Abdullah bin Mes'ud'un son sözleri
Abdullahbin Mes'ud hazretleri, Eshâb-ı kirâmın meşhurlarından ve İslâma gelenlerinaltıncısıdır. Genç iken imân etti. Kur'ân-ı kerîmi ve hadîs-i şerîf ezberlerdi.İki kerre Habeşistan'a ve Medine'ye hicret etti. Bütün gazâlarda ve Yermükmuhârebesinde bulundu. Cennetle müjdelendi.
Abdullahibni Mes'ud, Peygamberimizin müşaviri olup, her zaman Peygamberimizin huzurunahatta evine girmeye izin verilmiş, eshâbın seçilmişlerinden idi. Her zamanResûlullahın yanında bulunarak Kur'ân-ı kerîmi iyi öğrendiği gibi pek çokhadîs-i şerîf de dinlemiş ve ezberlemiştir.
Abdullahbin Mes'ud, Resûlullahın sünnetine tamamen uyardı. Son derece misafirperverdi.Çok namaz kılardı. "Ben nafile oruç tutunca namaza zayıf kalıyorum.Halbuki namaz benim için nafile oruçtan daha kıymetlidir." derdi. Adaleteçok dikkat ederdi. Buyururduki:
"Zalimiseven kimse, Kâbe'den 70 yıl ibâdet etse, yine de kıyamet günü Allahü teâlâ onuo zalim ile beraber bulunduracaktır."
Bir günkendisine: "Ey İbn-i Mes'ud! Emr bil-mâ'rûf ve nehy ani'l-münker'e riâyetetmeyenler helâk olur" demişlerdi. O da "Hayır, kalbini ma'rûf iledoldurmayanlar helâk olur" cevabını vermişlerdir.
İbn-iMes'ud Hazreti Osman'ın hilâfetine kadar Kûfe'de kalıp, O'nun da'veti üzerineMedine-i Münevvere'ye döndü. Altmış yaşları civarında hastalandı. RüyasındaPeygamberimizi görmüş, Resûlullah onu kendi tarafına davet etmiş, o da budaveti büyük bir şevkle kabul etmişti. Bundan çok az bir zaman sonra da vefatetti. Bakî' mezarlığına defnolundu. Abdullah bin Zübeyr ve oğlu Abdullah techizve tekfin etmişler ve bütün vasiyyetlerini yerine getirmişlerdir. Cenazenamazını Hz. Osman kıldırmış, Osman bin Mazun da kabre koymuştur.
Hastalandıklarızaman Hazreti Osman hususî olarak yanına gelip, "Allahü teâlâya kavuşmahalin yakın; bir sıkıntın, şikâyetin, isteğin var mıdır?" dedi.
Cevâben:"Günahımdan şikâyet ediyorum, rahmet-i ilahiyyeyi isterim"buyurdular. "Bir tabib getirelim mi?" deyince "Hacet yok, benihasta eden Tabîbdir" cevâbında bulunmuştur.
Abdullahibn-i Mes'ud hazretlerinin kız evlâdı çoktu. Hazreti Osman'ın;"Kızlarınıza ne bıraktınız? Onların geçimleri dardır." Demesiyle"Ben onlara Vâkıa' sûresini öğrettim. Ben Cenâb-ı Peygamberden işittim ki:"Her kim geceleri, akşamdan sonra, Vâkıa'sûresini tilâvet edersefakirliğe, darlığa düçâr olmaz." cevabını vermiştir.
"Sen muallim olacak bir gençsin!"
Abdullahbin Mes'ud hazretleri, Resûlullahın huzurunda, meclislerinde sık sık bulunurdu.O derece ki Resûl-i Ekrem'in Ehl-i Beyt'inden olduğu sanılırdı. Resûlullahıneşyalarını taşırdı. Onlara hürmetinden çok güzel giyinirdi. Resûlullahın hususihizmetinden ve O'na yakınlığından meclisine müsâdesiz girerdi. Her emriniyerine getirirdi.
ResûlullahOnun için, "Sen muallim olacak bir gençsin" buyurmuştur. 70 sûreyiResûlullahın mübarek ağızlarından işiterek ezberlemiştir. Âsım, Hamza, Kısâi,Halef, A'meş gibi meşhur kıraat imamlarının silsilesi İbni Mes'ud'da sonbulmaktadır. Peygamber efendimiz, Abdullah bin Mes'ud'u Kur'ân-ı kerîmöğretenlerin başında sayardı. "Kur'an-ı kerîm'i, İbni Mes'ud, Sâlim, Ubeybin Ka'b ve Muaz bin Cebel'den öğrenin!" buyururdu.
Resûl-iEkrem Kur'ân-ı kerîm'i ondan dinlemeyi çok severdi. Sesi çok güzel idi. Birgün,"Nisa sûresini oku, Dinleyelim" buyurdu. İbni Mes'ud, "Kur'ân-ıkerîm size indi. Biz onu sizden okuduk ve sizden öğrendik" dedi. Resûl-iEkrem, "Evet öyledir. Fakat ben Kur'ân-ı kerîmi başkasından dinlemeyiseverim" buyurdu.
İbniMes'ud okumaya başladı. 41. Âyet-i kerîme olan, "Halleri ne olacak! Herümmetten şahid getireceğimiz. Seni de onların üzerine şâhid getireceğimizzaman..." âyet-i kerîmesine gelince, Resûlullah'ın mübarek gözlerindenyaşlar boşandı.
İbniMes'ud gençliğinde fakir idi. Bundan dolayı Ukbe bin Ebi Huayf'ın koyunlarınıgüderdi. Bir gün koyun güderken Peygamberimiz ve Hz. Ebû Bekir ile karşılaştı.Peygamberimiz "Ey genç, içmemiz için sütün var mı?" diye sordular.
Olmadığıcevabını alınca; Peygamber efendimiz hiç yavrulamamış bir koyunun memesinimübarek elleri ile sıvazladı ve bir duâ okudu. Koyunun memeleri derhal süt iledoldu. Hz. Ebû Bekir derince bir toprak çanak getirdi. Peygamberimiz onuniçerisine süt sağdı. Kendisi içti, sonra Hz. Ebû Bekir içti, sonra İbni Mes'udiçti.
SonraPeygamberimiz "Çekil, büzül" buyurdular. Koyunun memeleri büzüldü,eski halini aldı. Bundan sonra Abdullah bin Mes'ud Resûlullahın yanına geldi."Yâ Muhammed o söylediğin sözden bana da öğretir misin?" dedi.Resûlullah İbni Mes'ud'un başını sıvazladı ve "Allahü teâlâ sana rahmetetsin. Sen (hakkı) öğrenebilecek bir çocuksun" buyurdu. Abdullah ibniMes'ud hemen orada müslüman oldu. Böylece altınca olarak imân etmiş veSâbikûn-el evvelîn (ilk müslüman olanlardan) olmuştur.
"İktisâda riayet eden fakir olmaz."
Abdullahibn-i Mes'ud hazretlerine Resûlullah sorulduğu zaman tir tir titrer ve teriçinde kalırdı. Çünkü O'nun hakkında yanlış bir şey söylemekten korkardı.Konuşurken gayet yavaş, ihtiyatlı, ağır ağır ve sözlerini düşünüp tartarakkonuşurdu.
Vücudlarıçok zayıf, bacakları ince idi. Resûl-i Ekrem, birgün eshâba hitâben: "Sizİbn-i Mes'ud'un vücutca zayıf olduğuna bakmayın, mizânda hepinizdenağırdır" buyurdular.
Hikmetli veciz sözleri çoktur. Bunlardan bazıları:
"İnsanahelaldan olan fakirlik hali, haramdan gelen zenginlikten hayırlı olmadıkça,imânın hakikatına vâsıl olamaz."
"Kâmilinsan, övüldüğü veya kötülendiği vakit hali değişmeyendir"
"Hayıreken büyük mahsül alır. Şer eken nedâmet biçer.
"Dünyadabüyük fenâlık şirret-i lisandır (kötü dilli olmak) "
"Sıkıntısıolan kimse, çok istiğfâr okusun."
"Birgün Peygamber efendimiz bize bir doğru çizgi çizdi ve "Bu insanı Allahüteâlânın rızâsına kavuşturan doğru yoldur" buyurdu. Sonra, bu hattın ikitarafına, balık kılçığı gibi, eğik çizgiler çizip, "Bunlar da, şeytanlarınsaptırdığı yollardır" buyurdu. O halde, bir kimse Peygamberlere, sünnetetabi' olmadan, doğru yolda yürümek isterse, muhakkak eğri yola sapar. Eğereline bir şeyler geçerse istidracdır. Ya'nî sonu zarar ve ziyandır.
Peygamber efendimizden bizzat işiterek bildirdiği hadîs-işerîflerden bazıları da şunlardır:
"İktisâdariayet eden fakir olmaz."
"Saidolan kimse başkalarından nasihat alandır."
"Dünyayıâhirete tercih eden kimseye Allahü teâlâ üç tane belâ verir: Kalbinden hiççıkmayan sıkıntı, hiç kurtulamayacağı fakirlik ve doymak bilmeyen hırs."
"Allahüteâlâ dünyayı, sevdiğine de sevmediğine de verir. Âhireti ise ancak sevdiğineverir."
"İki şeyden birine kavuşan insana gıbta etmek, bunaimrenmek yerinde olur. Allahü teâlâ bir kimseye İslâm ilimlerini ihsan eder vebu da her hareketini, bilgisine uygun yapar. İkincisi, Allahü teâlâ, birine çokmal verir. Bu kimse de malını Allahü teâlânın razı olduğu, beğendiği yerlerdeharçar."



