaş suya girdiğini daha sonra da panikleyerek çırpınmaya çalıştığını anlatarak, "Yanında iyi bir yüzücü yoksa ne yazık ki göz göre göre boğuluyor." diyor. Türkiye'nin üç tarafının denizlerle çevrili olmasına rağmen yüzmeye gereken önemin verilmediğini ifade eden Çetinkaya, 81 ilin sadece 38'inde yüzme havuzu bulunduğunu dile getiriyor.

İlkyardım hayat kurtarır

Çırpınmakta olan kişiye, suda kurtarma eğitimi almamış kişilerin dışındakiler, yüzme bilseler dahi yaklaşmamalı.

Boğulan kişiye mümkünse bir tekne ile yaklaşmalı. Mümkün değilse ipe bağlı bir can simidi ya da tahta parçası, çırpınan kişiye atılabilir.

Uzun bir sırık ya da iple kişiye ulaşmaya çalışılmalı.

Çok iyi yüzme bilinmiyor ve boğulan kişi çok panik görünüyorsa çırpınmanın bitmesi, kişinin kendinden geçmesi beklenmeli.

Normal solunum ve dolaşım sağlandıktan sonra bilincin durumuna göre pozisyon verilmeli.

Kurtarılan kişi karaya çıkarılıp sırtüstü yatırılmalı.

Yakası ve kemeri gevşetilmeli, varsa takma dişi çıkarılmalı.

Çenesi yukarı gelecek şekilde başı geriye çekilmeli, varsa ağzının içindeki yabancı cisimler temizlenmeli. Solunum yolları açılmalı.

Çeneye bastırılarak ağzın açılması sağlanmalı, diğer el ile burun delikleri kapatılmalı.

Derin nefes alınıp ağızdan ağza dakikada 12-15 defa üflenmeli.

Göğüs kafesinin yükselip yükselmediği kontrol edilmeli.

Solunum normale dönünceye kadar işleme devam edilmeli.

Göğüs kafesine bastırarak kalp masajı yapılabilir.

Yutulan suyun çıkartılması için iki el ile yaralının karnı altından tutularak gövdesi yukarı kaldırılmalı. Bu suretle hava yolundaki suların boşalmasına yardım edilmiş olunur.zaman

suda kurtarma

• Yeni yazıları e-posta ile almak için mail adresinizi girin:

Fotoğraf Çekmenin Püf Noktaları

fotoğraf makinesi fotoğraf çekmek

FOTOĞRAFINI ÇEKTİĞİNİZ KİŞİNİN GÖZÜNÜN İÇİNE BAKIN

Gerçek yaşamda olduğu gibi, fotoğraf çekerken kişinin gözünün içine bakmak arada bir bağ oluşturur. Birinin fotoğrafını çekerken makineyi kişinin göz seviyesinde tutun. Çocuklar söz konusuysa, bu onların boyuna inmeniz gerekiyor demektir. Çektiğiniz kişinin her zaman makineye bakması gerekmez. Tek başına göz seviyesi açısı sizi resmin içine çeken kişisel ve davetkar bir duygu yaratır.

SADE BİR ARKA PLAN KULLANIN

Sade bir arka plan fotoğrafını çektiğiniz objenin daha iyi görüntülenmesini sağlar. Makinenizin vizöründen bakarken çektiğiniz objenin çevresini inceleyin. En sevdiğiniz yeğeninizin kafasından çıkan antenler, kulaklarından sarkan arabalar olmaması için özen gösterin.

DIŞ MEKANDA FLAŞ KULLANIN

Parlak gün ışığı yüzde istenmeyen derin gölgeler oluşturabilir. Yüzü aydınlatmak için flaş kullanarak gölgeleri yok edin. Güneşli havalarda insan resmi çekerken flaşınızı açmayı unutmayın. Dolgu flaşı (fill-flash) modunu ya da tam flaş (full-flash) modunu seçebilirsiniz. Fotoğrafını çektiğiniz kişi en fazla 1,5 metre uzaklıktaysa dolgu flaşı, daha uzaktaysa tam flaş modu gerekebilir. Dijital bir fotoğraf makinesiyle sonuçları incelemek için fotoğraf görüntüleme panelini (LCD ekran) kullanın. Bulutlu günlerde varsa sürekli flaş modunu seçin. Flaş insanların yüzünü aydınlatır ve yüz hatlarının öne çıkmasını sağlar. Bulutlu günlerin hafif ışığı bazen hoş sonuçlar verebildiğinden, flaşsız olarak da fotoğraf çekmeyi deneyin.

DAHA YAKINA GİDİN

Fotoğrafını çektiğiniz nesne arabadan daha küçük bir objeyse, deklanşöre basmadan bir, iki adım yaklaşıp zoom kullanın. Amacınız fotoğraf karesini fotoğrafını çektiğiniz objeyle doldurmak olmalı. Yakın çekimle, kalkmış bir kaş ya da serpiştirilmiş çiller gibi anlam katacak ifadeler yakalayabilirsiniz. Ancak fazla yakına giderseniz fotoğrafınız bulanıklaşır. Çoğu fotoğraf makinesinin en yakın odak mesafesi yaklaşık 90 cm ya da makinenizden bir adım uzaklıktadır. Fotoğraf makinenizin en yakın odak mesafesinden (emin olmak için makinenizin kullanım kılavuzuna bakın) daha yakına giderseniz fotoğraf bulanık çıkar.

FOTOĞRAFINI ÇEKTİĞİNİZ OBJEYİ TAM ORTALAMAYIN

Sahnenin tam ortası, gösteri yapan kişi için bulunmaz bir yerdir. Ancak, fotoğraf karenizin tam ortası için aynı şeyi söylemek doğru değil. Çektiğiniz nesneyi fotoğraf karesinin tam ortasından hafif yana kaydırarak, fotoğrafınıza hayat verin. Vizörünüzde karelerden oluşan bir oyun tahtası olduğunu varsayın. Şimdi fotoğrafını çektiğiniz nesneyi tahtadaki karelerden birine yerleştirin. Otomatik odaklı bir fotoğraf makineniz varsa, bu tür makinelerin çoğu vizörün ortasında bulunan nesneye odaklanacağından, odağı kilitlemeniz gerekir.

ODAĞI KİLİTLEYİN

Çektiğiniz obje, fotoğrafın tam ortasında değilse net bir fotoğraf elde edebilmek için odağı kilitlemeniz gerekir. Otomatik odaklı fotoğraf makinelerinin çoğu fotoğrafın merkezinde ne varsa ona odaklanır. Ancak fotoğraf kalitesini artırmak için çoğu zaman çektiğiniz nesneyi tam ortadan hafif yana kaydırmanız gerekir. Bulanık bir fotoğraf çekmek istemiyorsanız, önce çektiğiniz nesne tam ortadayken odağı kilitlemeli, ardından da nesne ortadan yana kayacak şekilde kompozisyonu değiştirmelisiniz. Odağı genellikle üç adımda kilitleyebilirsiniz. Önce, nesneyi tam ortaya yerleştirin ve deklanşörü yarım basılı halde tutun. İkinci olarak, deklanşör hala yarım basılı halde makinenizi oynatarak nesneyi ortadan yana kaydırın. Üçüncü ve son olarak, fotoğrafı çekmek için deklanşöre tam olarak basın.

FLAŞINIZIN ETKİ MESAFESİNİ ÖĞRENİN

Flaş kullanılırken yapılan en yaygın hata flaşın etki mesafesi dışındaki nesneleri çekmektir. Bu neden yanlış? Flaş etki mesafesinin uzağından çekilen fotoğraflar karanlık olacağı için bu yanlıştır. Birçok fotoğraf makinesinde maksimum flaş etki mesafesi 4,5 metreden (yaklaşık 5 adım) daha kısadır. Sizin makinenizin flaş etki mesafesi nedir? Makinenizin kullanım kılavuzuna bakın. Bulamadınız mı? O zaman işi şansa bırakmayın. Çekeceğiniz nesneden 3 metreden daha fazla uzaklaşmayın.

IŞIĞA DİKKAT EDİN

Fotoğrafını çektiğiniz nesneden sonra fotoğrafın en önemli öğesi ışıktır. Işık çektiğiniz fotoğraftaki her şeyin görünümünü etkiler. Anneannenizi çekerken, yandan vuran parlak gün ışığı kırışıklıkları belirginleştirir. Oysa bulutlu bir günün loş ışığı aynı kırışıklıkları gizler. Çektiğiniz nesne üzerine fazla ışık düşmesini istemiyor musunuz? O halde ya kendiniz yer değiştirin ya da çektiğiniz nesnenin yerini değiştirin. Manzara fotoğrafı çekerken, ışığın kavuniçine çaldığı ve tüm arazi boyunca uzanıp gittiği sabahın erken ya da akşamın geç saatlerini deneyin.

BİRKAÇ DİKEY RESİM ÇEKİN

Fotoğraf makineniz dikey duramıyor mu? Dikey fotoğraf çekmek için yana doğru hiç yatırmadıysanız elbette duramaz. Dikey bir fotoğrafta her tür nesne daha iyi görünür. Sarp kayalar üzerindeki bir fenerden Eiffel Kulesine, bebek havuzunda zıplayıp duran 4 yaşındaki yeğeninize kadar her şey. O halde bundan sonraki denemenizde fotoğraf makinenizi yana yatırıp dikey bir iki resim çekmeye özen gösterin.

YÖNETMEN GİBİ DÜŞÜNÜN

Fotoğraf çekerken denetim sizde olsun; fotoğrafların kalitesinin ne kadar arttığını siz de görün. Yalnızca bir fotoğrafçı gibi değil bir film yönetmeni gibi hareket edin. Film yönetmeni her şeyi kontrolünde tutan kişidir. Yer seçimini yönetmen yapar: "Herkes arka bahçeye çıksın." Aksesuarları yönetmen seçer: "Kızlar, pembe gözlüklerinizi takın." İnsanları yönetmen organize eder: "Şimdi biraz daha yaklaş ve kameraya doğru eğil." kodak

• Yeni yazıları e-posta ile almak için mail adresinizi girin:

Hicri Yılbaşı - Muharrem Ayı - Aşure Günü

10 Ocak 2008 / 1 Muharrem 1429

Tarihinde Yeni bir seneye ve Muharrem Ayı'na giriyoruz inşaallah..

Hepiniz ve hepimiz için

iman, sıhhat, huzur, hayırlar ve mutluluk dolu

bereketli bir sene, bereketli bir ay

duası ile...

HİCRÎ YILBAŞI - YENİ YILI KARŞILAMA

Hicrî yılın başlangıcı muharrem ayıdır. Muharrem ayı, miladî takvimle 10 Ocak 2008 tarihinde başlamaktadır. Hicrî yılın başlaması ile birlikte bu geceyi ihya hakkında geçmiş meşâyihten rivayet edilen bazı ibadetler vardır.

YENİ YIL NAMAZI

Yeni yılın gecesi, akşam ile yatsı arasında iki rekât nafile namaz kılınır. Namazın her iki rekâtında da yedi adet Fatiha, yedi adet Âyetelkürsi, yedi adet de İhlâs-ı şerif okunur.

Namazdan sonra yapılacak dualarda, özellikle yeni hicrî yılın hayırlar getirmesi niyaz edilmelidir.

MUHARREM AYI VE AŞÛRE GÜNÜ

Hicrî takvime göre, muharrem ayı senenin ilk ayıdır. Muharrem ayı Eşhuru Hurumdandır. Yani savaşılması yasaklanmış, hürmetli aylardandır (haram aylardandır). Eşhuru Hurum'dan olan diğer aylar zilkade, zilhicce ve recebtir. Muharrem ayı hakkında Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den günümüze kadar bazı hadisler nakledilmiştir. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri bir hadisinde buyurur ki:

“Ramazan orucundan başka en faziletli oruç, Allah'a izafeten şereflendirilen (Yani Şehrullah olan) Muharrem ayında tutulan oruçtur. Farz namazlardan sonra en faziletli namaz ise, geceleyin kılınan namazdır.”

Sevgili Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir başka hadisinde:

“Aşûre günü tutulan oruç, geçmiş senenin günahına kefaret olur.” buyurmuştur. Bir başka hadisinde de ashabtan birine:

“Receb, zilkade, zilhicce ve muharrem aylarında üç gün oruç tutmasını” tavsiye etmiştir. Bir başka hadiste de bu üç gün “aşûreden önceki gün, aşûre günü ve aşûreden sonraki gün olarakbelirtilmiştir.

Aşûre günü” muharrem ayının onuncu günüdür. Kelime olarak anlamı da “onuncu gün” demektir. Ayrıca bir görüşe göre o gün:

“Hak Teâlâ o gün on peygamberine on ihsanda bulunmuştur.”

Bir başka rivayete göre de o gün:

“Allah, Ümmet-i Muhammed'e on ikramda bulunduğu için bu güne aşûre günü denilmiştir.”

  Aşûre günü hakkında çeşitli rivayetler vardır. Terim olarak aşûre günü, hangi anlama gelirse gelsin, kesin olan bir şey varsa, bu ayın ve özellikle muharremin dokuz, on ve on birinci günlerinin faziletli, mübarek günler olduğunun bilinmesidir. Yukarıdaki hadis-i şeriflerden anlaşıldığına göre; Peygamber Efendimiz o günlerde oruç tutmalarını ashab-ı kirama tavsiye etmişlerdir.

AŞÛRE GÜNÜ ORUCU

Hicrî Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü Âşura Günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Âşura Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır.

Âşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresinin ikinci âyeti olan "On geceye yemin olsun" ifâdelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz.

Bazı tefsirlerimizde bu on gecenin Muharrem'in Âşurasine kadar geçen gece olduğu beyan edilmektedir.(1)

Cenâb-ı Hak bu gecelere yemin ederek onların kudsiyet ve bereketini bildirmektedir.

Bugüne "Âşura" denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:

1. Allah, Hz. Musa'ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.

2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir.

3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.

4. Hz. Âdem'in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.

5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır.

6. Hz. İsa (a-s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.

7. Hz. Davud'un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.

8. Hz. İbrahim'in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.

9. Hz. Yakub'un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf'un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.

10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.(2)

Hz. Âişe'nın belirttiğine göre, Kabe'nin örtüsü daha önceleri Âşura gününde değiştirilirdi.

İşte böylesine mânalı ve kudsî hâdiselerin yıldönümü olan bu mübarek gün ve gece, Saadet Asrından beri Müslümanlarca hep kutlana gelmiştir. Bugünlerde ibadet için daha çok zaman ayırmışlar, başka günlere nisbetle daha fazla hayır hasenatta bulunmuşlardır. Çünkü, Cenab-ı Hakkın bugünlerde yapılan ibadetleri, edilen tevbeleri kabul edeceğine dair hadisler mevcuttur.

Âşura Gününde ilk akla gelen ibadet ise, oruç tutmaktır. Muharrem ayı ve Âşura Günü, Ehl-i Kitap olan Hıristiyan ve Yahudiler tarafından da mukaddes sayılırdı. Nitekim, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Medine'ye hicret buyurduktan sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrendi.

"Bu ne orucudur?" diye sordu.

Yahudiler, "Bugün Allah'ın Musa'yı düşmanlarından kurtardığı Firavun'u boğdurduğu gündür. Hz. Musa (a.s.) şükür olarak bugün oruç tutmuştur" dediler.

Bunun üzerine Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam da, "Biz, Musa'nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz" buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da emretti.(3)

Aşûra günü yalnız ehl-i kitap arasında değil, Nuh Aleyhisselâmdan itibaren mukaddes olarak biliniyor, İslam öncesi Cahiliye dönemi Arapları arasında İbrahim Aleyhisselâmdan beri mukaddes bir gün olarak biliniyor ve oruç tutuluyordu.

Bu hususta Hazret-i Âişe validemiz şöyle demektedir:

"Âşûrâ, Kureyş kabilesinin Cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündü. Resulullah da buna uygun hareket ediyordu. Medine'ye hicret edince bu orucu devam ettirmiş ve başkalarına da emretti. Fakat Ramazan orucu farz kılınınca kendisi Âşûrâ gününde oruç tutmayı bıraktı. Bundan sonra Müslümanlardan isteyen bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı." 'Buhari, Savm: 69.

O zamanlar henüz Ramazan orucu farz kılınmadığı için Peygamberimiz ve Sahabileri vacip olarak o günde oruç tutuyorlardı. Ne zaman ki, Ramazan orucu farz kılındı, bundan sonra Peygamberimiz herkesi serbest bıraktı. "İsteyen tutar, isteyen terk edebilir" buyurdu.(4) Böylece Âşura orucu sünnet bir oruç olarak kalmış oldu.

Âşura orucunun fazileti hakkında da şu mealde hadisler zikredilmektedir.

Bir zat Peygamberimize geldi ve sordu:

"Ramazan'dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?"

Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, "Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah'ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir" buyurdu.(5)

Yine Tirmizi’de de geçen bir hadiste Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:

"Âşura Gününde tutulan orucun Allah katında, o günden önce bir senenin günahlarına keffaret olacağını kuvvetle ümit ediyorum."(6)

"Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah'ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur”(7) hadis-i şerifi ise, bu günlerde tutulan orucun faziletini ifade etmektedir.

Bu hadisin açılamasında İmam-ı Gazali, "Muharrem ayı Hicrî senenin başlangıcıdır. Böyle bir yılı oruç gibi hayırlı bir temele dayamak daha güzel olur. Bereketinin devamı da daha fazla ümit edilir" demektedir.

Gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam Âşura Gününe denk getirmemek için, Muharrem'in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiştir.

Bu mânâdaki bir hadisi İbni Abbas rivayet etmektedir. Bunun için, müstehap olan, aşure Gününü ortalayarak, bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutmaktır.

Bu günde oruçtan başka hayır, hasenat ve sadaka gibi güzel âdetlerin de yaşatılması isabetli ve yerinde olacaktır. Herkes imkânı nisbetinde ailesine, akraba ve komşularına ikramda bulunur; bugünlerin faziletini bildiren hâdiseleri hatırlayarak ihsanda bulunursa şüphesiz sevabını kat kat alacaktır. Bilhassa, Peygamberimiz, mü'minin aile efradına Âşura Gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye etmiştir.

Bîr hadiste şöyle buyurular: "Her kim Aşura Gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder."(9) Bu aile mefhumunun içine akrabalar, yetimler, kimsesizler, konu komşular da girmektedir. Fakat, bunun İçin fazla külfete girmeye, aile bütçesini zorlamaya lüzum yoktur. Herkes imkânı ölçüsünde ikram eder.

Âşura gününün manevi ve berraklığı üzerinde Kerbela karanlığının kesafeti de görülmektedir. 61. hicret yılının Muharrem'ine ait 10. gününde Hazret-i İmam Hüseyin (r.a.) 55 yaşında iken Sinan bin Enes isimli bir hain tarafından Kerbelâ'da hunharca şehit edilmiştir. Bu gadr ve zulmün arkasında Emevi Halifesi Yezid, onun Küfe valisi İbni Ziyad vardır. Yarım asır öncesinden Peygamberimizin bizzat haber verildiği bu ciğerleri yakan olay Hazret-i Hüseyin'i Cennet gençlerinin efendisi olma şanına yüceltmiştir.

Şehitler mükâfatını almış en yüce mertebelere ulaşmıştır. Yüce Allah'ın da zalimlere hak ettikleri cezayı en âdil bir şekilde vereceğinden şüphemiz yoktur. Kader hükme boyun eğen her mü'min bu olaya üzülür, ancak itidalini ve soğukkanlılığını kaybetmez. Duyguları yanlışlara ve taşkınlıklara götürmez. Çünkü meydana gelen bütün olaylar ezelî takdirin bir hükmüdür. Bu açıdan bunu bir "yas merasimi" haline dönüştürmek ehli-i sünnetin itikat ve inancına aykırıdır.

1) Hak Dini Kur ân Dili. 8 5793.

2) Sahih-i Müslim Şerhi, 6:140.

3) Ibtıı Mâce, Siyam: 31.

4) Müslim. Siyam: 117.

5) Tîrmizî. Savm: 40.

6) A.g.e., Savın: 47.

7) İbni Mâce. Siyam: 43.

İhyâ, 1:238

9) et-Tergîb ve'l-Terhİb, 2:116.

• Yeni yazıları e-posta ile almak için mail adresinizi girin:

Cemre Düşmesi Nedir

cemre "Cemre Düşmesi"

Cemrenin sözcük anlamı "kor halindeki ateş"tir. İlkbahar başlamadan önce birer hafta aralıklarla havaya, suya ve toprağa düştüğüne ve bunların peşpeşe ısındığına inanılırdı. Eskiler 365 günlük yılı "Kasım" ve "Hızır" günleri olarak ikiye ayırmışlardı. Kasım 179, Hızır ise 186 gündü. 8 Kasım'da başlayıp  6 Mayıs'a kadar olan süreye "Kış devresi" denirdi. 6 Mayıs'ta ise "Hıdırellez" olarak adlandırılan yaz devresi, yani Hızır günleri başlardı.

Kasımın 46'sında, kırk gün anlamına gelen "Erbain", 86'sında da elli gün anlamına gelen "Hamsin" başlardı. Böylece yılın en soğuk zamanları olan doksan günlük süre geçmiş olurdu. Kasımın başından itibaren yüz gün geçtikten sonra, halk zorlu kış günlerinin atlatıldığına inanırdı. Bunu da şu özdeyişle dile getirirdi:

"Geldik yüze, çıktık düze".

Kasımın 105'inde (19-20 Şubat) birinci cemrenin havaya, 112'sinde (26-27 Şubat) ikincisinin suya, 119'unda da (5-6 Mart) üçüncüsünün toprağa düştüğü kabul edilir ve yedişer günlük aralıklarla da havanın, suyun, toprağın ısındığına inanılırdı.

Meteorolojik olarak ısınma; sırasıyla toprak, hava, su biçimindedir. Cemreler arasında sıcaklıkta düzenli artışlar yaşanmayabilir, bu doğal bir olaydır. Onun asıl önemi folklorik bir inanış olması ve kültürel bir değer taşımasıdır.

Nitekim cemre kavramı Türk dünyasının kültürel yaşamında önemli bir yer tutmuş ve edebiyatına da sıkça konu olmuştur. Örneğin, divan şairlerinin cemre zamanları, önemli kişiler için yazdıkları övgü şiirlerine "Cemreviye" denilmesi bunun bir göstergesidir.

• Yeni yazıları e-posta ile almak için mail adresinizi girin:

Çekim Gücü ve Hareket

 

uzay1 universe_evren evren_5 evren

81 Tekvir Suresi 15-16

15. Hayır o sinenlere yemin ederim.

16. Akarak yuvalarına girenlere.

Bu ayetlerin anlamlarını daha iyi anlamak için önce ayetlerde geçen kelimelerin Arapça anlamlarını inceleyelim. 15. ayette "sinenler" diye çevirdiğimiz kelimenin Arapça'sı "hunnes"tir. "Hunnes"e "akışın tersi, pusma, büzülme, sinme, gerilemek" anlamları verilmektedir.

16. ayette "yuvalarına girenlere" diye çevirdiğimiz deyim ise Arapça "kunnes"tir. "Kunnes"e "belli güzergah, yuvaya girme, hareket halindeki cismin yuvası" anlamları verilmektedir. 16. ayetteki "akış"ı ise "cereyan" kökünden türeyen "cariye" kelimesi karşılamaktadır.

Çekim gücünü bilimsel platformda ilk tarif eden Isaac Newton (16421727) oldu.

Bilimin birçok kanunuyla her an içiçe yaşarız. çekim yasası, hareket yasaları, termodinamik kanunlar her an hayatımızın içindedir. Yemek yerken, tuvaletimizi yaparken çekim kanunları rol oynar. Uzaya çıkan astronotlar Uzay'da yemek yerlerken, tuvaletlerini yaparlarken ancak özel tertibatlar, önlemler sayesinde Dünya yerçekimine göre yaratılmış bedenlerinin Dünya dışındaki ihtiyaçlarını karşılarlar.

Bilim adamlarının bilimsel buluşları, olmayanın keşfi değil, olanın açıklamasını yapmaktır. Çekim gücü Evren'de zaten vardır, fakat çekim gücünün tarif edilmesi, matematiksel formüllerle ortaya konması ilk Isaac Newton(16421727)'a nasip olmuştur. Newton Evren'deki çekim yasasıyla Allah'ın her şeyi yarattığını, yıldızlara, Dünya'ya, Ay'a düzen koyduğunu açıklamış, insanların Dünya'nın üzerinde durmasının rastgele bir şekilde değil, fakat Allah'ın maddeye koyduğu çekim gücü sayesinde olduğunu göstermiştir.

Allah'ın Evren'i hassas dengelerle yarattığını Isaac Newton şu sözleriyle açıklamaktadır: "Güneş'ten, gezegenlerden ve kuyruklu yıldızlardan oluşan bu çok hassas sistem sadece akıl ve güç sahibi bir Varlık'ın amacından ve hakimiyetinden kaynaklanabilir...O, bunların hepsini yönetmektedir ve bu egemenliği dolayısıyladır ki O'na 'üstün Kuvvet Sahibi Efendimiz' denir."

EVRENSEL MATEMATİK

Kuran'da Allah'ın her şeyi bir ölçü ile yarattığı geçer. Herşeyin ölçü ile yaratıldığı iddiası evrene matematiğin hakim olması anlamına gelir. çünkü ölçü konulan ölçülebilir, düzenlidir, matematiksel olarak ifade edilebilir. Newton, Kepler ve Galileo'nun çalışmalarını düzeltti, dakikleştirdi ve maddi Evren'in matematiksel olarak açıklanabileceği yönündeki kuşku ile yaklaşılan görüşü ispatladı. Fiziksel Evren'in ince ölçülerle yürüyen yasalarla işlediği böylece anlaşıldı.

Bilim ancak 1700'lü yıllarda çekim gücünün önemini fark etmiştir. Allah Evren'deki yaratışlarında kullandığı çekim yasasına, kitabı Kuranı Kerim'de 600'lü yıllarda işaret etmiştir. Bu bölümün başında bahsettiğimiz ayetler incelenirse bu ayetlerin çekim gücüne, çekim ile hareket arasındaki dengeye işaret ettikleri anlaşılır. Gerek atomun çekirdeği, gerek gezegenlerin ortasındaki Güneş sinmiş, büzülmüş bir halde bulunmakta, atomdaki çekirdek elektronları, Güneş sistemindeki Güneş ise gezegenleri kendi içine çekerek onları da sindirmeye, büzdürmeye çalışmaktadır. Biz bu güce çekim, yerçekimi diyoruz. Merkezdeki sinmiş çekirdekler, Güneş'ler etraflarındaki elektronları, gezegenleri kendileriyle birleştirmek, bütünleştirmek isteyerek, onları da büzmeye, kendileri gibi sindirmeye yönelik kuvvet uygularlar. Böylelikle Tekvir suresi 15. ayette geçen "Hunnes" kelimesinin çekim gücünü ifade ettiği hiçbir zorlama yapılmadan anlaşılmaktadır.(Unutulmamalıdır ki Kuran'ın indiği dönemde insanlar yerçekiminin varlığından haberdar olmadıkları için terim olarak "yerçekimi" kelimesi yoktu. Kuran yerçekimini tarif için yerçekiminin fonksiyonu olan "Hunnes" [merkeze doğru çekilme, büzülme, sinme] kelimesini kullanıp bu güce dikkat çeker.)

Atomun çekirdeğinin çekimine rağmen elektronlar çekirdeğe yapışmaz. Güneş'in çekimine rağmen de gezegenler Güneş'e yapışmaz. Elektronları çekirdeğe yapışmaktan, gezegenleri Güneş'e yapışmaktan kurtaran elektronların ve gezegenlerin hareketidir. Tekvir suresi 16. ayette geçen "cariye" kelimesi "akışı, hareketi" ifade eder ki çekimden kurtulmayı sağlayan unsuru ifade etmesi bakımından bu önemlidir. Galaksilerden atomlara kadar tüm yapılar çekim kuvvetine karşı hareketin merkezkaç kuvveti oluşturmasıyla var olabilmektedir.

"Hunnes"e yani büzüşmeye, çekime yönelik kuvvete karşılık elektronlar, gezegenler çekirdeğe, Güneş'e yapışsalardı Evren'de ne bir gezegen, ne bir Güneş sistemi, ne yörüngeler, ne canlılık, ne de bu ihtişam var olurdu. "Cariye"ye göre yani "harekete, akışa" göre elektronlar, gezegenler Evren'e rastgele dağılsalar, çekimden (Hunnes'ten) tamamen kurtulsalardı, yine ne galaksiler, ne hayvanlar, ne bitkiler, ne renkler, ne de biz var olurduk. Bu iki ayrı oluşum sayesinde elektronlar kendi yuvalarında, yörüngelerinde, gezegenler kendi yuvalarında, yörüngelerinde hareket ederler. Bu yuvada olmayı da 16. ayetteki "Kunnes" kelimesi mucizevi bir şekilde ifade etmektedir. Kuran yerçekimindeki merkeze çekişi "Hunnes" kelimesiyle, bu çekimden kurtulmayı sağlayan hareket unsurunu "cereyan" kelimesiyle ve her iki unsur sayesinde oluşan yörüngede olmayı "Kunnes" kelimesiyle anlatır. Böylece Kuran, yerçekimiyle ilgili terminolojinin var olmadığı bir dönemde, yerçekimine bağlı oluşumları açıklamıştır.

ATOMLARDAN YILDIZLARA HEP HARİKULADELİK

Daha önce de gördüğümüz gibi Kuran'ın bazı ayetlerinde Allah bazı yaratılışlara, olaylara dikkat çekmek için olaylar üzerine yemin etmiştir. Bu bölümde incelediğimiz ayetlerdeki yemin edilen unsurlar hem Allah'ın Evren'deki mükemmel yaratışlarını, hem de Kuran'ın ifadelerinin mucizeliğini bir kez daha inattan arınmış zihinlere göstermektedir.

Vücudumuzda sayamayacağımız kadar çok sayıdaki atomların çekirdeklerindeki protonlar çekim gücü uygulamakta, elektronlar ise hareketleriyle bu çekimden kaçmakta, fakat yörüngelerini de aşmamaktadır. Atomun içindeki bu oluşumlar nükleer çekirdek kuvvetiyle, atomdaki elektriksel kuvvetle uyumlu bir şekilde sürekli faaliyet içindedir. Bir sandalyeye oturduğumuzda "ben" dediğimiz vücudumuzun atomları sandalyeyle karışsa, yere uzandığımızda vücudumuzun atomları yerle karışsa, "ben" dediğimiz atom topluluğu olan varlıktan eser kalır mıydı? Ya oturduğumuz sandalyenin elektronları ile vücudumuzun elektronları çarpışıp bir karmaşa çıksa, ya da yere uzandığımızda yerdeki atomların çekirdeklerindeki çekim gücü, vücudumuzdaki atomları karıştırsaydı var olabilir miydik? Tabi ki hayır. Varlığımızdan ne eser kalırdı, ne de var olabilirdik. Varlığımız hem çekimlerin, hem hareketlerin, hem diğer kuvvetlerin ayrı ayrı yaratılmalarıyla, hem de tüm bu kuvvetlerin mükemmel bir uyumla beraber faaliyet göstermeleriyle mümkün olmaktadır.

Yoktan ortaya çıkan kuvvetler, bu kuvvetlerle yaratılan harikulade atomlar, harikulade yıldızlar, harikulade yaratılışlar. Herşey bize Allah'ı hatırlatıyor...

• Yeni yazıları e-posta ile almak için mail adresinizi girin:

Ehliyetler değişecek mi?

ehliyet Emniyet Genel Müdürlüğü, T.C. kimlik numarası bulunmayan sürücü belgeleri ile ilgili açıklama yaptı.

Emniyet Genel Müdürlüğü Basın ve Halkla ilişkiler Şube Müdürlüğünden yapılan yazılı açıklamada, son günlerde bazı internet sitelerinde, 2009 yılı sonuna kadar sürücü belgeleri üzerinde T.C. kimlik numarası olmasının zorunlu olduğu, bu nedenle 2009 yılı sonuna kadar tüm sürücü belgelerinin zorunlu olarak değiştirileceği yönünde haberler görüldüğü belirtildi.

Açıklamada, haberlerde ayrıca, maddi hasarlı trafik kazaları ile ilgili 01 Nisan 2008 tarihinde başlanılan yeni uygulama için de üzerinde T.C. kimlik numarası bulunan yeni sürücü belgelerinin gerektiği yönünde iddialar bulunduğu ifade edildi.

Düzenlenen sürücü belgeleri üzerine belge sahibinin T.C. kimlik numarasının yazılması uygulamasına 15 Şubat 2007 tarihinden itibaren başlanıldığı hatırlatılan açıklamada, ayrıca, zayi ve yıpranma gibi nedenlerle sürücü belgesini değiştirme durumunda olan vatandaşlara, üzerinde T.C. kimlik numarası bulunan sürücü belgesi verildiği belirtildi.

Açıklamada, “İddia edildiği gibi T.C. kimlik numarası bulunmayan sürücü belgelerinin belli bir süre içinde değiştirilme zorunluluğu bulunmamakta olup gerek trafik denetimlerinde, gerekse diğer trafik işlemlerinde (trafik kazaları gibi) vatandaşlarımız mevcut sürücü belgelerini değiştirmeksizin kullanabileceklerdir” denildi.

• Yeni yazıları e-posta ile almak için mail adresinizi girin:

iGoogle nedir? Nasıl kullanılır?

Bu yazı ile iGoogle nedir nasıl kullanılır 5 dakika içinde öğreneceksiniz.

İki tarayıcı kullanıyorum. Firefox ve Internet Explorer. Ama çoğunlukla firefox kullanıyorum. Her iki tarayıcımda da giriş sayfam http://www.google.com.tr/ . Google anasayfası üzerinde sağ üst köşede yer alan iGoogle kısayolu, sizi, size özel Google sayfasına götürür.

Peki ne nedir iGoogle?

Bildiğiniz gibi Google anasayfasında sadece arama alanı vardır ve geri kalan kısım bomboştur. işte iGoogle bu boşluğu istediğiniz gibi doldurmanıza yardımcı olan araçtır. Peki bu boşluğu nelerle doldurabilirsiniz?

- Gmail hesabınıza gelen en son mesajlarla

- Haber kaynaklarının başlıklarıla (haberiniz olsun haberleri,gazete haberleri, spor haberleri, pdfdergi haberleri ….)

- hava durumu tahminleri, hisse senedi değerleri, döviz kuru çeviricisi ve film gösterim saatleriyle

- sunulan oyunlarla (sudoku, puzzle )

- youtube videolarıyla

iGoogle nasıl kullanılır?

Buradan yada google anasayfanızda yer alan iGoogle kısayolundan iGoogle anasayfasına gidin. Web’deki ana sayfanız olan iGoogle’a hoş geldiniz. En popüler içeriğimizden bazılarını seçerek başlayın yazısı ile karşılaşacaksınız. İstediğiniz başlıkları seçip Kaydet düğmesine basın. Seçtiklerinizi daha sonra çıkarabilir yada yenilerini ekleyebilirsiniz.

iGoogle sayfanız oluştu. Şimdi nasıl özelleştirebileceğinizi öğrenelim. iGoogle’ a sürekli okuduğum bir siteyi nasıl eklerim?

iGoogle anasayfasında sağ kısımda yer alan Konu ekle kısayoluna basın. Açılan sayfada Yayın veya Gadget ekleyin yazan kısayolu seçelim. Açılan kutuya http://haberinizolsun.bloggum.com/ adresini yazalım ve Ekle düğmesine basalım.

Eklendikten sonra sayfanın sol üst köşesinde yer alan iGoogle ana sayfasına geri dön kısayoluna basın. Haberiniz Olsun'da en son yayımlanan yazılar artık iGoogle anasayfanızda yer alacak.

Eklemek istediğiniz diğer sayfaları buna benzer bir yöntemle ekleyebilirsiniz. Eklediğiniz öğelerin yerlerini istediğiniz gibi değiştirebilirsiniz. Takip etmek istemediklerinizi istediğiniz zaman kapatıp istediğiniz zaman açabilirsiniz. Şimdi deneyin!

• Yeni yazıları e-posta ile almak için mail adresinizi girin:

Sigarayı bırakmanın en etkili 10 yöntemi

sigara bırakmak Akupuntur

Sigarayı bırakmak elinizde

1- Enfrerujlu Makine: Enfreruj ışınları veren alet, 3 gün boyunca 20 dakika uygulanabilir. 1997'den beri uygulanan bu yöntemle, pek çok kişi sigarayı bıraktı.

2- Sakızlar: Piyasada bulunan nikotin bantları ve cikletler değişik dozlarda alınıyor. Temel prensip; nikotine alışmış organizmanın bağımlı olduğu etkin maddeyi, alternatif kaynaklardan sağlamak ve sigarayı bırakırken yaşanacak sancıları hafifletmektir. Nikotin sakızları; günde 25 taneden çok sigara içenlerde 4 mg, daha az içenlerde 2 mg olarak, 1-2 saatte bir olmak üzere, 8-12 hafta süreyle kullanılabilir. Nikotin sakızı her defasında 5-10 kez çiğnendikten sonra dinlenilmeli, sonra ağzın başka bir bölgesinde çiğneme işlemi tekrarlanmalıdır. Bir sakız, 20-30 dakika çiğnenebilir. Sakızlar yavaş çiğnenmelidir. Çiğneme sırasında ağza başka bir gıda alınmamalıdır. Günde 20 sakıza kadar çıkılabilir. Aksi takdirde ağız irritasyonu, çenede ağrı, sindirim güçlüğü ve hıçkırık gibi yan etkiler görülebilir. Başarı oranı yüzde 8-16'dır.

3- Terapi: Grup terapileri son derece yararlıdır. İçilen sigara miktarı her gün biraz daha azalır ve ve 4-6 hafta sonunda sigara bırakılır.

4- Anti nikotin hapı: Bu hap içindeki bupropion maddesi sayesinde, beyindeki bağımlılık merkezinde uyanan sigara isteğini bastırır. İlk 3 gün birer tablet alınır, sonra dozaj günde iki tablete çıkarılır. Nikotin tedavisine göre daha etkilidir. Dünyada 5 milyon tiryaki bu yöntemi denemiştir. Doktor kontrolünde alınması şart olan bu hapın başarı oranı; yüzde 30 civarındadır.

5- Hipnoz: Bu yöntemde önce sigara içme nedenleri analiz ediliyor. Bilinçaltına, sigara içmeden yaşamakla ilgili mesajlar yerleştiriliyor. Başarı oranı yüzde 80.

6- Akupuntur: Kulaktaki bağımlılık noktalarına batırılan 3 iğne, bir süre buralarda kalıyor. Tiryakinin sigaraya duyduğu iştah azalıyor. Başarı oranı yüzde 50.

7- Burun spreyleri: Nikotin burun spreyleri, burun deliklerine bir kez püskürtülür. Saatte 1-2 doz olmak üzere, toplam 3-6 ay süreyle kullanılabilir. Etkisi 5-10 dakikada başlar. En hızlı etki gösteren nikotin formudur. Bu spreyler bazen, boğaz irritasyonu ve öksürük gibi çeşitli yan etkilere yol açabilmektedir.

8- Nikotin replasman (yerine koyma) tedavisi: En çok kullanılan yöntemdir. Sigarayı bırakmayı 2 kat arttırır. Nikotin içeren bantlar cilde yapıştırılır ve nikotin salar. Günde 15 taneden fazla sigara içenlere 4 hafta 21 mg, 10 adet içenlere 7-14 mg önerilir. 10 adetten az içenler için ise gerekmez. Her gün farklı bir bölge kullanılmalıdır. Sedef ve deri hastalıkları olanlara önerilmez.

9- Elektronik sigara: Elektronik sigaraların da sigarayı bıraktırdığı öne sürülüyor. Ancak etkinliği bilimsel olarak kanıtlanmamış bu tür yöntemlerin kullanılması, bunları deneyip de başaramayan tiryakilerde; 'Ben sigarayı bırakamam' inancı oluşturabilir.

10- Kalp hastalarında ilaç kullanımı: Nikotin replasman tedavisi, kalp krizi riskini azaltır. Kontrol altındaki kalp hastaları güvenle nikotin tedavisi görebilir. Bupropion içeren bir ilaç da kullanabilirler.