Büyük Vatan Dostu Sultan Vahdettin
Büyük Doğu Mimarı Necip Fazıl Kısakürek'in ''Vatan Haini Değil Büyük Vatan Dostu Vahidüddin'' olarak tanımladığı ve Sultan Vahdettin'i anlattığı kitabı okuyanlar bilirler gerçeği ve yahudi eli ile yalan olarak yazılan bize ait olan tarihi....
Bugünlerde Bir okula asılan Fotoğrafı ile gündeme gelen Sultan Vahidettün Han ile ilgili tartışmalar ne dün ne de bugün bitmemiş aksine Gerçekle Yalan arasında sıkıştırılan Tarihi Vak'a sözde adı Tarihçi olanlarca da sonlandırılamamıştır..
Öncelikle Yeniçağ İsimli Gazete ile ilgili Net Tavır isimli internet sitesinden alıntıladığımız aşağıda ki metni okuyalım...
'' MHP'ye genel başkan atamak dışında başka bir misyon yüklenmeyen yeniçağ gazetesi Osmanlı Padişahlarından Sultan Vahdettin ile ilgili olarak Solcu Eğitim-iş ağzından yaptığı haber kafalarda soru işareti bıraktı.''.......
Yeni Çağ isimli gazete bildiğimiz kadarı ile kurtuluş Savaşında ki Ruh 'tan dem vuran çağrıları ile gündeme gelen bir gazetedir..
Görünmektedir ki ''İşbirlikçi Vahidettin Milli Eğitim'de'' başlığı altında AKP iktidarını vurmayı amaçlayan haberlerine Vahdettin Han'ı da alet etmiştir... Ama Ak Partiyi karalamak adına yapılan bu girişim oldukça sırıtmış olmalı ki milliyetçi bazı çevrelerin bile tepkisini çekmiştir.. 1919 Ruhundan bahsedilecekse Vahdettin HAN 'sız bir kurtuluştan bahsetmek ekmek yerine taş yemek gibi bir hadiseye denk gelir ki Tarih kesinlikle kuru sıkı sallamalarla yürümez...Tarih olguların bütünüdür..Bu olgular ise değiştirilmeye çalışıldığı için bugün Türkiye bu durumdadır..Tarihini reddettiğinden dolayı bu durumdadır.....
Bir kaç sene evvel Sol'un bir zamanlar büyük devrimcisi olarak görülen 12 eylül döneminde ki sol çıkışları ile de ünlenen ve en sonunda Başbakan olan ve ölmeden önce de bütün bu siyasi karizma ve cumhuriyet savunuculuğunu bir kenara iterek bir gerçeği İTİRAF etmek zorunda kalan Bülent Ecevit'in son Osmanlı padişahı Sultan Vahdettin'in 'vatan haini' olmadığını söylemesi ile başlayan tartışmalar da yakın bir dönemimize damgasını vurmuştu.... Vahdettin konusunda ak-kara şeklinde ortaya çıkan görüşler dışında orta yolu takip eden tarihçiler ve aydınlar da var.
Ancak görüş Vahdettin'in kesinlikle vatan haini olmadığı yönünde... .....
Vahidettün Han' ile ilgili bu tartışmalar sürüp giderken aslında Vatan Dostu Büyük Padişah Vahdettin Han ile ilgili ciddi ve gündemi sarsıcı Kitaplık çaptaki eser Üstad Necip Fazıl'dan gelmiştir..
....Resmi Tarih tezine aykırı olarak bu konuda ilk kitap 1968'de Necip Fazıl tarafından yayınlandı. Necip Fazıl'ın büyük gürültü koparan kitabı ilk olarak 1968'de Bugün gazetesinde tefrika edildi, ardından Toker Yayınları tarafından, "Vatan Haini Değil, Büyük Vatan Dostu Sultan Vahidüddin" adıyla neşredildi. Necip Fazıl kitabında resmi tarih tezine aykırı olarak Sultan Vahdettin'in Milli Mücadele'yi desteklediğini, Mustafa Kemal Paşa'ya bu konuda önderlik etmesi için yüklü miktarda para yardımı yaptığını öne sürdü. Necip Fazıl'ın Vahdettin'i aklayan kitabının başına bir sürü iş geldi, defalarca toplatıldı, dava açıldı, beraat etti......yasaklandı....
Ve Üstad Necip Fazıl Kısakürek yine bu Kitabı ile Tarihi kurtarırken soytarılar elinden her hamlesi ile bizzat kendisi Tarihe geçiyordu....
Baran Dergisinden Sayın Baki Aytemiz'in aşağıda aktardıklarını da hep beraber okuyalım...
Vahidüddin Hân ile ilgili olarak detaylı tafsilat Üstad Necip Fazıl'ın ilgili eserinde mevcut olarak, oradan aldığımız tarihi bilgilerin ışığında meseleye yanaşalım…
Anadolu'da bir "İstiklâl Savaşı" başlatmak üzere, eldeki işe yarar subayların listesini Genelkurmay Başkanı'ndan talep eden O… İstanbul'da bir takım siyaset ve iktidar oyunlarına dalmış bu subaylarla görüşerek,onlara İstanbul'da bir istikbalin bulunmadığını ve mücadele merkezinin Anadolu olduğunun gongunu çalarak uyanmalarını sağlayan, onları Anadolu'ya gitmeye ikna eden O… Ve onlara Anadolu'da bir takım göstermelik vazifeler vererek İstiklâl Savaşı'nı örgütlemek üzere Anadolu'ya gönderen O…
''Vahidüddin Hân, bu plânı uygulayabilmek adına İngilizlere olabildiğince şirin gözükmeye çalışırken, perde gerisinden de Anadolu'ya gönderdiği subaylar eliyle örgütlenen Kuvay-ı Millîye'ye olanca desteğini vermektedir.
O'na "hain" diyenler şunu unutmamalı ki, artık meşrutiyet yönetimi ile idare olunmakta olan ve işgâl altına girmiş bir devlet olan Osmanlı'da, Vahidüddin Hân'ın yetkilerinin, bugünkü cumhurbaşkanınkinden bile çok daha az olduğunu gözden kaçırmamalı. Ve kendisi o makamdan ayrılmış olsaydı, işgâlciler emirlerini dikte ettirecek birilerini muhakkak bulur ve o makama getirilerdi ama Vahidüddin Hân'ın o makamın imkânlarını kullanarak Anadolu'ya perde arkasından destek vermesi söz konusu olamazdı.
O, kendisini vatanı uğruna feda etmiş, onca acılar yaşamasına,nihayetinde vatanından kovulması acısını bile tatmış olmasına mukabil, yine de yabancı ellerde vatanı aleyhine, yeni iktidar aleyhine tek bir cümle bile sarf etmemiş bir kahramandır. Bilakis buna teşebbüs edenleri, en şedit bir tavırla bundan men etmiştir.
Vatanına ve milletine olan bağlılığından dolayıdır ki, gurbetellerde beş parasız ölmüş ve cenazesi ortada kalmıştır. Yoksa İstanbul'dan sürülürken, Topkapı Hazineleri'nden cebine atacağı birkaç elmasla hayatının sonuna kadar lüks içinde yaşar, ihanet düşünecek olsaydı da, o hazineleri sırtlandıktan sonra, kuracağı bir ordu ile emperyalistlerin desteğinde İstanbul üzerine yürüdü.
O, vatanının selâmeti için-kendine vurulacak damgayı bilerek- kendini feda etmiş ve kendinse vurulan o damganın acısını, ıstırabını kalbine gömerek, kendisinden dolayı vatanına bir zarar gelmesine mani olmak için, köşesine çekilip ölümü beklemiş bir vekar heykeli değil de nedir?
Efendi Hazretleri, bizzat Vahidüddin Hân'ın emirleri mucibince, Anadolu'ya birçok yardım yaptığını ve verdiği desteği yarım asırdan çok daha fazla bir zaman öncesinden ifade etmekte değil midir?''
Ve Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in Vahdettin Han'ı anlattığı eserinde ki PADİŞAH'IN NEFS MUHASEBESİ başlığında yer alan ifadeleri dikkatle okuyunuz...
Beşer takatinin üstündeki bu ağırlıklar sürüp gider ve her gün biraz daha bastırırken, Sadrâzam Tevfik Paşa (enstantane) bir istifa ve onu takip edici yeni tâyinle ikinci bir kabine kuruyor. Bu basit bir oyundur ve maksat, eskiler kadar silik yeni nazırların iş başına getirilmesi veya eskilerden birkaçının işbaşından uzaklaştırılmasıdır.
İkinci Tevfik Paşa kabinesinin kuruluşundan bir gün sonra gazeteler bu değişikliği tenkit etmeye başlıyorlar. Tenkitçiler arasında en ileri giden «Vakit» gazetesidir ve iki halis Anadolu çocuğunun (Hakkı Tarık ve Âsım Us kardeşler) sahibi bulundukları bu gazetenin başmuharriri, mahut Ahmed Emin Yalman'dır. Amerika'dan yeni gelmiş ve bir müddet sonra kürt ve ermenilerin istiklâlini müdafaa edecek, Türkiye'yi Amerikan mandası altına sokmak, tek kelimeyle istiklâl ve bütünlüğünden uzaklaştırmak isteyecek olan yahudilik kurmayı emrindeki bu bedbaht kalem, ilk karargâhını böyle bir gazetede kurmayı bilmiştir.
İşte bu kalem, kabinedeki değişikliği, Padişahın yakınlarından Refik Bey isimli bir şahsın hususî telkiniyle meydana gelmiş göstermekte ve isimleri iaşe mes'elelerine karıştırılan üç nazırın kabineye alınışını şiddetle yermektedir. Ona göre, bu tâyinleri Sadrâzam istememiş de, yakınının tesiri altında Padişah yaptırmıştır.
Hünkâr gazeteyi Harem dairesinden getirtip Başkâtibine gösteriyor. Derken Başmâbeyinciyi de çağırtıp sözü mahut Başmuharrire getiriyor ve diyor ki:
«— Bu adamın siyaseten ve diyaneten (siyaset ve din bakımlarından) bu memleketle ne alâkası var? Kendisi İspanya tebaasından ve Selanik dönmelerindendir!»
İşte, o günden maşatlığa götürüleceği güne kadar işi gücü Türkün ruh kökünü baltalamak, birliğini zedelemek, milliyet ve mukaddesat yolunda yürüyenleri çürütmek ve «Vatan» ismiyle vatanı fesada vermekten ibaret; bu eseri yazanın baş düşmanı Ahmed Emin Yalman!..
Ve ilâve ediyor:
«— Ben umur-u devleti Refik'le istişare ederim. Siz, ikiniz de Mâbeyn erkânı olduğunuz hâlde, vekilim olan Sadrâzamla aramızda cereyan eden şeyleri sizden bile ketmediyorum (saklıyorum)... Neş-riyat-ı vakıanın münasip surette tekzip ettirilmesi size ait bir vazifedir.»
Sultan Vahidüddin, yıkılan İmparatorluğun her ân omuzlarına çokücü, daha ağır yükü altında, her gün daha ezgindir.
İşte, Başkâtibine içini döküşü:
«— Ecnebiler pek Maman (aman vermez, insafsız)... Gece gündüz ne çektiğimi bir Allah(c.c.) bilir, bir ben bilirim! Bizi tazyik ile Meclis-i Meb'usan'i dağıttırdılar. Fikirlerini ihsas değil, âdeta açıktan açığa izhar ediyorlar. Ben meşrutî bir hükümdar olduğum hâlde güya mutlak bir hükümdar imişim gibi muamelede bulunuyorlar ve doğrudan doğruya bana müracaat ediyorlar. Meşrutiyetten bahsedilince, hangi meşrutiyet, diye mukabele ediyorlar. Karşımızda müracaat edecek kuvvet olarak yalnız sizi tanırız ve yalnız sizi pak addederiz, diyorlar. Yâni sözlerimizi isga etmezseniz (yerine getirmezseniz) sizi de tanımayız, demek istiyorlar. İstikbalimizi kurtarmak İçin bizzarure bu hâllere tahammül ediliyor. Diğer taraftan bir şey için kendilerine müracaat edilince henüz münasebat-ı siyasiyemiz iade olunmadı, buradaki memurlar askerî memurlardır, diye cevap veriyorlar. Ben milletin ateşli külü üzerine oturdum; taht-ı saltanatın kuş tüyünden minderleri üzerine oturup gömülmedim! Bunlardan kimseye bahsedilemiyor, millete de malûmat verilemiyor. Elbette bir gün tarih bu bakayikı (hakikatleri) yazar. Siz eminim olduğunuz için bu şeyleri mahremâne olarak yalnız size söylüyorum. Vakıa merhum birader de dahilî bir kuvve-i galibenin taht-ı tazyikindeydi; lakin ben onun kat kat fevkinde olarak donanmalarıyla mücehhez bir kuvvet karşısında bulunuyorum. Eğer adilâne bîga-razane (garazsızca), bîtarafane (tarafsızca) idare-i umur edecek bîr halefim olsaydı ömrümün devr-i âhirînde bu bâr-ı azîmi (muazzam yükü) vAllah(c.c.)i, billahi, tAllah(c.c.)i kabul etmezdim. Taht-ı saltanat ile teneşir arasında ne kadar mesafe olduğunu bilirim. Siz de gözünüzle gördünüz; bir tarafta taht, bir tarafta da tabut duruyordu-»
Sultan 6. Mehmed Vahidüddin'in en yırtıcı, göğüs paralayıcı nefs muhasebesi çapındaki bu sözleri, onun, 36 Osmanlı padişahı ve belki bütün insanoğlu kadrosu içinde en talihsizi olarak, hakikatte ile büyük bir hükümdar, millet dostu ve insan olduğunu ispat eder.
O, Türk hükümdarları arasında en küçük görünmeye mahkûm, en büyüklerden biriydi.
Üstad Necip Fazıl'ın Sultan Vahidüddin adlı eserinden alıntıdır.
KURTULUŞ ANADOLU'DA !
Onun kurtuluşun Anadolu'dan gerçekleşeceğine ümidi tamdı. Bizlerinde tam!
Bir ara kendisi gitmeyi düşündü ise de, İngilizler, "Eğer Anadolu'ya geçersen İstanbul'u Rumlara işgal ettirir, taş üstünde taş bırakmayız." diyerek engellediler.
Bunun üzerine bir gün saraya çağırdığı Mustafa Kemal'i; "Paşa! Paşa! Şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin. Ancak asıl şimdi yapacağın hizmet, hepsinden mühim olabilir. Devleti kurtarabilirsin!" sözlerinden sonra, büyük yetkilerle Anadolu'ya gönderdi.
Böylece İstiklâl mücadelesi başlamış oldu......!
Bizler ne AK Parti nede diğerleri uğruna bu değerlerimizi alaşağı etme ve artık bazı gerçekleri sümen altı etme lüksüne sahip değiliz...Yalan söyleyen tarihi de kabul etmek zorunda hiç değiliz...
Bu vesile ile Sultan Vahidettün Han ve onu En güzel biçimde bize sunan Necip Fazıl Kısakürek'e rahmet ve şükranlarımızı sunuyoruz..........



